Dosya: Denizde kadınlar ve toplumsal cinsiyet eşitliği – I

MDN İstanbul
  • |

Denizcilik, erkek egemen sektörlerin başında geliyor. Ancak kadınların sektördeki görünürlüğü her geçen gün artıyor. Buna rağmen denizcilik sektöründe yer alan kadınlara yönelik cam tavan, diğer sektörlere göre daha kalın olmaya devam ediyor. Uluslararası alanda doğrudan denizci istihdam eden kuruluşlardan elde edilen verilere göre, kadınlar aktif küresel denizcilik iş gücünün sadece yüzde 1'ini temsil ediyor. Bunun da büyük çoğunluğu yolcu gemilerinde yemek servis rollerinde çalıştığı biliniyor. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi kuruluşlar, denizcilik mesleklerinde cinsiyet eşitliğini iyileştirmek için politikalar üretmeye devam ediyor.

Bu ayki dosyamızda sektördeki kadınların durumunu ve toplumsal cinsiyet eşitliğini ele alarak denizciliği farklı bir açıdan değerlendireceğiz.

Kadınların denizcilik sektöründeki geçmişi ve bugünü

Denizcilik tarihi, erkekleri merkeze alan anlatı ve hikayelerle dolu. Odysseia Destanı’ndan günümüze kadar gelen süreçte kadınlar, anlatılan hikayelerin hep yan unsuru olarak yer aldı. Hatta gemide kadın bulunmasının kötü şans getirdiğine yönelik batıl inançlar tekrarlanıp durdu. Kadınlar sadece sektörün getirdiği fiziki şartlarla değil, bu tarz temelsiz inanışlarla da mücadele etmek zorunda kaldı. Tam olarak bununla ilgili olmasa da hâlâ da kalmaya devam ediyor.

Bazı kayıtlara göre 19. Yüzyılda İngiliz yelkenli gemilerinde, kaptanın kızı veya eşi eşya zaman zaman envanter kayıtlarını tutmak, yemek servisi yapmak ya da temizlik yapmak için gemide bulunabilirdi. Yakın zamana kadar kadınların denizcilikteki rolü, 19. Yüzyıldaki durumlarının ötesine geçemedi.

Kadınların gemilerde daha fazla yer alması zaman zaman gerçekleşse de tam olarak oturması 21. Yüzyılı buldu. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında birçok erkeğin cepheye gitmesinin iş gücünde bıraktığı boşluklar kadınlar tarafından dolduruldu. Gemi inşa sanayisi de erkeklerin bıraktığı iş gücü boşluklarından biriydi. 1943 yılında gerçekleşen gemi inşa patlaması sırasında gemi inşa sektöründe çalışanların neredeyse üçte ikisi kadınlardan oluşmuştu. Kadınların çoğu kaynakçı pozisyonunda çalışıyordu ve savaş devam ettikçe, üretim şirketleri kadınları çeşitli farklı işler için denemeye başladı.

Savaş sürelerinin uzaması, kadınların yaptıkları işi büyük bir başarıyla sürdürmelerine yol açsa da savaştan sonra pozisyonlarını koruyamadılar.

Kadınlar, sektördeki bir sonraki önemli ilerleyişleri için ise 20. Yüzyılın son çeyreğine kadar beklemeleri gerekti. 1974'te, ilk kadın grubu New York, Kings Point'teki Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Denizcilik Akademisi'ne kabul edildi. Bu kadınlardan biri olan Kaptan Wagner, sınırsız kaptanlık lisansını alan ilk kadın oldu; bu da dünyanın okyanuslarında herhangi bir gemiye kaptanlık yapabileceği anlamına geliyordu. Daha sonra San Francisco'da liman kılavuzu oldu ve büyük gemileri, seyredilmesi zor olan kısıtlı su yollarına yönlendirdi.

Denizcilik sektöründeki büyümeye oranla sektörde çalışacak işçinin az olması sebebiyle, kadınlar başta olmak üzere birçok demografik grup kendine şans bulmaya başladı.

