Dünün söndürülen ışığını yarın yeniden yakmak için – 2

MDN İstanbul
  • |

Köy Enstitüleri felsefi sistemi

Bir şeyin felsefesi; o konunun temelindeki anlamı, varlık sebebini, arka planını ve mantıksal çerçevesini sorgulayan sistemli düşünce yapısıdır. Sadece “nasıl” yapıldığına değil, “niçin” o şekilde yapıldığına dair kök nedenleri ve değerleri inceleyen, derinlemesine bir bakış açısıdır. 

Bu tanım kapsamında Köy Enstitüleri felsefi sistemi, bu yazının konusudur. Köy Enstitüleri’nin kurucu kadrosunun oluşturduğu ve şekillendirdiği bu sistemin ana hatlarına; konuya ilişkin resmi dokümanlardaki, meclis konuşmalarındaki, konferans/seminer çalışmalarındaki, söyleşilerdeki, anılardaki, canlı tanıklıklardaki, dönemin gazete haberlerindeki, makalelerdeki, tezlerdeki ve en önemlisi Köy Enstitüleri’ndeki her tür uygulamaya ilişkin bilgileri içeren kitaplardan ve yazılardan ulaşmaya çalıştım.

Köy Enstitüleri felsefi sistemi; “insanca yaşamı” esas alan değerlerden, ilkelerden, kurallardan oluştuğu için “zamandan bağımsız” olarak, sadece Köy Enstitüleri dönemine değil, geleceğe de rehberlik eden, olması gerekeni ortaya koyan bir bütündür. Sistemi değerli kılan ve bugün dahi üzerinde konuşmamıza sebep olan başat husus da budur.

Aşağıdaki ana başlıklar altında bu sistemin temel taşlarını bir araya getirerek neyi amaçladığını özetlemeye çalıştım. Köy Enstitüleri felsefi sisteminin; ülkenin bundan 86 yıl önceki durumunu, günümüzdeki durumunu ve gelecekte olmasını arzuladığınız durumunu bir arada düşünerek, “Uygulanmadı ve ülke bugün ne konumda?”, “Uygulansaydı ülke bugün ne konumda olurdu?”, “Uygulanırsa ülke yarın ne konumda olur?” türünden sorular içeren sorgulayıcı bir bakış açısıyla, sahip olunan dünya görüşünden/ideolojiden bağımsız ve objektif bir yaklaşımla okunması ve yorumlanması yararlı olacaktır. Çünkü, “İnsan herkese yalan söyleyebilir. Sadece vicdanına yalan söyleyemez.” gerçekliği sebebiyle, doğrunun, olması gerekenin görüleceğini değerlendiriyorum.

İlginizi çekebilir:

Dünün söndürülen ışığını yarın yeniden yakmak için – 1

Teori ve uygulama bütünlüğü ile üretkenlik

Eğitim; aileden okula ve okuldan da topluma yayılan bir davranış değiştirme sürecidir. Bireyin gelişimi için yola çıkılsa da eğitimin temel amacı bireylerin oluşturduğu toplumda hedeflenen nitelik ve niceliği çağdaş yaklaşımlarla oluşturmak ve ülke gelişimine katkı sağlamaktır.  Yani amaç bir araya gelmeyi ve birlikte değişip üretmeyi öğrenerek güç birliği yapmak ve olumlu yönde değişimi, gelişimi gerçekleştirmektir.

Bu esas temelinde eğitimde uygulanan yöntem; bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı ya da ezber olmaktan çok, gerçek yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, uygulanabilen, kullanılabilir bir aygıt haline getirmektir. Köy Enstitüleri eğitimi; iş temeli üzerine oturtulmuşiş içinde iş ile öğretme” özünde, bilginin teoride kalmayarak uygulamaya geçirilmesini hedeflemektedir.  İnsanın yaparken, üretirken öğrenmesi, öğrendiklerini uygulaması; insanı önyargılardan, koşullandırmalardan arındırır. Çünkü; anlatılanların gerçeğini, üretmenin zorluğunu, yapabileceklerinin sınırlarını göreceği için insanın öz güveni gelişir, içindeki “acaba” korkusu yok olur. Bu korkuyu yenen insan; birilerinden veya birtakım efsanelerden medet ummaya, kurtarıcı beklemeye son verir, zenginin vereceği işe muhtaçlık açmazından kurtulur.  Aynı zamanda kafası bilgi, elleri beceriyle donatılan kişi; hem çok üretir hem de ürettiklerinin paylaşımını denetleme bilincine ulaşır. 

