Ana sayfa Yazarlar Gökhan Esin Enflasyon ortamındaki değerlenmeler yanıltıcı zenginliktir

Enflasyon ortamındaki değerlenmeler yanıltıcı zenginliktir

0
Enflasyon Faiz
Gökhan Esin

Enflasyon tüketicilerin kontrol edemediği ve istemediği bir şekilde yükselebilir. Tıpkı 1950’nin sonlarından beri ülkemizde olduğu gibi… Kimi zaman azaldı, kimi zaman şok etti ama bir şekilde nefesini ensemizde hissettirdi.

Fiyatların sürekli arttığı bir ortamda girişimcilik yapılabilir mi? Elbette fiyat istikrarının olduğu bir ortama kıyasla zor yapılır. Enflasyonist ortamda yükselen gelirler, değerlenen varlıklar yanıltıcı zenginliktir. Fiyat artışları sosyal dengesizliği körükler. Bu bakımdan, enflasyon, yatırım için değil spekülasyon için ortam hazırlar. Alım gücü olanların satın aldıkları ürünleri, bekleme sonrasında daha yüksek fiyata satabilmesine imkân tanır. Dolayısıyla, alım gücü olmayanlar artan kira bedelleri vb. yükler altında kalır. Friedman’ın öncülük ettiği Monetaristlere (Parasalcılara) göre; enflasyonu kontrol altına almak için en etkin araç para politikasıdır. Para arzındaki değişmeler, para talebinden bağımsız bir şekilde para otoritesince belirlenir. Hatta bir konuşmasında bunu “enflasyon her zaman, her yerde parasal bir olgudur” diyerek de özetlemiştir.

Tüketici fiyatlarını kontrol edemez
Friedman’ın dediği gibi olmasaydı sayısal olarak (hem üreticiden hem de diğer gruplardan) üstün olan tüketicilerin ekonomiyi ya da enflasyonu kontrol edebilmesi icap ederdi. Ama gerçek böyle değil. Enflasyon tüketicilerin kontrol edemediği ve istemediği bir şekilde yükselebilir. Tıpkı 1950’nin sonlarından beri ülkemizde olduğu gibi… Kimi zaman azaldı, kimi zaman şok etti ama bir şekilde nefesini ensemizde hissettirdi.

Aslında bu iki grubun yani üretici ile tüketicinin etkilendiği enflasyon da farklıdır. İki önemli enflasyon ölçüsü bulunur; üreticilerin katlandığı fiyat artışı (ÜFE) ve tüketicilerin (TÜFE) katlandığı artış. Dediğimiz gibi hiçbir tüketici enflasyon istemez ancak, üreticiler yaşadıkları fiyat artışını tüketiciye yansıtmazsa iflas bayrağını çeker. Yani iki tarafında tam olarak kontrol edemediği sebepler enflasyona yol açmaktadır.

Gelelim bu iki endeks arasındaki etkileşime… Zaman zaman bu iki endeks gece-gündüz gibi ayrı telden çalabiliyor. Örneğin, mayıs ayında ÜFE-TÜFE arasındaki fark yüzde 21’i aşarak ÜFE lehine bir rekora imza attı. Son yıllardaki en büyük fark! Şöyle bir örnekle açıklayayım; bundan 5 yıl öncesine kadar fark yüzde 10’u geçtiğinde konuyla ilgili raporlar yazılırdı.

ÜFE-TÜFE arasındaki farkın sebebi nedir?
TÜFE ile ÜFE arasından belli başlı farklar vardır. Örneğin, ÜFE’de hizmet fiyatlar yer almıyor. Ağırlıklı olarak üretim fiyatları yer aldığından döviz kuru oynamalarına yönelik hassasiyeti daha fazla. Dolar kuru ithalatta ek vergi gibi fiyatları direk yukarı iter ve üretim maliyetini artırır. Örneğin, nisan ayını takiben dolar/TL’sinin 7,3 TL’den 8,6 TL’ye çıkışı yukarıda bahsettiğimiz gibi mayıs ayında sert bir ÜFE şokuna sebep oldu. Elbette üretici fiyatlarındaki yükseliş yavaş yavaş tüketici fiyatlarını tırmandırmaya başlayacaktır. Buna da “geçişkenlik” denmektedir. Geçişkenlik, bir anda olmaz. Zaten “zaman” dediğimiz kavram da her şeyin bir anda olmasını engelleyen bir tabiat kanunu değil midir?

Ayrıca, TÜFE hesaplanırken vergi dâhil fiyatlar kullanılıyor. Haliyle, vergi değişiklikleri sadece TÜFE’yi etkiliyor. Bu fark da “geçişkenlik” süresini yöneten bir unsurdur.

ÜFE-TÜFE arasındaki geçiş süresi nedir? 
Yıllar evvel Merkez Bankası’nın yaptığı bir çalışmada; üretici fiyatlarına gelen bir şokun yüzde 30’unun iki yıl sonunda tüketici fiyatlarına yansıyacağı tahmin ediliyordu. Yani ÜFE’deki yüzde 10 artış, TÜFE’yi yüzde 3 tırmandırıyordu. Ancak geçiş süresi son dönemde bir hayli azaldı. Hatta analizlere göre geçiş yüzdesi de arttı. ÜFE’den TÜFE’ye geçişin büyük bölümü (yaklaşık yüzde 40) 3 ay içinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla, ÜFE’de görünen son artış sebebiyle, haziran ve temmuz aylarında geçiş kaynaklı enflasyon artışı gözlemleyebiliriz.

Fakat bu defa geçişkenlik, geçmiş hesaplamalardaki gibi yüzde 30 ya da 40 oranında olmayabilir. Zira eşel mobil sistemi (yani vergi ayarlaması yoluyla rafineri fiyatındaki değişimin pompa fiyatına yansıtılmaması) ÜFE’den TÜFE’ye geçişin önüne set ördü. Diğer bir söyleyişle, geçiş evvelki dönemlere kıyasla daha az olacak gibi… Tabii bu durum enflasyonun belli bir süre suni şekilde düşürüldüğünü gösteriyor.

Peki, enflasyon neden bu kadar mühim? Enflasyon sadece paranın değer kaybını ifade etmiyor, buna bağlı olarak son dönemde herkesin merakla takip ettiği faiz kararlarında da önemli bir yer teşkil ediyor. Enflasyonun düştüğü ortamda faizlerin de düşmesi beklenir. Dolayısıyla ÜFE’deki değişim TÜFE’yi, bu da Merkez Bankası’nın faiz kararını etkilemektedir.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi değildir.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.