Doğu Akdeniz jeopolitiğinde Rusya – Suriye ilişkileri – 1

MDN MEDIA
  • |

Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük

Rusya/SSCB/RF (Rusya Federasyonu); çarlık, komünist rejim ve mevcut iktidar dönemlerinde uzun vadeli güvenlik, jeopolitik ve ekonomik çıkar esaslı olarak Doğu Akdeniz coğrafyasına farklı seviyelerde ilgi göstermiştir. Rus bakış açısına göre Karadeniz ve Doğu Akdeniz bir bütün hâlindeki su kütlesidir çünkü, Karadeniz'den hareket eden bir geminin okyanuslara çıkış yolu Doğu Akdeniz'den geçmek zorundadır. Dolayısıyla Rus iktidarlarının birbirine devrettiği bu bakış açısı, Rusların bölgeye olan ilgisinin başat nedenlerinden biri olmuştur.

Bu durumun devamı niteliğinde, coğrafyasının özellikle kış mevsiminde Rus deniz unsurlarının denize çıkışını büyük oranda kısıtlaması, Rusların tarihsel “sıcak denizlere inme” hedefini yaratmıştır. Bu çerçevede Karadeniz ve Doğu Akdeniz, bahse konu sıcak denizlerden en önemlileri olarak görüldüğünden RF açısından; son dönemdeki Kırım, Ukrayna, Gürcistan, Suriye ve Libya’daki gelişmeler hayati önemde olmuştur. Bu bağlamda Soğuk Savaş döneminde ve günümüzde ABD/NATO’nun SSCB/RF’yi çevreleyerek kıtada tutma hedefi, Rus iktidarlarının Karadeniz politikasıyla Akdeniz politikasını bağlantılı hâle getirmeye zorunlu kılmış ve bahse konu çevrelemeyi yarmanın bir yolu olarak Doğu Akdeniz’de bir “etki ve varlık” alanı oluşturma refleksini doğurmuştur. İki yazılık bu dizide, Rusya’nın Doğu Akdeniz jeopolitiğinde ve Suriye özelinde bu coğrafya ile olan ilişkisini, Suriye’den büyük oranda fiili olarak çekilmesini ele aldım. Nitekim Akdeniz havzasında Rus askerî varlığının olduğu yegâne mekân, Doğu Akdeniz’dir.

Soğuk Savaş Dönemi

Soğuk Savaş döneminde Akdeniz havzası, Batı ile SSCB arasındaki rekabetin önemli alanlarından birisi olmuştur. Bu kapsamda SSCB’nin Doğu Akdeniz coğrafyasına yönelik politikası, “ideolojik dayanışma” zemininde şekillenmiştir. 1962 Küba Füze Krizi'nin doğrudan bir sonucu olarak bahse konu politikasına sert güç unsurunu da eklemeyi gerekli gören SSCB, Akdeniz’den sorumlu olacak şekilde 1964'te Sovyet Karadeniz Filosunun bir kolu olarak “Sovmedron Sovyet Akdeniz Filosu (5. Eskadra)”nu teşkil etmiştir. Savaş gemileri ve denizaltılar; Mısır, Suriye, Yugoslavya, Cezayir, Tunus ve Libya limanlarında konuşlandırılmıştır. Suriye’deki Tartus Deniz Üssü 1971’den itibaren aynı zamanda onarım üssü özelliğine de kavuşturulmuştur. SSCB hava unsurları, Mısır ve Suriye'deki hava üslerinden 5. Eskadra’ya destek sağlamıştır. Mısır’ın saf değiştirmesi sonucunda 1976’da üslerini SSCB’ye kapatması, 5. Eskadra’nın görev icra etmesini zorlaştırmıştır. Türk Boğazlarından geçiş rejimini düzenleyen Montrö Anlaşmasının özellikle denizaltılara getirdiği kısıtlamalar, kıyı erişimi üzerindeki dönemsel kısıtlamalar, konuşlandırma mevki ve mesafeleriyle uçak gemisinin yokluğuna bağlı hava üstünlüğü zafiyeti, 5. Eskadra’nın “sembolik bir güç” olmasına ve buna bağlı olarak Akdeniz’in bir “NATO gölü” olmasına yol açmıştır.

Soğuk Savaş Sonrası

Soğuk Savaş sonrası dönemin ilk yıllarındaki güçlükler sebebiyle Doğu Akdeniz RF için bir öncelik olmamış, 1992 sonunda 5. Eskadron lağvedilmiş, ancak Tartus Deniz Üssü devredilmemiştir. 2000’den itibaren RF ile Batılı güçler arasında Doğu Akdeniz'i de kapsayacak şekilde bu kez ideolojik olmayan, jeopolitik ve jeoekonomik bir mücadele tekrar başlamıştır.

Jeopolitik mücadele kapsamında Rus donanmasının Doğu Akdeniz'de yeniden ortaya çıkmasına yönelik ilk işaret, 2001'de yayımlanan “2020'ye Kadar RF Deniz Doktrini” olmuştur. 2006’da Tartus Deniz Üssü’nün modernizasyonu gündeme gelmiş, Akdeniz’de sürekli bir yetenek bulundurmak maksadıyla 2013’te “Akdeniz Görev Gücü” yenilenen unsurlarla oluşturulmuş, aynı zamanda geleneksel müttefik Suriye’nin yanı sıra Batı’nın müttefikleri Mısır ve İsrail ile askerî-teknik iş birliği anlaşmaları yapılmıştır. Her zaman dostça tavır sergilemeyen güçlerin Karadeniz’e erişimini kısıtlama, Akdeniz’e yaklaşmayı kolaylaştırma ve Orta Doğu, Balkanlar ile Akdeniz'e güç projeksiyonu için bir başlangıç noktası olma misyonuna sahip olan Kırım’da konuşlu Karadeniz Filosunun altyapısının geliştirilmesi ve Rus donanmasının Akdeniz’deki varlığının düzenlenmesi maksadıyla Suriye’deki istikrarsızlık ve Akdeniz’de oluşmaya başlayan yeni güç dengeleri göz önüne alınarak bahse konu doktrin 2015’te güncellenmiştir.

Jeoekonomik mücadele çerçevesinde RF için Doğu Akdeniz’deki jeopolitik ve güvenlik esaslı çıkarları hayati önemdeyken ve ülkesinde zengin hidrokarbon rezervlerine sahip olması sebebiyle enerji temelli çıkarları ikinci planda kalmasına rağmen RF, Türkiye'de ve Mısır'da nükleer enerji santralleri inşa eden bir güç konumuna gelmiş, teknolojik yetenekleri ve sektördeki deneyimlerinin de katkısıyla Rus doğal gaz şirketleri, 2010'ların ikinci yarısından itibaren Mısır, İsrail, GKRY, Lübnan doğal gaz ihalelerine/konsorsiyumlarına farklı seviyelerde dâhil olmuş, RF’nin iç savaşta Suriye’ye verdiği desteğin bir tür karşılığı olarak Suriye rejimi deniz yetki alanlarındaki doğal gaz ve petrol arama anlaşmalarını Rus şirketleriyle yapmıştır.

Soğuk Savaş yıllarında inşa edilen ideolojik temelli SSCB-Suriye ittifakı ise, eskiye oranla zayıflamış da olsa Soğuk Savaş sonrası dönemde de devam etmiştir. Batının Suriye’ye yaptığı baskı ve yaptırımlarda en önemli destekçisi RF olmuş, yeni silah satış anlaşmaları garantisi karşılığında 2005'te RF, Suriye’nin borcunun s’ünü silmiştir. Nitekim 2015 itibarıyla Suriye’nin silah ithalatında RF’nin payı x’e ulaşmıştır.

2015 Sonrası

RF’nin Doğu Akdeniz'deki etkinliğinin bir yansıması olarak, 2011’den itibaren iç savaşa  sürüklenen Suriye’nin 2015’te RF’den askerî yardım talebinde bulunması; RF’nin artan yeteneklerini sergilemesi, “küresel güç” statüsünde olduğunu kanıtlaması ve Suriye’ye daha kalıcı ve kapsamlı bir şekilde konuşlanması açısından bir fırsat olmuştur. Doğu Akdeniz’i, ABD/NATO’nun güncel çevreleme faaliyetlerini sınırlarından uzakta karşılamak için öngördüğü dış daire üzerinde bir coğrafya olarak nitelendiren RF; Baltık, Akdeniz, Karadeniz ve Kuzey Denizi’nden soyutlandığı takdirde parçalanma sürecinin başlayacağının bilincinde olduğundan donanmanın kullanımına özel bir önem vermiştir. Bu esas çerçevesinde son deniz doktrini 2022’de yayınlanmış, 2024’de güncellenmiştir. Ancak 2022’de başlayan RF-Ukrayna Savaşı’na bağlı olarak son yıllarda RF’nin Doğu Akdeniz’deki askerî hareketliliği durma noktasına gelmiştir.

Suriye’de başlayan iç savaş, Akdeniz’deki Rus varlığının restorasyonu çerçevesinde birçok fırsatı beraberinde getirmiştir. RF’nin jeopolitik idealleri temelinde atlama tahtası, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu politikalarının kesişim noktası Suriye olmuştur. Orta Doğu’nun kalbi olan İskenderun Körfezi-Süveyş Kanalı-Basra Körfezi üçgeninin, iki köşesi olan İskenderun Körfezi ve Süveyş Kanalı’nın kontrolü Kıbrıs sayesinde mümkün olabilmektedir. Komplekste etkin olma çabasındaki RF’nin Kıbrıs’ta bir askerî varlığı olmadığından bu durumun tolere edilebilmesi Suriye’de bir askerî varlık bulundurmakla sağlanabilirdi. 2015’te Suriye’nin yaptığı askerî yardım talebinden sonra Soğuk Savaş bitiminde devretmediği Tartus Deniz Üssü ve yeni kazanım Hmeymim Hava Üssü’nde konuşlanarak Suriye’de askerî varlık bulunduran RF, hem Kıbrıs’taki Birleşik Krallık Üslerini, hem İskenderun Körfezi ve Süveyş Kanalı ile arasındaki hattı, hem de Basra Körfezini etki altına alabilmenin başat koşulunu sağlamıştır.

RF’nin jeopolitik esaslı bu konuşlanması, ABD ve Batılı güçlerin kendisini çevreleyerek “sıcak denizlere inme”sini engelleme politikasına karşı bir hamle olmuş, kurulan Karadeniz-Türk Boğazları-Ege Denizi-Doğu Akdeniz-Suriye hattıyla çevrelemede önemli bir gedik açılmıştır. İlave olarak RF, ABD’nin “Kürt devleti” projesi üzerinde söz sahibi olma şansını yakalamıştır. Nitekim bu kapsamda Rusya’nın, Esad’ı desteklemeleri karşılığında PYD-YPG’ye “kültürel otonomi” sözü dahi vermiştir. Bununla birlikte ABD’nin “kara gücü” olan PYD-YPG’nin Doğu Akdeniz’e ulaşarak uluslararası ekonomik sistemle bütünleşme maksadıyla Suriye kuzeyinde koridor açma girişimleri, RF’nin sessiz kalarak onay vermesine bağlı olarak Türkiye tarafından icra edilen askerî harekât serisiyle büyük oranda ve “şimdilik” engellenmiştir. Ancak yine de gelecekte ABD projesinin başarılı olması durumunda kurulacak Kürt devletinin bölgede varlığını devam ettirmesi durumunda RF’ye belirli bir oranda bağımlı olacak olması, RF’nin 2015’te gerçekleştirdiği konuşlanmanın getireceği bir kazanım olacaktı. (Eğer RF, Suriye’de aynı güçle kalmaya edebilseydi.)

Bahse konu süreçte RF, Suriye’de hava savunma sistemleri olmasına rağmen Suriye’deki İran’a ve Hizbullah’a ait unsurların İsrail tarafından havadan vurulmasına genellikle göz yumarak, Arap devletlerinin kendisini “Suriye’de İran etkisini sınırlandıran güç” olarak görmesini ve dolayısıyla kompleksteki kalıcılığına sıcak bakılmasını sağlamaya çalışmıştır. RF’nin Arap devletleriyle yakınlaşma isteğinin bir diğer sebebi ise, RF’nin Suriye’deki radikal İslamcı grupları/örgütleri etkisiz hâle getirerek özellikle Kuzey Kafkasya’dan gelen Rus vatandaşı teröristlerin geri dönüşünü engelleme hedefi çerçevesinde bölgedeki Arap devletleriyle iş birliği yapma niyeti olmuştur. Ayrıca RF, Suriye’deki üsleri başta Libya olmak üzere diğer Afrika ülkelerindeki özellikle Wagner grubunun faaliyetlerini desteklemek ve “güç aktarımı” maksatlı kullanmıştır. 2022’de başlayan RF-Ukrayna Savaşı ile birlikte önceliği değişen RF, Suriye’deki pozisyonunu ve gücünü korumaya gayret etmiştir. Ancak Aralık 2024’te Suriye’de rejimin devrilmesinin ardından RF’nin buradaki politikalarına ve üslerinin geleceğine ilişkin bir belirsizlik süreci başlamıştır.

Müteakip yazıda, RF’nin fiili olarak Suriye’den çekilmesini ele alacağım.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın