Türkler tarih boyunca büyük zorluklarla karşılaşmış hem dış hem iç tehditlerle mücadele etmiştir. Özellikle terör, siyasi çekişmeler, dincilerin yarattığı erozyon, adalette kayırmacılık Türk kültürüne saldırı olarak algılanmaktadır. Devletin temel sütunları ile kültürel değerlerin korunması toplumun geleceği için kritik öneme sahiptir.
Bu temel sütunları yıkmak isteyenlerin başında Terör Örgütü PKK ve FETÖ olduğu bilinmektedir. PKK’nın terör örgütü olduğunu birçok ülke ve NATO kabul etmiştir. Buna rağmen, Türkiye’de MHP liderinin, terör elebaşı için “özgürlük” isteği toplumda infial yaratmıştır. Konu gündemini korumaktadır.
Anayasa’ya ve her değerine bağlı kalacağına yemin eden Bahçeli, en barışçıl komutan olan “Mustafa Kemal”e sevgisini gösterip, mezuniyetlerini kutlayan yiğit Teğmenlerimize bir kürsü konuşmasında itiraz etmesiyle, Teğmenler görevlerinden ihraç edildi. Bu süreç boyunca MSÜ Rektörü ve MSB Bakanı “aferin hep böyle olun” demedi, gençleri “disiplinsizlikle” suçladı. Oysa ki komutanları ne “disiplinsizlik” ne “emre itaatsizlik” var dedi. Türk milleti için Teğmenler Davası böylece başladı. Bebek katili Öcalan’a “özgürlük” isteyenle Mustafa Kemal’in izindeki teğmenlere had bildirmeye çalışan aynı siyasi kimlik: Milliyetçi hareketin lideri. Yüce Türk milleti, KHO birincisi Teğmen Ebru Eroğlu ve silâh arkadaşları görevlerine iade edilene kadar mücadele için ant içti. Sonuç, Cumhur İttifakı milletin tepkisini kazandı. Teğmenler tarihe altın harflerle geçti. Meydanlarda, türbinlerde “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye haykıran halk, bebek katiline özgürlük, villa, evlilik için “hayır” dedi. Bahçeli’nin başını çektiği bu iki vaka siyasilerin millî duruşunu bir kez daha sorgulattı.
Anayurdumuzda varlığımız antropolojik ve arkeolojik belgelerle M.Ö. 9000’lere dayanır. Atatürk, Türk Tarih Tezi ve başkaca ciddi çalışmalar yaptırmıştır. Bazı siyasiler Türklerin Müslümanlığı kabulü de olan 1071’i Anadolu’da varoluşun başlangıcı kabul eder. Büyük Türk Sultanı Alparslan ile övünenler ne hikmetse “Türk yüz yılı” demez. Atatürk’ün, Fatih’ten miras İstanbul’u kurtarışını kutlamaz ama cumhuriyetin sütunlarını hırpalayanlara sahip çıkarlar. Ordu millet bir ulusuz, sahip olduğumuz bu coğrafyada güçlü orduya sahip olmalıyız. Toplum komutanlarını sanık, hainleri tanık, teröristleri özgür görmek istemiyor. Karşı devrimci, rövanşist tutum değil, Türk milletini koruyan millî politikalar istiyor.
Bizden öncekilerin mirasını koruyup bir sonraki nesle artırarak bırakmak yurttaşlık görevidir. Halkın isteği ise millî gelirin eşit yayıldığını görebilmektir. Hükûmet ekonomiyi düzeltemiyor. Yıllarca çılgın proje İstanbul Kanalı’na “kaynak var” diye savunan İktidar, şimdi Boğaz köprülerini satacağını duyurdu. Bu bir ekonomik tutarsızlıktır. İç-dış politika millî menfaatlere göre dizayn edilmeli, liyakat esas alınmalıdır. İstikrarsız tutum, topluma güven vermiyor.
