Ana sayfa Editörün Seçtikleri ‘Dünya, yüksek enflasyon girdabından kurtulamayacak’

‘Dünya, yüksek enflasyon girdabından kurtulamayacak’

0
high inflation yüksek enflasyon
Prof. Dr. Mehmet Şişman

ABD’de oluşan yüksek enflasyon korkusu ile birlikte oluşan beklentiler Amerika’nın ciddi bir parasal sıkılaştırma yapacağı yönünde oldu. Dünya ve ABD enflasyonunun nereye gittiği takip edilirken gelişmelerin küresel ekonomilere etkisini MarineDeal News okurları için Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi, Uluslararası İktisat Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Şişman’la konuştuk

Tamamen ABD parasal sıkılaştırma eğiliminin tüfe ve çekirdek enflasyonu ve resesyon koşullarının ortaya çıkışına bağlı olarak belirleneceğini düşünüyorum. Enflasyon Ekim 2021’den beri ivmelenerek nisan ayında yüzde 8,3 olarak gerçekleşti. İşsizlik yüzde 3,6 ile tarihi olarak düşük seviyelerde olmasına rağmen, 5 Mayıs’ta 75 baz puan artırmayı planlasalar da 50 baz puan artırdılar. Durum aciliyet kazanıyor, zira 40 senenin en yüksek enflasyonu yaşanıyor ABD’de. Bununla birlikte öncelikle enflasyon daha sonra işsizliği göz önüne alarak faiz artırmaya devam edeceklerdir ama temkinli bir biçimde. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve enerji (genel olarak emtia) piyasasındaki altüst oluş hem enflasyona neden oluyor hem de faizin daha yüksekte belirlenmesini engelliyor bir anlamda. Öte yandan esas olarak 2008 krizi sonrası genişleyen merkez bankası bilançosu ve Covid 19 salgınıyla yapılan yardımlar ve verilen düşük faizli krediler enflasyonun esas nedeni. Covid salgını sönümlense de tam bitmedi ve genişleyen bilançoyu (yaklaşık 9 trilyon dolar) daraltmak zorundalar, aksi takdirde daha yüksek enflasyonla karşılaşacaklar. Bu nedenlerle, kanımca, her toplantı 50 baz puan altına düşmeden yıl sonuna kadar 5 toplantıda faiz artırılacak. Bu da 300 baz puana denk gelir, toplam faiz yüzde 4 olacak yaklaşık olarak. Bu durum enflasyonun çift hanelere gelmesini engelleyemeyecek. O nedenle resesyondan kaçınmak yüksek enflasyonu sürdürmeyi getirecektir. Savaşın da uzun süreceğini anlıyoruz. Resesyonu yönetmek amacıyla piyasalara yeterli zaman kalacak mı belli değil, zira borsalarda geçen haftalarda keskin düşüşler gözlendi. Özetle resesyonu ötelemek isterken yüksek enflasyon girdabından kurtulamayacak dünya sistemi. Bu da stagflasyonist koşulların bir süre gündemde olmasını getiriyor. Finansal kriz için koşulların hazır olduğu bu süreç, tamamen politik nedenlerle sermayenin merkez kapitalist ülkelere yönelişini hızlandırabilir. Kârlılık güneyde hâlâ yüksek olmasına rağmen finansal kırılganlık had safhada, fakat finansal koşullar kuzeyde görece daha uygun.

ABD’de resesyon tehdidi, yükselen enflasyon, Çin’deki koronavirüs karantinaları ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali yatırımcıların korkularını artırırken küresel hisse senetlerinde art arda düşüşler yaşandı. Tüm bu gelişmeler ışığında dünya ekonomisi kendisini nasıl toparlar?