Çok yönlülük

Gerçek bir eğitim, insanın kişiliğini tüm yönleriyle geliştiren düzenli bir etkiler sistemidir. Çok yönlü bir kültüre, altyapıya, beceriye sahip kişi; yaşamının çeşitli dönemlerinde edindiği bilgi, tecrübe ve izlenimleri araştıran, soran, deneyen, akıl ve zekâsını kullanarak değerlendirebilen ve sonrasında kullanan kişidir. Her insan öğretmen, sağlık memuru vb. olamayabilir ama bir şey olabilir. En azından kendisine yararlı, başkasına zararsız bir insan olur. Çok yönlülüğün; insan yaşamında çok önemli bir yer tutan meslek seçimini kolaylaştıran bir yönlendirici olma, alternatif sunma özelliği vardır. Kişinin kendi özelliklerinin farkına varabilmesini sağlayan çok yönlü bireysel eğitim ve devamında bilinçli olarak seçilmiş bir meslek; toplumsal yaşama katkı sunan, kişi yaşamını üretken, özgüvenli, anlamlı, heyecanlı, mutlu, huzurlu, pozitif kılan bir husustur.

Ahlâk

En basit tanımıyla ahlak, insanların doğru-yanlış, iyi-kötü davranışları ayırt etmesini sağlayan değerler ve kurallar bütünüdür. Yani bir insanın hem kendine hem de başkalarına karşı nasıl davranması gerektiğini belirleyen bir tür içsel pusuladır. Ahlak, sadece kurallar listesi değil, aynı zamanda vicdan, niyet ve sorumluluk içerir. Toplumdan topluma bazı ayrıntılar değişse de, dürüstlük, adalet, saygı gibi temel değerler çoğu yerde ortaktır.

Köy Enstitüleri’nde “ahlak” dersi adıyla ayrı bir ders yoktur; fakat ahlak eğitimi, teoriden çok eğitimin bütününe yayılmış şekilde uygulama ve yaşam içinde kazandırılan temel bir unsur olarak müfredatın merkezinde yer alır. Öğrenciler sadece teorik dersler değil; tarım, inşaat, el sanatları gibi üretime dayalı çalışmalar yaparlardı. Bu süreçte; sorumluluk alma, emeğe saygı, dayanışma ve yardımlaşma gibi ahlaki değerler doğrudan yaşayarak öğrenilir. Okul yaşamı bir nevi küçük bir toplum gibidir; ortak karar alma sayesinde demokrasi ve adalet, birlikte, grup olarak çalışma kültürü sayesinde rekabet yerine dayanışma, iş birliği, imece, kooperatifçilik kültürü, kendi işini yapma sorumluluğuyla öz disiplin kazandırılır.

Özyönetim

Derste, işte ve yaşamın her alanında öğrenciye bireysel ve toplu roller verilir. Bazı öğrencilerin yöneten, bazılarının da hep edilgen birer yönetilen olmaması için, yönetsel görevler dönüşümlü ve kısa süreli yaptırılır. Gerçek demokrasi anlayışı çerçevesinde; kendi kendini yönetme hak ve sorumluluğu için, herkesin eleştirilebileceği, hesap verebileceği bir düzen için mücadele etmesi, sadece “sandık demokrasisi” ile yetinilmemesi gerektiği aşılanır.

Nitekim biçimsel demokrasilerde geri üretim yaşamının, geleneksel yapının kıskacındaki eğitilmemiş halk, kendinden yana bir iktidar oluşturamaz.

Vatan sevgisi

Gerçek vatan sevgisi; vatana aidiyet hissetmek ve hizmet etmek, yapılan işin, görevin gerekliliğine inanmak, sadece eleştirmek yerine üzerine düşen sorumluluk ve görevleri layıkıyla yerine getirmeye çalışmaktır. Vatanın, ülkenin, devletin devamı için, yetişen nesillere kendinden önceki neslin yaptıklarını aşmayı öğretmek, bir sonraki yeniyi yaratabilecek insanları geliştirmek esastır. Vatandaşa; ülkesinin bağımsızlığına, ulusal varlığına ve kendi benliğine düşman olan unsurlarla mücadele etmeyi öğretmek hedeflenir.