Önceki neslin yaptıklarını inkâr edip “önceden yoktu, biz yaptık” denilmesi binlerce yılı silip atmak demektir. Millî sınırlar kültürel sınırları belirlemez. Zira kültürel sınırlarımız dilde doğuya, dinde güneye, törede tarihin derinliklerine, siyaset ve ekonomide batıya doğru uzanmaktadır (Ohri, 1977). Geçmişten ders almalıyız zira Atatürk’ün kurduğu değerleri yok sayarak gidilecek yer hiç iyi değil. Orta Doğu uzun zamandır istikrarsız. Tarihimizde biraz geriye gidelim. Osmanlı Padişahı II. Mahmut (1808-1839) Batılı askerî sistemine uygun bir düzenli ordu kurmak istedi. Ancak bunun için temel savaş gücü olan Yeniçerileri lağvetti. Osmanlı’nın stratejik önemi bugün daha iyi anlaşılan toprak kaybı da bu dönemde oldu. Canlarımız yitti… 100 yüz yıl sonra Mustafa Kemal bir güneş gibi doğdu. Türk milletinin azim ve kararlılığıyla anavatan son bir cüretle düşmandan kurtarıldı. O günkü yokluk şartlarında anavatan kurtarıldı, üzerine değer olarak bugünden fazlası yapıldı. Kaybettiğimiz topraklara maalesef Batılı sömürgeciler çöktü. Araplar değişmediğini komşumuz İran’a karşı tutumunda yine gösterdi. O nedenle Anayasa’ya bağlı kalınarak, ayrıştıran değil birleştiren dil esas alınmalı.
Türklerde devlet fikrî ırksal, psikolojik, sosyolojik, teolojik, siyasal ve tarihi bakımlardan köklü bir geçmişe dayanır. Bağımsızlık vazgeçilmezidir. Tehditte tek yumruk olur. Bu topraklarda doğan her insan aile, eğitim ve toplumsal yaşantısında kültürüne layık yetiştirilir. Devlet milletini millet de devletini korur. Terörist caniye özgürlük istendiğinde türbinlerde, 15 Temmuz hain kalkışmada yurdun her köşesinde gördüğümüz gibi. Bunu İran halkında da görmemiz tesadüf değil. Türk ordusunu kumpas davalarla tırpanlama kalkan, şehit eden zihniyetleri ve bağlılarını unutmayın. Hainler darbe girişimlerinde devletine bağlı o Atatürkçü subaylar sayesinde bastırıldılar. Devletin her alanına sirayet eden bu kadrolaşma önceki hükûmetlerde yer etti, AKP iktidarı döneminde palazlandı. Basında yer alıyor, devletin kritik kurumlarında yeni tarikatlar köşeleri kapmış. Teğmenlerin Atatürk ilkelerine bağlılığı, millet sevgisi sorgulanacağına teröristlerin sırtını sıvazlayan, tarikatlara kadro açan siyasiler kim, araştırılsın.
Bir Terör ve Casusluk örgütü elebaşı sümüklüyü kutsal sayanlar, her istediğini veren, “bitsin artık bu özlem gel” diyen nice isimleri Türk milleti unutmadı. Türkler, kula kulluk edilmesin, bağımsız ve özgürce yaşanabilsin diye Kurtuluş Savaşı’nda şehit oldular. Vatanı sümüklü ajandan, kravatlı teröristten, hain PKK’dan kurtaran şehit aileleri ve gazilerimiz bebek katilinin salıverilmesine razı değil. FETÖ’ye methiyeler düzüldü sonra “affet beni halkım, kandırıldım” dendi. Halk şimdi “Yeter, artık kandırılma” diyor.
Siyasi liderlerin söylemleri, terörle mücadeledeki çelişkili yaklaşımlar ve Anayasa tartışmaları, yurtseverlerin haksız ithamlarla karşılaşması, genç teğmenlere yapılan hukuki baskılar ve millî değerlere saldırılar toplumda güven sorununa yol açıp toplumsal huzuru zedeliyor. Kurtarıp kurduğu devletimizi yönetenler Atatürk’e küfür edilmesine ses çıkarmıyor. “Adalet mülkün temeliyse ve iradesi Türk milletindeyse onun öz tarihine karşı küfr hangi vicdansızları mutlu etmektedir?” “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen Teğmenler bu milletin özünden doğmuştur. Peki bu Türk milletine zulm değil midir?
Oysa ki Sultan Alparslan’ın veziri Nizamülmük ne demişti: Küfr ile belki amma zulm ile payidar kalmaz memleket.
Umarım uygarlığı ve insanlığı dünyaya yayan Türk devlet aklı, bu kültürünü ehil ve erdemli ellerle sürdürür. Milletine uzanan kötü dillere haddini bildirir. Atatürk’ün yaptığı gibi yurdunda ve dünyada barış için her alanda savaşa hazır evlatlar yetiştirip baş tacı eder.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız pek kutlu. Türk evlatlarının ev sahipliğinde dünya çocuklarıyla birlikte coşkuyla kutlanmasını dilerim.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





