Ertaç Altınöz: “Dünya aydınlıktan çok karanlık bir yer”

MDN İstanbul
  • |

Dünyaca ünlü çizer Ertaç Altınöz ile MarineDeal News adına röportaj yaptık.

Özge Güven / MDN İstanbul

Ertaç Bey önce en baştan başlayalım. Çizer olmaya nasıl karar verdiniz? Çocukluk defterlerinin kenarlarına karalanan karakterlerden bugünkü profesyonel işlerinize uzanan yolculuk nasıl başladı?

Her şey ben iki yaşındayken başladı. Küçük bir tavşan makasım vardı -80 leri yaşayanlar bilir, uçları sivri olmayan plastik makaslar- Onunla elime ne geçerse keserdim. Hem çok muntazam hem de her boşluğu kesip atarak. Sonra evimizdeki ansiklopedilerin resimlerini baka baka çizmeye başladım. Disney ansiklopedilerimiz vardı; oradaki çizgi film karakteri çizimleri beni çok etkilemiştir. Bu baka baka çizme işi zamanla video kasetlere kaydettiğim çizgi filmleri dondurup televizyon ekranına karbon kağıtları koyarak üstünden çizip kopyalar çıkarmaya evrildi. Yani her şey Disney ile başladı.

Fantastik evrenlere, özellikle “A Song of Ice and Fire” dünyasına ilk girişiniz nasıl oldu? Kitaplarla mı, dizilerle mi, yoksa tamamen merakla mı?

Game Of Thrones televizyona uyarlandığında Martin’in sadece birkaç kitabını okumuştum. O yüzden itiraf etmeliyim, benim bu evrene yoğun ilgim daha fazla Game Of Thrones dizisiyle birlikte başladı.

Bu evreni çizerken sizi en çok zorlayan şey ne oluyor? Karakterlerin fiziksel tasvirlerine sadık kalmak mı, yoksa kendi hayal gücünüzle onları yeniden yorumlamak mı?

Zorlayan bir şey pek yok aslında. Evrene hâkimim; Martin’in nasıl bir vizyonu olduğunu biliyorum ve ona uygun gerçeklikte işler üretmeye çalıştım. Zorlanmaktan ziyade, hikâyenin ruhuna sadık kalmaya özen göstermek en büyük önceliğim, ona dikkat ediyorum. Yoksa yorumlama kısmı, bu kadar detaylı tasvir edilen karakterler için oldukça kolay akıyor.

Çizdiğiniz “A Song of Ice and Fire” karakterleri arasında “işte bu tam içime sindi” dediğiniz favori bir illüstrasyon var mı? Neden o çizim diğerlerinden ayrılıyor?

İlk lisanslı “ASoIaF” projemde Iron Throne’dan Red Keep’e betimlemeler yapma şansı buldum. Rhaenyra, Alysanne, Maegor, Cregan, Meria, Brune, Largent ve Roxton gibi karakterlerden Syrax, Caraxes, Sheepstealer, Vhagar, Balerion, Tessarion, Seasmoke, Vermithor gibi ejderhalara geniş yelpazede çizimler yaptım.

Ama sanırım, “Terror Over King’s Landing”, “A Broken King”, “ The Muddy Mess” bitirdiğimde tamamen içime sinen işlerim oldular. Diğerlerinden bir adım öndeler çünkü üç resim de yaşıyor gibi hissettiren, bence ruhları olan resimler. “A Broken King”de Aegon ve üzerine düşen ilahi ışığı seviyorum. “The Muddy Mess”de ise Benjicot’un çılgınlığı gözlerinden taşıyor, ona bayılıyorum.

Hayranlar arasında da bu resim oldukça değer gördü. Benjicot’un bu kadar detaylı ve ön planda tasvir edildiği bir çalışması daha yok; o yüzden okuyucunun zihninde karakterle özdeşleşti sanırım.

Westeros gibi politik, karanlık ve çok katmanlı bir evrende en çok hangi temalar sizi besliyor? Güç mü, trajedi mi, aile bağları mı, yoksa gri karakterler mi?

Aslında tümü de… Ve hayatın bir yansıması olması. Özünde pesimist birisi değilim ama dünyanın aydınlıktan çok maalesef karanlık bir yer olduğunu tecrübe edecek kadar çok şey gördüm. Hayat sanki kötülüklerin içinde parlayan küçük kısa mutlu ve güzel anlardan oluşuyor gibi geliyor bana. Olumsuz çok şey var. İnsan, çıkarlarına dokunulduğunda, doğasında habis bir yaratık. Sanırım bu seri onu çırılçıplak resmetme konusunda oldukça başarılı, beni çeken de muhtemelen bu. Kusurları ve çirkinlikleriyle insan faktörü!

Bir karakteri veya bir ejderhayı çizerken önce metni mi düşünüyorsunuz yoksa duyguyu mu? Mesela bir Targaryen’i çizerken aklınızda daha çok ateş mi var, yalnızlık mı?

