“Geleceğe hazırlanmak yalnızca yeni tesisler inşa etmek değil, su yönetimini ulusal bir strateji hâline getirmeyi gerektiriyor”
Hüseyin Emirdağ, Kimya Mühendisi, StanTech Şirketinde Genel Müdür
Öncelikle kendinizi ve şirketinizi tanıtır mısınız?
Ben Hüseyin Emirdağ, kimya mühendisiyim ve yaklaşık 10 yıldır endüstriyel su arıtma sektöründe çalışmaktayım. Bu süre zarfında özellikle endüstriyel projelerde hem yurtiçi hem de yurtdışı tecrübeler edindim. 2024 yılında kurmuş olduğumuz StanTech, ağırlıklı olarak B2B yurtdışı hizmet sunmakta ve özellikle konteyner tip deniz suyu ve kuyu suyu arıtma sistemlerinin tasarımı ve kurulumu üzerine yoğunlaşmaktadır.
StanTech’in kuruluş vizyonu, suyun sürdürülebilir şekilde yönetilmesi ve endüstrilere özel çözümler geliştirmektir. Bu kapsamda farklı sektörlere yönelik, taşınabilir, kompakt ve enerji verimliliği yüksek sistemler geliştiriyoruz.
Deniz suyu arıtmasının nasıl yapıldığından bahsedebilir misiniz?
Deniz suyu arıtma sistemleri temel olarak membran teknolojisi ve yüksek basınç pompaları ile çalışmaktadır. Bu teknoloji sayesinde su, zar yapılı membranlardan geçirilerek tuz ve iyon yükünden arındırılır.
Uygulama alanları arasında altyapıdan uzak bölgeler öne çıkar: adalar, turistik tesisler (otel ve tatil köyleri), askerî bölgeler, kamp alanları gibi yerlerde deniz suyu arıtma sistemleri sıklıkla kullanılmaktadır. Süreçte denizden alınan su, keson borular ile karada depolanır, buradan pompalar aracılığıyla ana arıtma ünitesi olan ters osmoz (RO) sistemine aktarılır.
Elde edilen ürün suyu, kullanım alanına göre işlem görür:
İçme ve kullanma suyu olarak kullanılacaksa mineralizasyon işlemi uygulanır.
Endüstriyel amaçlı (demir-çelik, kâğıt, enerji gibi ağır sanayiler) kullanılacaksa doğrudan prosese verilir.
Çevresel etkiler açısından, sistemden çıkan yüksek konsantre drenaj suyu belirli bir mesafeden açık denize deşarj edilmektedir. Bu, yerel ekosistem üzerinde bazı olumsuz etkiler yaratabilir, ancak denizlerin sahip olduğu yüksek su hacmi düşünüldüğünde, genel deniz suyu ekosisteminde ciddi bir problem oluşturmaz.
Sürdürülebilir bir dünya için sizin ve şirketinizin ne gibi çalışmaları var?
StanTech olarak sürdürülebilirlik vizyonumuzun merkezinde “sıfır deşarj” yaklaşımı bulunmaktadır. Bu kapsamda özellikle atık su arıtma drenaj sularının geri kazanımı üzerine birçok farklı lokasyonda projeler gerçekleştirdik. Amacımız, mevcut suyun tekrar kullanımını sağlamak ve ekosisteme yeniden kazandırılmasına öncülük etmektir.
Bunun yanı sıra, kurmuş olduğumuz Hydro Plus Pay (HPP) adlı girişim ile atık suların geri kazanımını teşvik eden çok katılımcılı bir ekosistem geliştirmekteyiz. HPP’nin hedefi, sadece teknik bir çözüm sunmak değil, aynı zamanda geri kazanımı bir borsa veya işbirliği platformu hâline getirmektir.
Gelecekte yaşanabilecek olumsuz durumlara ülke olarak nasıl hazırlanabiliriz?
Bu noktada önceliğimiz, mevcut su kaynaklarının korunması ve özellikle tarımda vahşi sulama yöntemlerinin tamamen terk edilmesi olmalıdır. Türkiye’de su tüketiminin yaklaşık yüzde 70’i tarımda gerçekleşiyor ve bu alanda kullanılan geleneksel yöntemler suyun önemli bir kısmının buharlaşma veya yüzey akışıyla kaybolmasına neden oluyor. Dolayısıyla damla sulama ve modern sulama tekniklerine geçiş, ulusal ölçekte en etkili adımlardan biridir.