Günümüzde ticaret filolarındaki subay rütbelerinde kadınların temsil oranının yüzde 5 civarında olduğu belirtiliyor. Kadınların sektörde karşılaştığı engeller arasında eğitime erişimlerinin kısıtlı olması, kadın rol modellerinin eksikliği ve denizciliğin toplumsal olarak erkek işi olarak algılanması yer alıyor. Denizde geçirilen sürelerin uzunluğu, özellikle anneler için, ev içi sorumluluklarla çelişmekte ve gemideki destek yapılarının yokluğuyla birleşen cinsel taciz, zorlukları daha da artırıyor. Bunun dışında ücret eşitsizliği de bir diğer önemli sorun olarak öne çıkıyor. Sektördeki kadınların, erkeklere oranla neredeyse yarı yarıya daha az maaş aldığına yönelik birçok araştırma mevcut. Kadınların denizciliğe katılımının önündeki en büyük engellerden biri olarak erkek egemen kültür olduğu düşünülürse, ücretlerdeki eşitsizliğin bir başka boyutu ortaya çıkabilir.

Kadınlar çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) politikaları oluşturma, karbonsuzlaştırma ve denizcilik teknolojisi gibi gelişmekte olan alanlarda ilerleme kaydederken, hukuk hizmetleri ve yakıt ikmali gibi geleneksel sektörlerde kadın katılımında düşüş görülüyor.

IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü) ve WISTA (Uluslararası Deniz Ticareti ile İştigal Eden Kadınlar Derneği) birlikte hazırladıkları raporda yer alan verilere göre; kamu ve özel sektörde denizcilik sektöründe çalışan kadın sayısı, bildirilen çalışan sayısı bakımından artış göstererek 2024 yılında 176.820 kadına ulaşmış olsa da bu rakam toplam iş gücünün yaklaşık yüzde 19'unu oluşturuyor. Bu oran, 2021 yılında yüzde 26'lık bir paya sahip olan 151.979 kadınla karşılaştırıldığında düşüş gösteriyor. Dolayısıyla, bu raporda kaydedilen toplam kadın sayısı artmış olsa da özellikle katılımcı sayısı önemli ölçüde artan Üye Devletlerden elde edilen ek veriler, denizcilik iş gücündeki kadın-erkek oranında düşüş eğilimini ortaya koyuyor.

Kadınların sektörde yaşadığı zorluklar

Kadın denizcilerin sayısı hâlâ yetersiz olarak görülüyor. Sektörün kadınların için cazip ve kapsayıcı bir çalışma alanı olabilmesi için daha fazla çalışma yapılması gerekiyor. IMO ve ILO gibi kuruluşlar tarafından önemli politika ilerlemeleri kaydedilmiş olsa da iş hayatındaki gerçeklerle bu politikaların örtüşmesi için daha kat edilmesi gereken uzun bir yol var.

Denizcilik sektöründe yapılan araştırmalar kadınların yaşadığı zorlukları ortaya koyuyor. Avustralya’daki bir akademik araştırma için dünyanın birçok farklı yerinde gerçekleştirilen çalışmada katılımcıların yaklaşık yüzde 80'i kariyerlerinde cinsiyete özgü zorluklar yaşadıklarını bildirdi. Sıklık değişmekle birlikte, en yaygın yanıt yüzde 42 ile “Bazen” olurken, onun ardından yüzde 22 ile “Asla”, yüzde 16 ile “Sıklıkla” ve yüzde 9 ile “Çok Sıklıkla” geldi. Araştırma kapsamında meslektaşlar tarafından şüpheyle karşılanma, yeteneklerini kanıtlama ihtiyacı, azınlıkta kalma hissi ve kadınların yetenekleri ve görünürlüğü hakkındaki devam eden klişeler gibi zorlukların açıklamasını sundu. Bunlardan biri, “Erkek egemen bir meslekte olduğum için, ben de ortak zorluklarla karşılaşıyorum” derken, bir diğeri de “Evet, zaman zaman başkalarından şüphe, kendimi kanıtlama baskısı ve azınlıkta kalma hissi. Kadınlar ve iş yerindeki tanınma hakkındaki klasik klişeler” olarak niteledi.

Araştırmadaki bir diğer başlıkta mevcut cinsiyet eşitliği girişimlerinin etkinliği soruldu. Örneklemdeki katılımcıların yüzde 72'si bunları “Orta derecede etkili”, yüzde 21'i “Son derece etkili” ve yüzde 8'i “Hiç etkili değil” olarak değerlendirdi. Araştırma kapsamında, girişimleri “doğru yönde atılmış bir adım” olarak nitelendirirken, becerilerin cinsiyetin önüne geçmesi için “hala uzun bir yol kat edilmesi gerektiğini” belirtti. Daha fazla kadının yönetimde yer alması gibi olumlu yönler belirlendi, ancak bazı katılımcılar, yalnızca sistemik değişime bağlı kalmak yerine, kadınların bu alana girme konusunda “algılarını ve cesaretlerini” geliştirmeye odaklanılması gerektiğini düşündüler.

Katılımcıların yaklaşık yüzde 40'ı denizde taciz veya ayrımcılığa maruz kaldığını veya şahit olduğunu, yüzde 60'ı ise böyle bir olay yaşamadığını bildirdi.

Kadınların sektörde karşılaştığı ayrımcılığın boyutları derinlemesine incelenmeye devam ediyor. Sınırlı iş fırsatları, sistemik önyargılar, geleneksel cinsiyet normları gibi süregelen ayrımcılık başlıklarına liderlik pozisyonlarına terfi söz konusu olduğunda negatif ayrımcılık da eklenmiş durumda. Denizcilik sektöründe kadın liderliğinin eksikliğine ilişkin yakın tarihli bir saha çalışmasında, denizcilik liderliğinde cinsiyet temsilini inceleyen bir grup araştırmacı, kadınların liderlik pozisyonlarında büyük ölçüde yetersiz temsil edildiğini, denizcilik yöneticilerinin sadece yüzde 5'inin kadın olduğunu ve genellikle az sayıda kadının liderlik pozisyonlarına ulaştığını, ulaşanların ise genellikle temel operasyonel rollerden ziyade İK veya yönetimle ilgili yönetici rollerine atandığını tespit etmiştir.

Kadın denizcilerin karşılaştıkları sorunlar bunlarla sınırlı değil. Denizcinin hijyenik tesislerin, ayrı konaklama yerlerinin ve doğum izni politikalarının eksikliğiyle de ciddi bir handikap olarak biliniyor. Gemilerde çalışan kadınlar, yetersiz tıbbi tesisler ve cinsiyete özgü sağlık sorunları da dahil olmak üzere benzersiz sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmaya da devam ediyor.

Kadın denizcilerin bir diğer sorun yaşadığı alan da kariyer seçimleri alanında yaşıyor. Kadınlar, denizcilik sektöründe kariyer gelişimi ve iş-yaşam dengesi konusunda sistemik engellerle karşı karşıyadır. Son araştırmalar denizcilik kariyerlerindeki cinsiyet rollerinin kadınların mesleki gelişimini nasıl etkilediğini inceleyerek, kadın subaylar için mentorluk ve destek sistemlerinin eksikliğine dikkat çekmeye devam ediyor. Aynı doğrultuda, kadın denizciler arasında stres seviyelerini ve ruh sağlığı sorunlarını araştırarak, sektörde daha fazla kadının kalması için ruh sağlığı destek hizmetlerine duyulan ihtiyacın haritası çıkarılmaya çalışılıyor.

Ayrıca denizcilik mesleklerinde cinsiyetler arası ücret farklılıkları da mevcuttur. Ücret farklılıkları, denizcilik mesleklerinde önemli bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir; erkekler genellikle benzer işler için kadınlardan daha yüksek ücret almaktadır. Yapılan araştırmanın bir sonucu, bu durumun çoğunlukla kadın denizcilerin liderlik görevlerine eşit erişiminin olmaması, terfi kriterlerindeki cinsiyet önyargıları ve kadın denizcilerin mesleki gelişim fırsatlarının daha az olmasından kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Diğer denizcilik alanlarına kıyasla kruvaziyer sektörü, kadınların önemli ölçüde temsil edildiği, denizcilik istihdamının en çeşitli sektörlerinden biridir. Bununla birlikte, bu temsil oranına rağmen, tüm denizcilik istihdamında olduğu gibi, akademik araştırmalar ve saha çalışmalarıyla desteklenen kruvaziyer sektöründeki cinsiyet eşitliğinin durumunu incelendiğinde, liderlik, ücret ve çalışma koşullarında cinsiyet eşitsizlikleri devam ettiği görülüyor.

ETİKETLER: ,
Bunu Paylaşın