Kültürde yerelden evrensele

Bu sistem, dünyadaki uluslarının en güçlü kesişim kümesi olan “evrensel kültür”e en etkili biçimde yerel ve ulusal değerlerin işlenerek ulaşılabileceğini esas alır ve bu esasa göre bir eğitim yöntemini öne sürmektedir. Evrensel olmak, “herkese benzemek” değil; kendi kimliğini geliştirip onu dünyaya sunmaktır. Kendi değerlerini; tanımayan, benimsemeyen, sevmeyen, sahiplenmeyen, sadece diğer uluslardan bazılarının kültürlerine özenen kişilerin evrensel kültüre katacağı fazla bir şey yoktur. Evrensel olabilmek için öncelikle vatandaşların ülkesinin değerlerini kabullenmesi ve değerini ortaya koyması gerekir.

Örneğin bugün dünyada Türk mutfağı tanınıyorsa, bunun sebebi vatandaşların kendi mutfak kültürlerini geliştirmesi, sahiplenmesi ve dünyaya sunmasıdır. Eğer insanlar kendi mutfağını değersiz görüp sadece başka mutfaklara özenmiş olsaydı, “evrensel mutfak” içinde Türk mutfağının bir yeri olmazdı.

Karma eğitim

Kadının toplum yaşamında, en az erkekler kadar katılımcı olmasını ve çok yönlü eğitim almasını sağlamak esastır. Çünkü ulusun gerçek zenginliği ve diğer uluslardan üstün kılan özelliği “eğitimli insan gücü”dür. Ve bir sonraki nesle, insan gücüne ilk eğitimini verecek olan “ana” özelliği sebebiyle kadındır. Kadının eğitim seviyesi, ülkenin bekası için belirleyicidir. Her ne kadar günümüzde kadın-erkek karma eğitimi çoğunluk tarafından “olması gereken bir normal” olarak görülmekteyse de, karşıdevrimcilerin karma eğitim karşıtlığı, kadını ikinci sınıf vatandaş yapma ve sonuçta eğitimsiz insan gücü yaratma çabaları da bir gerçekliktir.

Bütünsellik

Köyü kendi unsurlarıyla içten canlandırmak için gerçekleştirilecek eğitimin, toplumu dönüştüren etkiler sistemiyle bütünleştirilmesidir. Geçmiş dönemlerin gücünü yitirmiş değerlerinden, inançlarından, kurumlarından, dışarıdan gelen bütün yabancı etkilerden arınılarak, yeni değerlerin kökleştiği, özümsendiği yeni bir ya­şam biçimini gerçekleştirme hedefidir.

Bir ulus, sosyal ve kültürel yapısını değiştirmeyi veya ileri taşımayı hedefliyorsa, bunu toplumun gereksinimlerine, çağın gereklerine uygun bir eğitim sistemine yansıtmak zorundadır. Bu eğitim sistemi dönemsel bir eğitim süreci değil, sürekliliği olan bir yaşam tarzı olmalıdır. Bu kapsamda eğitimin yaşamın tümünü kapsaması, herkese fırsat ve olanak eşitliği sağ­laması beklenir. Kişinin eğitim hakkı ile devletin eğitim ödevinin etkili ve dengeli dağılımı esastır.

Köy Enstitüleri; ülke gerçeklikleri ile uyumlu, dinsel ve/veya ırksal farklılıklar yerine ortak payda olarak “yurttaşlık ve vatandaşlık bilinci”ni esas alan, ekonomik refahı tabana yayarak belirli bir zümrenin tekelinden kurtarmak için insanların üreticiliğini ve yaratıcılığını ortaya çıkarmayı hedefler. Devamında; halkın bilinç seviyesini artırarak farkındalığı yüksek, “en büyük acı; acıtmaz olmuş zincirlerin acısı, köleliği kabul etmenin, başkaldırmaktan vazgeçmenin acısıdır” gerçekliğinde sömürü düzenini zorlayıcı bir siyasal güç durumuna getirmeyi, “koşullar düzelince yaparız”ını yerine “koşulları düzelten” bir anlayışı hedefleyen, idealizm ile realizm karması bir hamur bütünselliğini içeren bir sistemdir.

Dizinin son yazısında Köy Enstitüleri felsefi sistemini yarına taşıma konusunu ele alacağım.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın