Ana sayfa Yazarlar Prof. Dr. Oral Erdoğan Eylül’de Güven Kayboldu!

Eylül’de Güven Kayboldu!

0
Özellikle yine Fed odaklı bir ay yaşadığımızdan, farklı bir yazı ve Fed’ten bahsetmek mümkündü. Ancak, eylül ayına ilişkin Tüketici Güven Endeksinin aylık bazda yüzde 6.6 düşmesi gündeme damgasını vuracak bir gelişme oldu.
Önceki ay 77.2 olan Endeks, 72.1’e geriledi. Peki bu seviye neden önemliydi? Hemen 1 yıl önceki endeks seviyesine baktığımızda aynı seviyeyi görürüz. Yani bir yıl geçmiş arada ne fırtınalar kopmuş, bir aşağı bir yukarı gelişmeler yaşanmış; neticede ise tüketici güveni aynı kalmış. 2013 yılı ilk iki çeyreğinde bir nebze toparlanma sinyallerini büyüme verilerinde görmüştük; ne yazık ki eylül ayında açıklanan güven endeksi tüm ümitlenmelerimize karşın “şüpheli” bakışa neden olmakta.
Güven Endeksi ile birlikte açıklanan bir diğer veri ise, kaygıyı daha da artırıcı özellik taşıyor. Eylül ayında Tasarruf Etme İhtimali yüzde 21. 9 azalmış. Ekonomi kurmayları tasarruf açığımız yüksek, daha fazla tasarruf eğilimi sağlayacağız diye açıklamalar yapadursun; gidişat hiç de öyle değil. Sorun nedir? Sorun büyümek için ne yazık ki, dış sermayeye yani yabancıların tasarruflarına gereksinim duymaya devam edecek olmamız. Bu ise hiç de arzu etmediğimiz bir ekonomik yapı değil. İstediğimiz; cari açıkla büyüme modelinden üretim ve ihracat eksenli modele geçişi gürültüsüz gerçekleştirmektir. Bu ümitlerimiz bir başka sonbahara kalacak gibi görünüyor. Nitekim, hemen bir kaç ay sonra seçim türbülansına girecek bir ülkede “düz” büyüme modelinden vazgeçmek mümkün olmayacaktır.
Güven endeksine ilişkin bir saptama da; aslında bu endeksin önümüzdeki dönemlere ilişkin bir beklenti eğilim göstergesi olması denilebilir. Oysa ki, bugün bu endekse cevap verenler aslında birkaç aydır yaşanan sorunlu sürecin kendilerine olumsuz etkisini hissetmeye ancak başlamıştır. Mayıs ayına göre faizler yüzde 100’den fazla yükselmiş, ABD Doları 1.80’lerden 2 TL’nin üzerine oturmuştur. En basit mikro örnek konut kredi faizleri aylık yüzde 0.63 seviyelerinden yüzde 1’e doğru tırmanmıştır. Reel sektör açısından da bir ekleme yapalım ki; faktoring şirketlerinin uyguladığı iskontolama faiz oranlarında bugünlerde yüzde 20’ler konuşuluyor. Hal böyle olunca maliyet yansımaları hemen mayıs sonu veya haziran’da değil, ağustos sonundan itibaren etkilerini daha keskin olarak göstermiştir. Görünen o ki; FED’in yumuşama kararının etkisinin de azaldığını dikkate alırsak; faizlerde cazip bir azalmayı ve dövizdeki yangının kolayca sönmesini beklemek güçleşiyor. Burası yanlış anlaşılmasın; kur (ABD doları ve Euro) ve faiz bu seviyelerinde yükselme yapmayıp, aynı seviyelerde devam etse bile tüketicinin güven endeksindeki kırılma devam eder.
Bütçe’nin halen sağlıklı durumda kalması; bankalarımızın halen sermaye yeterliliği ve kur riski açılarından güvenli durumda olması elimizi bir süre daha güçlü tutacaktır. Cephanemizi doğru kullanmak durumunda kalacağımız bir süreç önümüzde duruyor.

ABD doları ne olacak?
Yıl sonunda 1.90 olur mu, 1.80 görür mü? Cevap vermek artık bize düşmez. Zira TCMB Başkanı önce 1.92 dedi; “olmazsa beni bulun” da dedi. Sonrasında ise 1.80 seviyelerine de atıfta bulundu.
Bizim söyleyebileceğimiz ise; merkez bankası kur seviyesine değinmemesi gerekirken değindi. Buna gerekçe bulma açısından da reel kur endeksini kullanmayı tercih etti. Grafiklerden de görülebileceği üzere bu endeksin 105 ile 120 arası şimdilik referans alınıyor. Öyle olursa da dolar eğer 2.05 seviyelerine gelirse reel kur endeksi 105’e doğru yol alıyor ve merkez rahatsız oluyor. Aksi durumu daha önceden teyit etmiştik, reel kur 121 olduğunda TL çok değerli diye rahatsız olunmuştu. 110 seviyeleri bir derece makul ifade ediliyor. Yani şimdilik kabaca 1.90-2.00 TL arası makul olmuş oluyor. Merak edeceğimiz konu ise konjonktüre biz mi karar vereceğiz yoksa başkaları mı?