Önce daima metni düşünüyorum. Bende karakterin pozu ve nasıl göründüğü metinden, elleri ve gözleri ise duygudan kaynak alır.

George R. R. Martin’in yarattığı bu dünyada henüz çizmediğiniz ama mutlaka bir gün çizmek istediğiniz bir sahne ya da karakter var mı?

Var tabi. Lisanslı bir projede Brynden Rivers’ı ve Daemon Blackfyre’ı bir gün mutlaka çizmek isterdim. Sahne olarak da “Tragedy at Summerhall” harika olurdu.

Yeni çıkan “A Knight of the Seven Kingdoms” dizisiyle ilgili bir çizim yapmayı düşünür müsünüz? Dunk ve Egg gibi daha “küçük ölçekli” ama duygusal hikâyeler çizerken sizi nasıl bir estetik heyecan bekler?

Sebebi bende kalmakla birlikte, bir süre önce artık herhangi bir IP için fan art yapmama kararı aldım. Bu kararın bir ayağı AI’ın durmak dinlenmek bilmeden bizlerin çalışmalarından iznimiz olmadan beslenmesine uzanıyor. Bu yüzden maalesef, üzülerek ASoIaF’a da herhangi bir fan art çizmeyi bıraktım. Buna A Knight Of the Seven Kingdoms da dahil.

Ama günün birinde yine lisanslı bir projede yer almak isterim. Her sene çıkan takvimlerden birinde boy göstermek veya dizinin yeni sezon posterlerinden birinde çalışma şansımın olması müthiş olurdu.

House of the Dragon’un tartışmalı son sezonu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce anlatı tercihleri bu evrenin ruhuna yaklaştı mı, yoksa bazı şeyler eksik mi kaldı?

Beni takip edenler sıkı bir Alicent ve Aegon fanı olduğumu bilirler. Ben dizinin seçimlerinden ve bir protagonist yaratma çabasından oldukça mutsuzum. (Bu taşları, muhtemelen Rhaenyra’nın akıbeti zamanı geldiğinde internet yıkılsın amacıyla döşüyorlar.)

House Of The Dragon maalesef Fire and Blood’ın kendisi değil. Yapımcılar Rhaenyra’ya insani özellikler atfederken onu acı çekerken veya mağdur resmederken, karşısındakileri canavarlaştırmaktan ve ruhsuz caniler gibi resmetmekten resmen keyif almakta. Hikâyenin Siyah ve Yeşillere eşit mesafede durmasını tercih ederdim ama öyle değil.

Ben Sinema-TV mezunu birisiyim. Karakterlere dair kasıtlı yönlendirmeler çok gözüme takılıyor, diziyi Game of Thrones izlerken olduğu gibi kendimi kaptırarak izleyemiyorum. Bir sahne geliyor, resmen “Şimdi Rhaenyra’yı sevme zamanınız” veya “Şimdi Aemond’dan nefret etme zamanınız” şeklinde cümleler yüzüme fırlatılıyor gibi hissediyorum. Kör göze parmak durumu yani. Kolaya kaçılmış bir anlatı bu; derinliği yok.  

Game Of Thrones evreninden bir dizi izlediğimde karmaşık hisler içinde bocalamayı, fikirlerimin değişmesini tercih ederim. Bu dizi izleyiciye ne hissetmesi gerektiğini zorluyor; o zorladıkça da ben Yeşilleri daha çok seviyorum, o ayrı. Kitabı biliyorum. Aklı fikri, kendi kararları olan izleyiciyim ben. Böylesi hoşuma gidiyor.

Son olarak, A Song of Ice and Fire evrenini çizmeye yeni başlayacak genç bir illüstratöre ne tavsiye edersiniz? Bu kadar büyük ve sevilen bir dünyaya kendi imzasını atmak mümkün mü?

Tabi ki mümkün! Öncelikle kitaplara hâkim olsunlar; çizdikleri şeyin kendilerine has olduğunu hissettirsinler ama ana materyalden de kopmasınlar. Ben yıllar boyu yüzlerce fan art yaptım ve çalışmalarım bir şekilde kendi kendine dikkat çekti. Kimseye özellikle ulaşmadım.

Fakat genç arkadaşlar çalışmalarını yaptıklarında bunları Elio M. Garcia ve Linda Antonsson veya Raya Golden gibi George R.R. Martin’e yakın kişilerin ve hatta Martin’in çalıştığı yayınevlerinin görebileceği şekilde sergilesinler; mesela bu kişileri etiketleyerek tweetler atsınlar. Hatta mümkünse official takım içerisinden kişilerin mail adreslerini bulup onlara mailler atarak onlara işlerini göstersinler.

Durmadan çizsinler, çizimlerini portfolyolarında ve sosyal medyada paylaşsınlar. Benim yapabileceğim bir şey olursa ben de her zaman yardıma açığım. Bulunması çok kolay birisiyim, bana da ulaşabilirler. Arkadaşlarımızın işlerini bu evrende söz sahibi önemli kişilere gösterebilirim.

Bunu Paylaşın