Dosya: Denizde sağlık I – Akar Grup

MDN İstanbul
  • |

Türkiye’de yaklaşık 140 bin gemiadamı görev yapıyor. Ancak uzun seferler, aileden uzak kalma ve kısıtlı tıbbî imkânlar denizciler için ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor. Uzmanlar, özellikle psikolojik sağlık, uyku düzensizlikleri ve kronik hastalıklar konusunda artan risklere dikkat çekiyor.

Armatörler açısından sağlık yatırımları yalnızca insanî bir sorumluluk değil, aynı zamanda ekonomik bir gereklilik. Mürettebatın sağlığını korumak, hem sigorta maliyetlerini düşürmekte hem de operasyonel verimliliği artırmakta stratejik rol oynuyor. Buna rağmen özellikle küçük ölçekli şirketlerde bu alanda önemli boşluklar göze çarpıyor.

Uzun seferlerin getirdiği yalnızlık, belirsizlik ve kapalı yaşam alanları, denizcilerin psikolojik dayanıklılığını en çok zorlayan unsurlar arasında. Depresyon, anksiyete ve izolasyon hissi, özellikle genç mürettebatta giderek artan bir sorun olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, şirketlerin yalnızca “acil müdahale” yaklaşımını geride bırakıp, düzenli ve sürdürülebilir psikolojik destek sistemleri kurması gerektiğini vurguluyor.

Türkiye’de limanlardaki sağlık otoriteleri kritik bir rol üstleniyor. COVID-19 sürecinde uygulanan karantina tedbirleri ve acil müdahaleler, bu açıdan önemli bir deneyim sağladı. Gelişen imkânlara rağmen, gemilerde sağlık personeli bulundurma zorunluluğunun olmaması, “telemedicine” benzeri uygulamaları öne çıkarıyor ve bu alandaki yeni çözümlere kapı aralıyor.

Uluslararası alanda IMO ve ILO gibi kurumlar, denizcilerin sağlık ve güvenliğini önceleyen düzenlemeleri hayata geçiriyor. Türkiye’de bu standartların uygulamaya aktarılması zaman zaman zorluklarla karşılaşsa da, liman otoritelerinin desteği, uluslararası sigorta kuruluşlarının yönlendirmeleri ve şirket içi uygulamalar, gelecekte bu alandaki boşlukları dolduracak en önemli faktörler olacak.

Akademik düzeyde ise “Deniz Tıbbı” araştırmaları ise hâlâ sınırlı. Uzmanlar, hem sağlık personelinin hem de denizcilerin temel sağlık eğitimlerinin artırılması gerektiğini vurguluyor. 

MarineDeal News olarak, denizcilerin sağlığının yalnızca bireysel bir mesele değil, sektörün sürdürülebilirliği açısından da stratejik bir konu olduğuna dikkat çekmek isteğiyle, rotamızı “Denizde Sağlık” konusuna çevirdik. Sektörün deneyimli isimlerinin görüşlerinden yararlanarak hazırladığımız bu dosyada; denizcilik otoritelerinin, akademisyenlerin ve uygulayıcıların ortak uyarılarına kulak verdik. Amacımız, bu önemli konunun daha görünür hâle gelmesine katkı sunmak ve farkındalığı artırmak. 

***

Standartların ötesine geçmek: Sıfır olay hedefi, insan odaklı disiplin

Rasim Akar / Akar Grup Yönetim Kurulu Üyesi – Cemil Karadavut / Akar Grup Tanker Bölümü Personel Müdürü

Cemil Karadavut & Rasim Akar

Şirketinizin misyon ve vizyonunda sağlıkla ilgili hiçbir olay yaşanmaması hedefi özellikle vurgulanıyor. Denizciler için en sık karşılaşılan sağlık sorunlarını düşündüğümüz zaman, bu sıfır tolerans kültürünü gemi üzerinde nasıl hayata geçirdiğinizi anlatabilir misiniz? 

Cemil Karadavut: Evet, misyon ve vizyonumuzda bu var. Bunu bir hedef olarak da şirkete, kültürümüzde de var bu. Şirket kültürümüzde de var bu. Bunu bir hedef olarak koyuyoruz. 

Burada bilinçli personel kültürü de yaratmaya gayret ediyoruz. Biz nezdimizde, bununla ilgili yaşanan minör-majör iş kazalarını birbirinden ayırmıyoruz. Bir parmak kesiği de olabilir. Yaşamadık ama uzuv kaybı vesaire gibi olaylar da başımıza gelebilir. Bunlar her zaman bir ihtimâl. Fakat burada bunlardan ders çıkartıp minor ve majörü birbirinden ayırmadan, eğitim tarafını da daha kuvvetli tutmak kaydıyla bunun üzerine eğilmeyi hedefliyoruz.