Sektörel orantısızlıklar yeşil dönüşüm veya yeni teknolojilere yatırım için uygun ortam yaratamazsa borsalar ve para piyasalarındaki sarsıntılar hatta finansal krizler yaşanma olasılığı yüksektir. Dünya ekonomisi; ABD hegemonyasının zayıfladığı bir süreçte, Çin ve Rusya’nın yeterince etkili olamadığı bir ara dönemde güç kaybederek kriz, emek sömürüsünü daha da artıramayacağı noktalara çektiğinden, ekonomi dışı unsurların kriz eğilimlerini pekiştirdiği bir sürece girmiştir. Keskin finansal krizler olmazsa sürpriz olur. Bu sürpriz de sermayenin yeni yatırımları artırmasıyla mümkün. Enflasyonist süreç yatırımları boğacağından, önce enflasyonu çözmek için yeni işsizler ve yoksullar yaratacaklar. Bu süreç tabii özellikle gelişmekte olan ülkeleri ve Çin gibi üretici ülkeleri derinden etkileyecek gibi gözüküyor. Zira Çin’deki büyümenin 2022’de yüzde 4’lerde olması bekleniyor. Bu olgunun topyekûn etkisi dünya ekonomisinde yüzde 3’ün altına düşen daralma sürecinden anlaşılacaktır. Daralmanın keskinliği ve uzunluğu politik uzlaşma sürecinin gelişmesine bağlıdır. Daha sonra ‘eksik tüketimi’ ve ‘orantısız yatırımları’ aşınca yeni kârlılık olanağı yaratabilecek ortam, reel ücretin artışına bağlı olarak belirlenecektir. Reel ücretler de enflasyon ve işsizlik düşmeden artmıyor ne yazık ki. Öte yandan küresel tedarik sorunları, jeopolitik açmazlar ve enerji fiyatları çözülmesi öncelikli sorunlar olarak devam etmektedir.

Avrupa Merkez Bankası (ECB)’ndan faizlerde Fed’in aksine artış yönünde belirgin bir duruş göremiyoruz. Enflasyon yüksek evet ama AB ve Euro Bölgesi de resesyona girmek üzere ve faizleri ne kadar artırabileceklerine dair soruya cevap bulunamıyor. Bu belirsizliğin devam etmesi neleri tetikler?

Euro Bölgesi Hırvatistan’ı da içine alacak olmasına rağmen derin bunalıma daha önce ve yakın duruyor. Zira Almanya’nın Rusya’dan aldığı petrol gazı ikâme edecek Norveç ve biraz da ABD doğalgazından fazla bir seçeneği yok. Bu nedenle yüksek enerji fiyatları başta Almanya olmak üzere bütün Avrupa’yı etkilemektedir. İngiltere resesyona girdi girecek zaten. Bu nedenle faizi hemen artıramıyorlar ama enflasyon ortalama olarak ABD’ye yakın Avrupa’da, üstelik işsizlik görece daha yüksek (iki katı). AB’de önümüzdeki yaz sonuna kadar faiz artırma gündeme gelmeyebilir. Sonbaharda AB’de ABD’yi izleyerek faiz artırma sürecine girecek, zira enflasyon giderek yükseliyor. Yapısal olarak faiz artırma süreci euro-dolar paritesini tekrar yukarıya çekebilir, bu da Portekiz, İspanya, İtalya ve Yunanistan’ın tahvil borçlarını daha riskli bir finansal ortama sokar. Bu ülkelerin Alman ve Fransız bankalarına 1,5 trilyon dolar civarı tahvil cinsinden borcu var. Güney Avrupa ülkelerindeki borç sorunu AB’yi bu kez (ikinci defa) içinden çıkılmaz hâle getirebilir. AB de bunu hesapladığından teknolojik dönüşümü hedefleyen adımlar atıyor ve yatırımlarını daha çok yeşil dönüşüm, yonga ve endüstri 4.0 üzerinden gerçekleştiriyor. Güney Avrupa’da sorunlar aniden artmazsa AB yoluna devam edecek süreci yakalayabilir, aksi takdirde AB içinde bölünme eğilimleri güçlenebilir. Birinci durum Türkiye açısından daha elverişli mi emin değilim. Bununla birlikte AB’de çıkan bir kriz Türkiye’yi etkilediği gibi tersi de geçerlidir.

TCMB’nin para politikasına bakıldığında, atılan adımlar enflasyon üzerinde etkili olmadı. Bundan sonra Merkez Bankası, politika faizini artırsa da enflasyon üzerinde etkisi olur mu? TCMB, başka hangi adımları atmalı, hangi araçları kullanmalı ki Türkiye ekonomisinde olumlu etkiler görebilelim?