Şehir merkezlerinde âni nüfus yoğunlukları ve plansız yapılaşmalar, mevcut altyapı sistemlerini ve tesis kapasitelerini zorluyor. Buna ek olarak, yenilenmeyen içme suyu şebekeleri ve yüksek oranlı kaçaklar da su yönetiminde ciddi kayıplara neden olmaktadır. Türkiye genelinde bazı şehirlerde şebeke kayıpları yüzde 40’a yaklaşabiliyor.
Bu tablo karşısında, özellikle sahil bölgelerinde deniz suyu arıtma (SWRO) sistemlerinin kademeli olarak devreye alınması kaçınılmaz görünüyor. Bu sistemler, Orta Doğu ve Arap Yarımadası’nda uzun süredir başarıyla uygulanıyor. Ancak burada önemli olan nokta, membran ve pompa teknolojilerinde yerli üretimin geliştirilmesidir. Şu ânda Türkiye’de endüstriyel su arıtma sektörü büyük ölçüde ithalata bağımlıdır; yerli üretim ve Ar-Ge yatırımları artırılarak bu bağımlılığın azaltılması gereklidir.
Deniz suyu arıtma tesisleri aynı zamanda yüksek enerji tüketimli sistemlerdir. Bu nedenle geleceğin tesislerinde hedef, daha düşük enerjiyle çalışan sistemlerin tasarımı ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla desteklenmiş, kendi kendine yetebilen su arıtma tesislerinin kurulması olmalıdır.
Sonuç olarak, geleceğe hazırlanmak yalnızca yeni tesisler inşa etmek değil, su yönetimini ulusal bir strateji hâline getirmeyi gerektiriyor. Arıtma teknolojilerinin geliştirilmesi, enerji verimliliğinin artırılması, kayıp-kaçak oranlarının azaltılması ve toplumsal farkındalık oluşturulması; tüm bu adımlar birlikte atıldığında Türkiye su krizine karşı dirençli bir ülke hâline gelebilir.
Birçok şehrimizin barajlarında su seviyesi neredeyse sıfır oldu. Bunun kuraklık dışındaki sebepleri neler?
Bu durumun iklim değişikliğiyle doğrudan bağlantısı olduğu elbette yadsınamaz, ancak tek sebep bu değildir. Türkiye’de son 20 yılda ağır sanayi yatırımlarında ve büyük ölçekli endüstriyel tesislerde ciddi bir artış yaşanmıştır. Madencilik sahaları, demir-çelik fabrikaları, kâğıt üretim tesisleri ve enerji santralleri gibi sektörler, yüksek miktarda “proses” suyu kullanan alanlardır. Bu sektörlerdeki büyüme, kullanılabilir suya olan talebi dramatik biçimde artırmış ve birçok bölgede mevcut su kaynaklarını zorlamaya başlamıştır.
Plansız büyüyen sanayi bölgeleri, atıksu geri kazanımı gibi sürdürülebilir yöntemleri yeterince uygulamadan su tüketimini artırdı. Endüstriyel tesislerin kendi bünyelerinde atıksu geri kazanım sistemleriyle desteklenmesi zorunluluk hâline gelmiştir. Bu tür sistemler, “proses” sularının yeniden kullanılmasını sağlayarak hem barajlardan su çekimini azaltır hem de çevresel etkiyi minimize eder.
Ayrıca, barajların su tutma kapasiteleri de uzun yıllardır artırılmamış durumda. Bazı bölgelerde sediment (çamur birikimi) nedeniyle kapasite kayıpları yaşanıyor. Bu da barajların verimini düşürüyor. Bu noktada yapılması gereken hem baraj dip tarama ve rehabilitasyon çalışmalarını hızlandırmak hem de yeni su kaynaklarını çeşitlendirmek.
Şehirlerde ise gri su arıtma sistemleri büyük bir potansiyel taşımaktadır. Konutlarda duş, lavabo veya çamaşır makinesinden gelen gri suların arıtılıp bahçe sulama, rezervuar veya temizlik sularında yeniden kullanılması, kişi başına düşen içme suyu tüketimini ciddi oranda azaltabilir.
Aynı şekilde, Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Türkiye’de birçok OSB hâlâ “proses” suyu ihtiyacını doğrudan barajlardan karşılamaktadır. Ancak son dönemde, özellikle Marmara ve Ege Bölgelerindeki OSB’lerde atıksu geri kazanım tesislerinin kurulumu gündeme alınmıştır. Bu yaklaşımın ülke genelinde yaygınlaştırılması hem çevresel sürdürülebilirlik hem de ekonomik verimlilik açısından büyük önem taşır.
Komşu ülke Bulgaristan’daki susuzluğun temel sebebi olarak, su borularının eski ve bakımsız olması gösteriliyor. Bu bağlamda su altyapısındaki suyun yüzde 60’ından fazlasının kaybedildiği açıklanmıştı. Türkiye’de benzer sorun yaşayan şehirler var mı?
Ülkemizde bazı şehirlerde kayıp-kaçak oranları yüzde 40’lara kadar ulaşmaktadır. Bu, temelde eskimiş altyapı sistemleri, plansız şehirleşme ve bakım-onarım eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde artan nüfus yoğunluğu, mevcut su şebekesi üzerindeki basıncı artırmakta ve eski hatlarda sık sık sızıntı ve patlaklara neden olmaktadır.
Bu kayıplar, yalnızca ekonomik değil çevresel bir sorun da teşkil ediyor. Çünkü arıtılmış, enerji ve kimyasal harcanarak şebekeye verilen temiz suyun önemli bir kısmı, son kullanıcıya ulaşamadan toprağa karışıyor.
Son yıllarda Türkiye’de bu alanda teknoloji odaklı girişimler (startup’lar) ortaya çıkmaya başladı. Bu sistemler, yerinde su geri kazanım ve akıllı şebeke yönetimi konseptiyle geliştiriliyor. Şebekeye yerleştirilen sensörler sayesinde, anlık debi, basınç ve sızıntı değişimleri izlenebiliyor. Böylece sistem, olası kaçakları anında tespit edip operatörleri uyarabiliyor.
Belediyeler ve su İdareleri tarafından yürütülen altyapı yenileme projeleri de bu kapsamda artış gösterdi. Ancak artan nüfus, hızlı kentleşme ve eski boru hatlarının çokluğu göz önünde bulundurulduğunda, mevcut yenileme hızının bu sorun karşısında yeterli olup olmadığını söylemek güç. Türkiye’de birçok şehirde hâlâ 1950–1970 yıllarında döşenmiş hatlar aktif durumda ve bu hatlar artık ekonomik ömrünü tamamlamış durumda.
Gelecekte su kayıplarını minimize etmek için hem altyapı rehabilitasyonlarının hızlandırılması hem de akıllı su yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor.
Orta ölçekli bir şehir için ne kadar deniz suyu arıtılması gerekebilir?
Orta ölçekli bir şehir nüfusunu yaklaşık 600-700 bin kişi civarında kabul edersek, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre bir bireyin günlük ortalama su tüketimi 150-200 litre aralığındadır. Buna yalnızca evsel kullanım değil; kişisel temizlik, yemek, çamaşır, temizlik gibi tüm ihtiyaçlar dâhildir.
Ancak bir şehir yalnızca konutlardan ibaret değildir. İçinde yer alan işletmeler, kamu kurumları, hizmet sektörü ve organize sanayi bölgeleri (OSB) de ciddi miktarda su tüketir. Bu kabullerle birlikte, orta ölçekli bir şehir için günlük ortalama su ihtiyacı yaklaşık 240.000 m³ civarındadır. Bu miktar, tamamının deniz suyundan arıtılması planlandığında, çok büyük ölçekli bir SWRO (Seawater Reverse Osmosis) sistemi anlamına gelir.
Bu tip bir sistemin kurulumu yalnızca yüksek yatırım maliyeti değil, aynı zamanda çok güçlü bir mühendislik altyapısı gerektirir.
RO ünitesinde yüksek basınçlı pompalarla membranlar üzerinden geçirildikten sonra, çıkan suyun mineralleştirilmesi (remineralizasyon) yapılmalıdır; çünkü saflaştırılmış deniz suyu doğrudan içme suyu olarak uygun değildir.
Ardından bu su, şehir şebekesine aktarılmadan önce depolama, dengeleme ve dağıtım sistemleriyle desteklenir.
Bu nedenle, böyle bir kapasite genellikle tek bir tesisle değil, modüler olarak planlanır. Yani sistem önce örneğin 50.000 m³/gün kapasiteyle devreye alınır, sonrasında talep arttıkça aşamalı olarak (peyderpey) genişletilir.
Sonuç olarak, orta ölçekli bir şehrin tüm su ihtiyacını deniz suyu arıtmasından karşılamak teknik olarak mümkündür; ancak bunun için yüksek mühendislik, ciddi enerji yönetimi ve uzun vadeli altyapı planlaması gerekir.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