Örneğin, olası bir vaka hadisesi yaşandıktan sonraki süreçte gemi adamını tekrar gemiye göndermeden evvel bu eğitime tekrar tâbi tutuyoruz. Olayın ISM sistemimizde olan tarafını iyi etüt etmeye çalışıyoruz. Hata nerede başladı? Bireysel mi? Ekipman kaynaklı mı? Yönetimsel mi? Âmirin oradaki rolü?… Bunların hepsi takdir ederseniz ki birer zincir, birbirine bağlı… Dolayısıyla finale gelene kadarki süreci biz bir analizden geçiriyoruz. Ve orada bir sonuca varıyoruz.

Bunda ilgili her ne kadar kaza geçiren ya da o rahatsızlığı yaşayan bir birey olsa da bu işin bir akışı ve şeması var. O işi ne zaman aldı? Hangi pozisyondaydı? Geminin durumu ne? Liman, seyir, hava şartları vs. Bir de takdir ederseniz ki tanker işletmesiyiz.

Hâliyle bir takım hassâsiyetler, yani kuru yüke ya da konteynere nazaran biraz daha ehemmiyet kazanıyor bizim nezdimizde. Tehlike anlamında daha hassas olmamızı gerektiriyor. 

Armatörler için sağlık yatırımları çoğu zaman maliyet mi yatırım mı diye tartışılır. Grup olarak sizin bakış açınız nedir? 

Burada biz olası bir hadiseyle karşılaştığımız vakit mâliyet inanın, sayın yönetimimizin destekleri ve kararlarıyla, bizim ikinci planımızda, hattâ sona doğru geliyor. Ânında nasıl bir reaksiyon almamız gerektiği bizde daha ön planda. Tanker tarafında özellikle çalıştığımız için bunu yönetebilmenin avantaj tarafındayız. Kastım operasyonel taraf. Somutlaştıralım: Geçenlerde bir gemimizde bir hadise kaptan tarafından bize bildirildi. Gemimiz Antalya'dan kalktı, Aliağa'ya gelecek. Fethiye açıklarında bir rahatsızlık bildirildi bize, elektrik zabitimizin özelinde. Tabiî hiçbirimiz hekim değiliz. Kaptan da kendince birtakım yorumlarda bulunuyor.

Bir ‘hikâyesi’ var mı bunu öğrenmek istiyoruz öncelikli olarak. Var ise bunu bilelim, buna göre reaksiyon alalım. Fakat bir sonuca varamadık. Tabiî gemimiz hemen bizim talimatımızla sahil güvenliğimiz ile temasa geçti.

Kafayı Fethiye'ye verdik. Fethiye'de hemen sahil güvenlik botu geldi. Aldı ve Fethiye Devlet Hastanesi'nde operasyona girdi.

Ve denizcilerin en korktuğu şeylerden bir tanesini biz yaşadık. Ama şükür ki ucuz atlattık diyelim. Apandisit patlaması.

Bizler açısından en büyük hadise bilinmemezlik. Dediğim gibi, biz bu konunun uzmanı değiliz; yani hekim, doktor gibi bir tıbbî eğitimimiz yok. Burada gemi kaptanlarımız, gemi yönetimimiz bir kere her defasında seyre giderken bunun üstünden biz özellikle geçiyoruz.

Buradaki hassasiyetimiz şu ki, personelimizin saçının teli de, ayağının tırnağı da bizim için değerli. Buradaki gemi reaksiyonu bizim baz noktamız yani. Bizim gece gündüz demeden 7/24 telefonlarımız açık.

Siz kara-merkez tarafındasınız. Güvenli olmayan, örneğin Somali, Kenya gibi veya Sahraaltı gibi güvenliğin çok üst düzeyde olmadığı, bölgelerde nasıl bir uygulama var? 

Destek alma noktasında P&I tarafı önemli. Çünkü malûmunuz dünyanın çeşitli yerlerinde, hemen hemen tüm limanlarda temsilcilikler var. Acente olgusu zaten var.

Bunların ikisinin birleşip gemiyi de içine alarak biz de dâhil olmak suretiyle bu süreci yönetmeleri gerekiyor hâliyle ama talimatların çıkış noktası burası. Ve gemi kaptanı da yine tabiî doğal olarak bu işin merkezinde.

Yani onu emniyetli şekilde, bu sahil güvenlik olur, bir sağlık birimi olabilir… Bunların hepsini işte bu saydığım taraflar bir araya gelerek yönetmek mecburiyetinde. Ama çıkış noktası kaptandan başlıyor burada. 

Şunu her zaman söylüyoruz: Sakın kendi üzerinize böyle bir mesûliyet almayın.

Hiçbirimiz doktor değiliz. Bu işin uzmanı değiliz. Olası bir durum var ise onun bize bildirilmesini, bu sürecin beraber yönetimini önemsiyoruz.

Bu konuda gemi kaptanlarımızın tamamı talimatlı.  

Akar Grup'un hedefleri arasında yine uluslararası tanker yönetim standartlarına uyum var. 

Sağlık ve güvenlik politikalarınızı bu standartlara nasıl daha uyumlu hâle getiriyorsunuz? Türkiye'deki denizci sağlığı ve güvenliği sizce bu standartlara uyum sağlıyor mu ya da ne kadar gerisindeyiz? 

Şirket refleksleri önemli bence. Şirketlerin ortaya koyduğu vizyon, gemi adamına verdiği değer. Bunlar bence çok daha öncelikli. Sonuç olarak bunlar bizim saha arkadaşlarımız.

Bir kere olaya öyle bakmak lâzım ‘gemi yönetimleri’ olarak. Burada devamlılık esas bizim için.Aynı personel ile burada kendi içimizden ileriye doğru taşıyabileceğimiz, terfilerini verebileceğimiz, buraya aidiyet isteden, buraya bağlılığını hisseden… Bunu bir kere kültüre de vermeniz lâzım.

Bu bence çok hassas bir konu. Hepimiz doğal olarak, hele hele Türk insanı olarak duygusalız biz; sahiplenilmek burada önemli.

Bunu hissederseniz ya da hissettirirseniz bu size zâten bir pozitiflik sağlıyor açıkçası. Benim en ufak bir konuda, çalışma arkadaşlarıma da her zaman söylerim ki olası bir operasyon geçiren, hastalığı olan, doğum yapan, nikâhı-düğünü olan ve saire… Bunların hepsinden haberim olacak. Fiziken gidemesek bile bir arayıp, tebrik edip, hayırlı olsun ya da geçmiş olsun dileklerimizi iletmek isteriz.

Çünkü biraz dokunmak lâzım insana bu konuda.  

Dediğim gibi yani Türk toplumuna özel o duygusallığı da öne çıkartarak söylüyorum.  

Politikaları bu yönde geliştirmekte fayda var. Bizim işlerimizi yapan arkadaşlarımızın, hani karşısında dediğim gibi robotik, mekanik bir şeyden ziyâde bir ‘insan’ olgusuna sahip olduğunu unutmamaları gerekiyor.  

Gemi adamlarının sağlığıyla alâkalı olarak, işin ‘psikiyatri’ tarafının ya da ruhsal tarafın daha da geliştirilmesi taraftarıyım.

Bunun malûmunuz Sağlık Bakanlığı’na bağlı gemi adamı sağlık merkezlerimiz yapıyor. Yetkilendirilmiş kuruluşlar var. Arkadaşlar orada muayenelerini oluyorlar.

Ve bize verilen 2 yıl geçerliliği olan ‘gemi adamı sağlık belgesi’ni almış oluyorlar.

Belki bazı şirketler kendine göre tedbirler alabiliyordur. Ama yaşanan çok olumsuz örnekler var, yani çok daha derine inmeniz gerekiyor. Bunu hani buradaki bizim yaptığımız mülâkatlarda bazı şeyler sinyal verebiliyor, fakat bazılarını bilme şansımız yok. Bu bir uzmanlık çünkü. 

Ama buradaki en önemli nokta, bunun gemi tarafına geçmeden evvel engellenebiliyor oluşu. 

İşe alımlarda belirli psikolojik testlerden geçilmiyor mu? 

MTR denen genel yaygın piyasada uyguladığımız bir şeyimiz var, sistemimiz var.

Burada kişilik envanteri diyoruz biz ona. Bu neye nasıl yatkınlığını aslında gösteriyor, evet. Bunlar birer gösterge ama atlatılabilir bir şey bana sorarsanız. Çünkü olumsuz örnekler çok var.  

Ben şirket hak ve menfaatlerini gözetmekle yükümlüyüm. Bana bir sorumluluk verilmiş. Bunu en iyi şekilde yönetmekle sorumluyum. Ama bir taraftan gemi adamlarının da hak ve menfaatlerini yönetmek zorundayım. Yani böyle bir denge unsurumuz var ki biz aradayız departman olarak baktığımız vakit. Tabiî pandemide çok kötü süreçler yaşadık. Düşünebiliyor musunuz, olur da inemem diye gemiye gitmeyen insanlar oldu. Gidersem inemem. Süre yok çünkü. Sen 6 ay diyorsun ama, belki bu 9 ay, 12 ay gibi süreleri bulacak diye düşünüyor.

