Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük
2024 Sonrası
Parçalanmış küresel düzende RF’nin, Suriye üzerinden Doğu Akdeniz coğrafyasının yeniden şekillenmesine katılımı küresel güçler masasındaki duruşunu güçlendirmiş ya da en azından öyle gözükmüştür. Ancak Esad rejiminin devrilmesi sonucunda Suriye’de en büyük kaybedenlerden biri RF olmuştur. RF’nin odağının ve gücünün bölünerek zayıflatılmasını hedefleyen ve devamında RF provoke edilerek 2022’de başlatılan RF-Ukrayna Savaşı Batı’nın planladığı şekilde ilk meyvesini vermiştir. 2024 sonunda Suriye’de rejimi devirmeye yönelik düğmeye basılan “artırılmış yıldırım kaos” ortamında RF ciddi bir varlık gösterememiş, adeta gelişmeler kendisini ilgilendirmiyormuşçasına izlemekle yetinmek zorunda kalmıştır. Çünkü RF, kendisi için varoluşsal konumdaki Ukrayna ile Doğu Akdeniz’deki üslerine ev sahipliği yapan Suriye arasında seçim yapmak durumunda kalmıştır. Aynı zamanda RF, Suriye’deki çok yönlü varlığından kaynaklı olarak muhaliflerin aldığı dış desteğin büyüklüğünü ve rejim ordusundaki, İran milislerindeki, Hizbullah’daki çürümüşlüğü gördüğünden, rejimin daha fazla direnemeyeceğini anlamıştı. Ve kurulacak yeni düzende iş birliği yapmak zorunda kalacağı muhalefeti daha fazla karşısına almamak maksadıyla Esad’dan desteğini çekmiş, yine de “müttefiklerini ölüme terk etmeyen büyük güç” imajını ayakta tutmak için Esad’ın Rusya’ya transferini sağlamıştır.
Suriye’de rejim devrildikten sonraki süreçte, ülke genelinde RF’nin değişik boyutlar ve işlevdeki 20’den fazla üssü/tesisi ve 90’ı aşkın ileri karakolu tasfiye edilmiştir. S 300 ve S 400 hava savunma sistemleriyle savaş uçaklarının önemli bölümü Rusya’ya veya Libya’ya taşınmıştır. Ancak bu süreçte, 2017’de yapılan anlaşma gereğince RF’ye 49 yıllığına kiralanan Suriye’deki Rus askeri varlığının başat unsurları olan Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Deniz Üssü’nün geleceğine dair “belirsizlik” durumu devam etmiştir. Nihayetinde Suriye ile RF arasında, Suriye topraklarındaki Rus askeri varlığının düzenlenmesi ve yeniden yapılandırılmasına yönelik 9 Ağustos 2026’da yapılan anlaşma, söz konusu belirsizlik durumuna son vermiştir.
Anlaşma gereğince; Suriye 3 ay içerisinde başta Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Limanındaki dördüncü ticari rıhtım olmak üzere sivil tesislerin yönetimini üstlenecek ve böylece bu tesislerin sivil idari sisteme kademeli olarak entegre edilmesini sağlayacaktır. Rus Stroytransgaz şirketinin limandaki 49 yıllık ticari imtiyazı sona erecek, limanın yeniden geliştirilmesine BAE merkezli DP World devam edecektir. RF liman içerisinde daha sınırlı bir alanda ikmal ve lojistik faaliyetlerini yürütecektir. Bu durum çerçevesinde “Rus üsleri” kavramına son verilecek ve bunlar her iki tarafın hedef ve beklentilerine hizmet eden “ortak eğitim ve nitelik kazandırma merkezleri”ne dönüştürülecektir.
Ayrıca iki üssün çevresindeki sivil alan ve tesislerin kullanımı ile Rus askerlerinin Suriye topraklarında sahip olduğu kapsamlı dokunulmazlık gibi tüm yetkiler anlaşma ile iptal edilmektedir. Anlaşma, Suriye topraklarında kalacak Rus varlıklarından bahsetmekle birlikte, bunların (asker sayısı, görevlerinin niteliği, teçhizatları ve Hmeymim ile Tartus’ta kalabilecek silahlar) detaylarına yer vermemektedir.
Rusya münhasır üs kontrolünü kaybetmiş, ağır silahlarını çekmek zorunda kalmış ve Tartus’taki ticari imtiyazlarından vazgeçmiş olmakla birlikte, anlaşma pragmatik bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde; RF’nin önceki dönemde Suriye’de elde ettiği kazanımları/anlaşmaları (enerji, tarım, alta yapı tesislerinin inşası, çeşitli malzemelerin ihracı vb.) kaybetmemek ve Suriye’de bulunan Kuzey Kafkasya ve eski Sovyet coğrafyasından gelen teröristlerin RF’ye dönüşünü engellemek için, bahse konu anlaşmayla askeri konularda taviz vermeye razı olmak şeklinde okumak mümkündür. Diğer yandan “sınırlı ve ortaklı” bir şekilde de olsa RF’nin Suriye’de askeri anlamda kalmaya devam etmesini; RF’nin bölgesel gelişmeleri yakından takip edebilme, Doğu Akdeniz ile olan bağını tümden kaybetmeme, Afrika’ya yönelik lojistik hatlarında ara istasyon olanağı şeklinde de görmek gerekmektedir. Halihazırda RF, Suriye’nin yarattığı boşluğu Libya ile doldurmaya çalışmaktadır. Hafter'le ilişkiler sayesinde Tobruk, Al-Khadim ve Al-Jufra daha çok kullanılır olmuştur. Ancak buralardaki altyapı yetersizliği ve istikrarsızlık sebebiyle Suriye'deki gibi “egemen bir üsler”den bahsetmek mümkün değildir.
Suriye açısından RF ile ilişkileri sürdürmenin somut nedenleri vardır. Bunların başında ekonomi gelmektedir. Esad rejiminin ardından İran kaynaklı petrol desteğinin kesilmesi, yeni yönetimi ciddi bir enerji açığıyla karşı karşıya bırakmış, RF bu boşluğu hızla doldurmuştur. Enerjiden sonra en ciddi seviyede bağımlılık yaratan bir diğer husus, gıda güvenliği olmuştur. Nitekim Suriye’nin 2025 ve 2026 yıllarındaki buğday ithalatının yaklaşık yüzde 85’i RF’den yapılmıştır. Askeri alanda da geçmişin mirası belirleyici olmuştur. Suriye’de rejimin devrilmesiyle eş zamanlı olarak İsrail, Suriye silahlı kuvvetlerine çok büyük darbe indirmiş de olsa, geriye kalan silah ve sistemlerin önemli bölümü Sovyet ve Rus menşelidir. Bu silah ve sistemlerin kullanılabilmesi için; yedek parça, teknik eğitim ve mühimmat ihtiyacı devam etmektedir. Dolayısıyla Suriye, bu silah ve sitemlerin idamesi için RF ile teknik iş birliğini sürdürmek zorundadır.
Sonuçta bu anlaşmayla, RF’nin Suriye’deki rolünün niceliğinden çok niteliği değişmiş ve RF stratejik seviyede Doğu Akdeniz’de bir daralma yaşamıştır. Aynı zamanda RF artık Suriye’nin hamisi değildir. “Sıcak denizlere inme” arzusu bir başka bahara ertelenmiştir. Buna karşılık RF tamamen dışarıda bırakılmış bir güç de değildir. Yeni model, ABD ve İsrail’in yönlendiriciliğinde ve doğal olarak kontrolünde “karşılıklı bağımlılıkların ürettiği sınırlı bir ortaklık”tır.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