Para politikası etkinsizliğinin getirdiği sorunlar geçen ağustostan bu yana arttı. Benim gibi birçok akademisyen ve iktisatçı bu konuda uyarılarda bulundular. Faizler artırılarak yükselen enflasyonist sürece tepki verilebilirdi. O zaman belki TÜİK enflasyonu 40’ın altında olabilirdi. Faizlerin düşürülmesi ve enflasyonla makasın 50 puana kadar çıkması, enflasyonu düşürmekten ziyade inşaat ve diğer kredi kanalından büyümenin tercih edildiğini gösteriyor. Buna rağmen yeterince büyüme olmayacak hatta buna talep düşüşü de eklendiğinde resesyona girme riski artıyor. Bu koşullar sadece Merkez Bankası’nın altından kalkacağı boyutu aşıyor. Yine de bir an önce faizler artırılarak sıkılaştırma gerçekleştirilmeli, böylece rezervlerin artışı için ortam yaratılmalı. Yabancı sermaye faiz artışını önemseyebilir hâlâ. Yaz aylarında sıkılaştırma yönündeki belki son fırsat olarak faiz artışı sürecine girilmezse sonbaharda finansal kriz olmayacağının garantisi yok. Finansal kriz olmazsa bile, resmî rakamlara göre 3 haneli enflasyonun ekim ayında gündeme gelmesi yoksulluğu ve yoksunluğu daha da artırarak toplumun sorunlarını ağırlaştırır. Para politikası tek başına yetmez, takviyeli yeni model iktisat politikası araçları kullanılmalıdır.

Türkiye ayrıca 700 baz puan üzerine çıkan CDS primiyle, Arjantin ve Rusya’dan sonra dünyanın en çok riskli üçüncü ülkesi konumuna geldi. Ülke ekonomisinin göstergeleri nasıl güven verir hâle gelir?

Enflasyon ve yoksulluğun artışı bir numaralı sorundur ülkemizde. İktisat politikası bunu tersine çevirebilir. Bunun için önce dezenflasyon, sonra işsizlik ve büyüme için çalışılmalıdır. Maliye politikasında gayrimenkul fiyat artışları tersine çevirecek bir vergileme gerekiyor. Ayrıca üretici fiyatlarındaki artışın ivmelenmesi engellenmeli, bu da kurun daha makul seviyelere gelmesiyle mümkün. Sanayi üretiminin marttaki düşüşü, verilen düşük faizli kredilerin üretken yatırımlara kaymadığı anlamına gelmekte, cari açık yine eski düzeyine doğru hareketlenmektedir (yıllık yaklaşık 25 milyar dolar, yılsonu 40 milyar dolar bekleniyor). Bu olgu da mevcut Kur Korumalı Mevduat (KKM) modelinin çalışmadığını göstermektedir. Bir an önce ve acil model değişikliği gerekiyor. Buna bağlı olarak, ABD’deki faiz artışına müdahale edemeyeceğimize göre elimizde kredi genişlemesini yavaşlatmaktan başka seçenek kalmıyor. İç talep dış talebe göre ABD’deki faiz artışı sürecini dikkate alırsak görece daha elverişlidir. Kısa vadede faiz artırdığımızda, kur artışının yavaşlaması enflasyonu ve iç talebi rahatlatabilir. Enflasyonu dünyadaki gelişmekte olan ülke ortalamalarına yani tekrar yüzde 8’lere çekmeden güven sağlamak zor. Mevcut para, maliye, dış ticaret ve gelirler politikasıyla bunu sağlamak çok zor. Hepsini yenilemek ve rezervleri tekrar artırmanın yolunu bulmak gerekiyor. Uzun vadeli iktisat politikalarını tasarlamak amacıyla ‘Türkiye İktisatçı Konseyi’ oluşturulup, tartışmaya başlamanın zamanı gelmiştir. Finans girdisinin ötesinde bir sorunla karşı karşıyayız. Enflasyonist sürecin başta tarım ve sanayide maliyetler olarak sürdürülebilir düzeye gelmesiyle göstergelerin de dünyadaki benzer ülkelerdeki düzeye getirilmesi birincil konudur ekonomide. Sonrasında model değişikliği şart. Neoliberal iktisat politikaları toplumsal dengeleri bozucu etki yapıyor artık. Kısa vadede, faizi artırmadan ve harcamaları kısmadan ne enflasyonu düşürebiliriz ne de rezervleri tekrar artırma olanağımız olur. Üretimin artışı için gelirlerin artması orta vadede en acil konudur. Böylece üretimin altyapısı hazırlanabilir. Bununla birlikte kriz eğilimi göstergelere olan güveni olumsuz etkiliyor. Bu sorunla baş etmek için reel ücretleri artıran bir sürece girmek önceliklidir.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.