Dünya Sağlık Örgütü standart belirlemiş ve bir insan 11 aydan fazla denizde kalamaz demiş. Ama buna rağmen düşünün 12 ay, 16 ay… Belçika'da bir yabancı işletmenin gemisi 18 ay gibi çalıştırmış insanları! İnsan üstü bir performans. Muazzam bir şey! 

Bunun yönetiminin gemiye katılımdan evvel yapılabilmesinde mutlaka fayda var. Bu taraf geliştirilmeli bizim sektörümüzde de. 

Birtakım işletmeler geldi şimdi bunları ölçen, yapan, uygulayan. Bizim tarafta da, mesela biz bunu bahsettiğimiz eğitim modülünün içine koyduğumuz kişilik envanteri analiziyle karşıladık ve sonuca varmaya çalışıyoruz. Bunu oradan ölçümlendirme yapıp bizi rahatsız edecek bir şey var ise burada bir nokta koyuyoruz. 

Teşekkür ediyoruz karşı tarafa ve devam etmiyoruz. Hem meslek ölçülüyor hem de insan ölçülüyor burada. Hem de bu kişilik envanteri çıkıyor ortaya. Eğer bireyde standardın altında bir bulgu var ise biz o yola bu birey ile devam etmiyoruz.

Türkiye'de denizci sağlığı ve güvenliği açısından sizce en büyük eksiklik nedir? 

Rasim Akar: Bizim sektörü Türkiye olarak da düşünmemek lâzım sadece, ‘dünya’ olarak düşünmek gerek… Çünkü gemilerimiz burada da olabiliyor, olmayabiliyor da.

Yani bu sorunları hiç ülkeye uğramayan gemiler de yaşayabilir. Bu her zaman bir ihtimâl.

Denizcilik sektörü olarak düşününce elden geldiğince bir şeyler yapılıyor diyebilirim.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, bana göre iyi çalışıyor. İşi bilen insanlar var.  

Bizim muhatap olduğumuz arkadaşlar gerçekten işi bilen insanlar. Bu çok önemli bir şey, geçmiş dönemdeki şartlar düşünülürse… Biz o zamanlar, onlara (İdare'ye) önce denizciliği anlatıyorduk, sonra sorunumuzu anlatıyorduk. 

O günleri hatırlıyorum. Şimdi bilen birileriyle, bilen arkadaşlarla çalışmak bizim için büyük bir lütuf yani. Bazı görmediğimiz şeyler de oluyor. Bilmediğimiz, devlet içerisindeki yapılar bakanlıklar arasındaki o iletişim…

Denizcilik adına elden geldiğince bir şeyler yapıyorlar. Türkiye zor bir ülke. 

Dönemimizin armatörleri daha mı nitelikli, daha donatılmış olarak mı görüyorsunuz mevcut imkânlarla? Yoksa eskiler daha mı bilinçliymiş aslında? 

Öyle de değil. Yani ‘bilinç’ o zamanki koşullara göre oydu. Yapılacak da pek bir şey yoktu. Ülkenin eğitim düzeyi belliydi, insanların eğitim düzeyi belliydi. Bizim armatörler de o insanlar içerisinden çıkmış insanlardı.

Yani farklı bir şey değil. Şartlar, teknoloji apayrı bir teknoloji. Ben hatırlıyorum dört gün, beş gün gemiden haber alamadığımızı. Gemi, seyirde bir yerden bir yere gidiyor. Bu dediğim 90'lı yılların başı. Bilgisayar yok. İnternet yok. İletişim kuramıyorsun; beş gün sonra “ben buradan geliyorum,” diye radyo üzerinden mesaj geliyor. Öyle bir ortamdan bu durumlara geldik.

Şimdilerin zorluğu ne? Çok prosedür var. Kayıt, evrak ve sair derken…

Ama bunları yapmak için de belli bir donanıma sahip olmak lâzım. Belli bir bilgiye sahip olmak lâzım. Ya da bu bilgiye sahip insanları bulabilmek lâzım.

Eskiden daha bedenen çalışma çoktu. Bilfiil insanlar geminin üstündeydi.

Şimdi nâdir armatör vardır gemide seyir yapan. Gemiye çıkmayan bile vardır emin olun. Biz de artık çok az çıkıyoruz.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın