Doğu Akdeniz Kompleksinde “Çevre”  

MDN İstanbul
  • |

Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük

Dünya hegemonyası mücadelesinin paralelinde, yereldeki tarihi, coğrafi, dinsel, etnik, kültürel, demokratik zafiyetler vb. olgulardan beslenen; siyasi ve toplumsal kaos, askerî çatışma, ekonomik sıkışmışlık, doğalgaz paylaşım mücadelesi esaslı olarak Doğu Akdeniz kompleksinde (Yunanistan, Türkiye, KKTC, GKRY (aktör), Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Ürdün, Mısır ve Libya), genel bir endişe ve huzursuzluk ortamının hâkim olduğu, geleceğe yönelik bir belirsizlik ve umutsuzluğun yaşandığı yadsınamaz.

Yıkıcılığının sonuçları uzun vadede görülmesi sebebiyle diğer güvenlik sorunlarına nazaran komplekste şimdilik görmezden gelinen, ancak kendisinin “varoluşsal”lığını kısa/orta vadede hatırlatması kaçınılmaz olan bir güvenlik sorunu daha vardır: Çevre sorunları. Ve çarpıcı bir örnek olması bakımından 2018’de hazırlanan “Kıyı Şeritlerine Plastik Döküntü Akışları Haritası”, Akdeniz’in diğer kıyıdaşları ile kıyaslandığında özellikle Asya ve Afrika kıtalarındaki kompleks insanının çevreye bakışını ortaya koymakta ve bu yaklaşım durumun vahametini göstermektedir.

Yazıda; konun kavramsal özünü ortaya koymayı müteakip, gelecekte çevre sorunları bağlamında kompleksin karşılaşacağı potansiyel tehditlere ana hatlarıyla değinilmiştir.

Kavramsal öz

Güvenlik çalışmalarındaki sektörel analiz kapsamında güvenlik konuları; askerî, siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel olmak üzere beş sektörde incelenmektedir. Tanımlanması zor olan ve en tartışmalı sektör olan çevresel sektörde temel kaygılar; insan türleriyle biyosferin geri kalanı arasındaki ilişkinin nasıl olduğu ve bu ilişkinin gezegenin biyolojik mirasının bozulması riskine girmeden sürdürülebilir olup olmadığına ilişkindir. Çevresel tehditlerden bahsedildiğinde ilk olarak insanın doğaya karşı verdiği mücadele akla gelmektedir. Örneğin deprem ve kasırga gibi olaylar, kontrol edilemez olaylardır. Bununla birlikte, teknolojik ilerlemenin süratine bağlı olarak 1960’lardan itibaren dünya üzerinde artan insan etkisi sonucunda; iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik, kaynak tükenmesi ve kirlilik tehdidi gibi birbirine bağlı bir dizi kontrol edilebilir değişkenler oluşmaya başlamıştır.

Temel sorun, sonlu bir gezegen ekosistemi içinde artan insan etkisinin yarattığı olumsuzluklardır. Bu olumsuzlukların yarattığı sorunları ele almak için olası girişimler, siyasi ve ekonomik güvenliğe bağlıdır. Çünkü bu sorunlar sadece ilgili devleti değil, komşularından başlayarak çok daha geniş bir coğrafyayı tehdit etmekte ve çözümü ciddi bir maliyet gerektirmektedir. Çevresel konuların güvenlik sorunu olarak kabul edilme durumu ciddi bir soru işaretidir. Çevre, güvenlik sorunu olarak hükûmetler veya kamuoyu tarafından günümüzde henüz yeterince kabul görmemektedir ve güvenlik gündeminin doğal bir parçası olarak sorgulanmamaktadır. Yapılan sorgulamalar ise, kapitalist sistemin doğasındaki “ne pahasına olursa olsun daha çok kazanma ve bu uğurda maliyetleri azaltma” yaklaşımı sebebiyle çok büyük oranda “çözüm odaklı eylem”e dönüşmemektedir. Kamuoyundaki tepkiyi azaltmaya yönelik olarak birtakım faaliyetler (yönetimsel standartlar, STK-uluslararası kurum faaliyetleri, özel günler, sosyal medya paylaşımları, akademik çalışmalar vb.) çözüm olarak öne çıkarılmaktadır. Ancak bahse konu faaliyetlerin birçoğunun “iyi niyetli” olduğundan şüphe olmamakla birlikte çözüme katkısı çok sınırlı kalmaktadır. Çünkü sorunu yaratan güçlerin, “kâr elde etme” hırsı nedeniyle sorunu çözmek gibi bir niyeti yoktur ve bahse konu çabaların “bataklığı kurutma”ya gücü yetmediğinden sorun giderek büyümektedir.

Doğu Akdeniz Kompleksi ve çevre

Çevresel sektör, Doğu Akdeniz kompleksinin özellikle Asya ve Afrika kıtalarındaki coğrafyalarında (Türkiye, Levant ve Kuzey Afrika) özel bir öneme sahiptir. Ekonomik ve sosyal gelişimi olumsuz etkileyen nüfus artışı, kentleşme ve gıda ihtiyacındaki artış vb. hususlar, dünya genelindeki iklim değişikliğiyle birlikte söz konusu coğrafyadaki kirlilik (toprakta, denizde, havada), su paylaşımı, toprak bozulması (ormansızlaşma, kuraklaşma, çölleşme vb.) gibi temel çevresel tehditlerin de artmasına neden olmakta ve bu durum, bir devletteki faaliyetleri başka bir devletteki etkilere bağlamaktadır.

Çevresel güvenlik sorunlarının çözümü için belirli bir bütçe ayrılması gerektiğinden bir devleti doğrudan tehdit etmediği müddetçe kısa/orta vadede tehdit olarak görülmeyen hususları içeren çevresel sektör kapsamında; Türkiye ile Suriye arasında, İsrail ile Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün arasında, Mısır ile yakın coğrafyasındaki diğer Afrika devletleri arasında var olan ancak gündemde hak ettiği yeri bulamayan, ilerleyen yıllarda olası bir çatışmanın altyapısını oluşturarak ciddi bir güvenlik sorunu olma potansiyeline sahip “su paylaşım sorunu”, kompleksteki en önemli ve öncelikli çevresel tehdittir. Bu arada Mısır’ın su paylaşım sorununu kompleks devletleriyle yaşamaması, bu durumun kompleksi ilgilendiren bir sorun olmadığı anlamına gelmemektedir. Çünkü nüfusunun çok büyük bir bölümü Nil Nehri’nin suyuna bağımlı olan Mısır’ın su kıtlığı yaşaması durumunda diğer bölge devletlerine/aktörüne doğru Mısır kaynaklı bir sığınmacı hareketinin başlaması olasılık dâhilindedir.

Yine kompleksin en çok göç alan üç devleti olan Türkiye, Lübnan ve Ürdün’ün “yapay” nüfus artışına bağlı olarak siyasi, toplumsal ve ekonomik sektörlerin yanı sıra çevresel sektörde de artan tehditlerle mücadele etme zorunluluğundan ve bu durumun bölgesel bir güvenlik sorununa evrildiğinden bahsetmek mümkündür.

Doğu Akdeniz’in yüzey suyu sıcaklıklarındaki artış, denizin tropikalleşmesini hızlandırmaktadır. Bu ısınma yalnızca deniz ekosistemlerini değil, tarım, turizm ve içme suyu güvenliği gibi kıyıdaşların temel geçim kaynaklarını da tehdit etmekte, kompleksteki toplumsal ve ekonomik istikrarsızlık riskini daha da artırmaktadır.

Deniz kirliliği ve plastik sorunu derinleşmeye devam etmektedir. Nesli tehlike altında olan Akdeniz foku, orkinos, kılıç balığı başta olmak üzere pek çok deniz canlısında plastik kirliliğinin etkileri belgelenmiştir. Nehirler ve kentsel altyapı aracılığıyla denize taşınan karasal kökenli kirleticiler de bu duruma olumsuz katkı sağlamaktadır.

Hava kirliliği ise hem insan sağlığı hem de iklim sistemi açısından kompleksin en hafife alınan sorunlarından biri olmayı sürdürmektedir. Doğu Akdeniz'de fosil yakıt kullanımı ve sanayi kaynaklı emisyonların artışı, partikül madde ve ozon kirliliğine bağlı erken ölümleri ciddi seviyelere taşımaktadır. Artan enerji talebi ile yükselen sıcaklıkların bir arada yarattığı yük, özellikle kentsel alanlarda hava kalitesini daha da düşürme riski taşımaktadır. Nitekim hava kirliliği sebebiyle ölümlerde, komplekste ilk sırada Mısır yer almaktadır.

Doğu Akdeniz Kompleksinde çevre sorunlarının geleceği

Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesi için hazırlanarak 2022’de yayımlanan bir rapora göre bahse konu coğrafya, dünya ortalamasından yaklaşık iki kat ve dünyanın diğer bölgelerinin çoğundan daha hızlı ısınmaktadır. Bu durum, bölgedeki 250 milyonun üzerindeki toplam nüfusun önemli bir kesiminin kıyı bölgelerindeki kentlerde yaşaması ve buna bağlı olarak beklenen güçlü kentsel nüfus artışıyla birlikte “Kentsel Isı Adası” ve düşük hava kalitesinin birleşik etkileri de dikkate alındığında toplumsal olarak yıkıcı bir potansiyele sahiptir.

Kompleksin bazı coğrafyalarında her ne kadar 2026 ilkbaharında ve yaz aylarının başlarında yağışlarda geçmiş yıllara göre artış görülmekle birlikte (İran Savaşı sürecinde İsrail’in, yağışları kontrol etme gücünü kaybetmesi sebebiyle bunun yaşandığını öne süren bir iddia mevcuttur), komplekste daha kuru bir iklime geçiş işaretleri görülmekte, kısa vadede yağışların muhtemelen yüzde 20-30 oranında ve kar yağışlı dağ ikliminin yüzyılın sonuna kadar azalması beklenmektedir.  Yine son dönemde kompleksteki sera gazı emisyonları altı kat artarak AB ile karşılaştırılabilir düzeye ulaşmış ve kompleksin kısa vadede dünyanın en büyük sera gazı salıcılarından biri hâline geleceği tahmin edilmektedir. Sonuçta azalan yağışlar ve güçlü ısınmanın birleşimi, büyük olasılıkla şiddetli kuraklıklara katkıda bulunacaktır.

Ayrıca bölgesel ortalama deniz seviyesinin, küresel tahminlere benzer bir hızda yükseleceği öngörülmektedir. Bu durumun, kıyı altyapısı ve tarımı için ciddi zorluklar yaratacağı ve yoğun nüfuslu ve ekili Nil Deltası da dâhil olmak üzere kıyı geçirgen toprağının tuzlanmasına yol açacağı tahmin edilmektedir.

Diğer yandan 2010 sonrasında Doğu Akdeniz’de artış gösteren doğalgaz arama ve çıkarma faaliyetlerinin çevre üzerinde yarattığı baskı ve risklerin, henüz yaşanmamakla birlikte yeni güvenlik sorunlarını da beraberinde getireceğini öngörmek mümkündür. Arama faaliyetlerinde kullanılan sismik dalgaların, sondaj ve boru döşeme işlemleri ile diğer ilgili tesis/araçların; deniz canlıları, deniz tabanı, boru hatlarının karaya çıktığı yerler ve hava ortamı üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler geri döndürülemez niteliktedir. Aynı zamanda tüm bu faaliyetler esnasında yaşanabilecek kazalar çevresel felaketlere sebep olabilecek, kısa vadede kâr elde etmeyi hedefleyen devletler/aktör sadece kendi ülkelerini değil diğer bölge ülkelerini de çevresel tehditlere maruz bırakacaktır.

Sonuç

Kompleks hem küresel iklim değişikliğinin hem de yerel insan faaliyetlerinin olumsuzlukları nedeniyle hızla bozulan bir ekosisteme sahiptir. Tüm çevre sorunlarının ortak paydası, kompleksteki çevre krizinin tek boyutlu ya da tek aktörlü bir sorun olmadığıdır. Sorunlar hem doğaları gereği sınır tanımamakta hem de birbiriyle karmaşık geri besleme döngüleri içinde etkileşmektedir.

Ancak kompleks devletleri/aktörü arasındaki derin siyasi, toplumsal, ekonomik anlaşmazlıklar ve güven eksikliği sebebiyle çözüme yönelik bütünleşik bir çevre yönetimi konusunda işbirliği yapılamamakta, aynı zamanda diğer sektörlerin sorunlarının yakıcılığı sebebiyle çözüm sırası çevre sorunlarına bir türlü gelememektedir. Oysa ki çevre sorunlarında ötelemeye devam edildiği ve çözümüne yönelik ortak hareket edilmediği takdirde, mevcut kaybın önüne geçmenin giderek daha güç hâle geleceği tartışmasız bir gerçekliktir.

Not: Harita, Didem Saygın ve Asime Dilara Erdem’in 2026’da yayımlanan “Akdeniz’de kirlilikle mücadele: Barselona Sözleşmesi kapsamında sürdürülebilirlik” başlıklı çalışmasından alınmıştır.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın