Dick Cheney’nin gerçek mirası: “Westlessness”

MDN İstanbul
  • |

Amerikan yakın tarihinin en tartışmalı isimlerinden biri olan Dick Cheney hayatını kaybetti. ABD başkanlarından daha etkili olabilme şansına erişen nadir başkan yardımcılarından biri olan Cheney arkasında, Orta Doğu’da hâlâ doldurulamamış Irak gibi bir boşluk bıraktı. Ancak gerçek mirasının, son yıllarda yüzleşmeye başladığımız “Westlessness” yani “Batısızlık” olduğunu öne sürmek iddialı olmayacaktır.

84 yaşında hayatını kaybeden Cheney, Amerikan siyasetinin her daim en tartışmalı figürlerinden biri oldu. 1970'lerde Başkan Gerald Ford'un Beyaz Saray özel kalem müdürlüğü yaptı. Ardından Temsilciler Meclisi'nde on yıl geçirdi. Başkan George HW Bush, onu Birinci Körfez Savaşı ve ABD'nin Panama'yı işgali sırasında savunma bakanlığı görevine getirdi. Berlin Duvarı ve Demir Perde yıkıldığında Pentagon’un başındaydı, “Tarihin Sonu” olarak da adlandırılan yeni dünya düzeninin mimarlarından biri oldu. 2000 yılında ise yakın tarihin en tartışmalı başkanlık seçimlerinden birini kazanan George W. Bush tarafından başkan yardımcısı olarak seçildi. Bush’un başkanlık koltuğuna oturmasının üzerinden yaklaşık 8 ay sonra gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından küresel teröre açılan savaşın ideolojik aklı olarak öne çıktı. Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından Irak’ın yeniden inşası, ülkedeki lojistik ve yakıt hizmetleri için ihalesiz ve kazançlı sözleşmelerin önemli alıcılarından olan Halliburton şirketinin geçmişinde CEO olarak görev yapması, 11 Eylül atmosferinde yeteri kadar konuşulmadı.

Bugün hâlâ büyük bir tartışma konusu olan Irak Savaşı’na giden yola en önemli taşları döşeyen isim de yine Cheney olmuştu. Bazı kaynaklara göre 1 milyon Iraklının hayatına, trilyonlarca dolarlık maliyete ve Sykes-Picot Anlaşması’nın ölüm fermanına mâl olan Savaş, Cheney’nin tarihte bıraktığı en büyük izlerden biri olarak daha uzun süre hatırlanacak gibi duruyor. Ancak bu savaşın tetiklediği ya da ilk taşını düşürdüğü domino etkisi başka bir tablo ortaya çıkardı. Batı, ahlâki üstünlüğünü bir daha geri kazanamayabileceği şekilde kaybetti.

Batısızlık nedir?

Cheney’nin geçmişiyle ilgili unutulan bazı başlıklar var. Washington siyasetinin en sarsıcı olaylarından biri olan Watergate Skandalı da dâhil olmak üzere her zaman başkanların yanında yer aldı. Watergate’de Nixon’ın istifasının ardından Beyaz Saray’a oturan Ford’un özel kalem müdürü olarak bahsi geçen skandalın tüm detaylarına hâkim olması beklenebilirdi, ancak ona rağmen başkanlık yetkileriyle ilgili bir “sorun” görmemesi Cheney’nin politik anlayışını anlayabilmek için fazlasıyla yeterli olması beklenirdi. Buna rağmen Amerikan kamuoyunun bunu fark edebilmesi için 30 yıl daha geçmesi gerekti. 1991 yılında önlemeye çalıştığı Irak lideri Saddam Hüseyin’i devirme operasyonunu 2003 yılında bizzat yürüttü.

Irak Savaşı için yapılan propaganda bombardımanının en önde gelen isimlerden biri yine Cheney oldu. Savaş’tan bir yıl önce Amerikalı gazilere yönelik bir etkinlikte şu cümleleri kurdu; “Basitçe söylemek gerekirse, Saddam Hüseyin'in artık kitle imha silâhlarına sahip olduğuna şüphe yok. Bunları dostlarımıza, müttefiklerimize ve bize karşı kullanmak üzere biriktirdiğine şüphe yok.”

Buradan hareketle Cheney hakkında yapılabilecek iki yorum var. Ya kasıtlı olarak yalan söyleyerek hem Amerikan halkı hem de Orta Doğulular için bedeli hâlâ ödenmeye devam eden ağır bir külfetin altına girmekten çekinmeyecek kadar gözü kara biri ya da en hafif tabirle “çelişkili ve kesin olmayan” istihbarat raporlarını olabilecek en maksimalist şekilde yorumlayan liyakati sorgulanması gereken bir devlet adamı. Bunun yanıtını tarih çoktan vermiş olabilir.

11 Eylül terör saldırılarının ardından, Cumhuriyetçi Parti içerisindeki neo-muhafazakâr hareket, Washington siyasetinde büyük bir ivme kazandı. Cheney de neo-muhafazakâr düşünce için önemli bir başlık hâline gelen “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi”nin kurucu zihinlerinden biri oldu. Bu projenin temel amacı Amerikan askerî gücünün kullanılmasıyla demokrasi ambalajına sarılmış olan ABD çıkarlarını, başka coğrafyalarda yayabilmekti.

Amerikan yüzyılına dair hazırlanan proje henüz ilk ayağında başarısız oldu. Irak’ta kitle imha silâhları bulunamadı. Yanlış bir mimariyle inşa edilen Irak devlet mekanizması ilk fırsatta çöktü ve ülke korkunç bir mezhep savaşının ortasında kaldı. Bu mezhep savaşı bölgedeki tüm fay hatlarını tetikleyerek istikrarsızlığı komşu ülkelere yaydı. İran’ın “Şii Hilâli” olarak gördüğü İran-Irak-Suriye-Lübnan coğrafyası, Sykes-Picot ile bir nebze kavuştuğu istikrarı acı biçimde kaybetti.

Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler Çin ve Rusya’ya büyük bir alan açtı. Batılı ülkelerin enerjisini, zorunlu olarak, fazlasıyla bölgeye kanalize etmeleri dünyanın geri kalanında büyük jeopolitik boşluklar oluşturdu. Çin’in Asya’nın güneyinde artırdığı etki, Rusya’nın Avrupa’nın doğusundaki hamleleri literatüre yeni bir kavram ekledi; Westlessness. Türkçe olarak ifade etmek gerekirse Batısızlık.

Cheney ve arkadaşlarının Amerikan yüzyılı hayâliyle başladıkları proje, neredeyse çeyrek yüzyıl sonra bambaşka bir şekilde sonuçlandı.

Donald Trump’a karşı yaptığı muhalefet aklanmasına yeter mi?

Cumhuriyetçi Parti ön seçiminde Bush ailesinden biri daha yarışmasına rağmen Cheney’nin Trump’ı desteklemesi ne kadar etkili oldu bilinmez ancak seçildikten sonra büyük bir Trump muhalifine dönüştü. Temsilciler Meclisi'nde hiçbir zaman Trump destekçisi olmayan az sayıdaki Cumhuriyetçi elitler arasında olan büyük kızı Liz'i destekledi. Esas şaşırtıcı olan ise 2024 yılındaki başkanlık seçimlerinde Demokratların adayı Kamala Harris’i desteklemiş olmasıydı. Cumhuriyetçi Parti tabanının bir kısmı için hâlâ önemli biri olan Cheney, ömrünün son kısmında yaptığı tercihlerle o tabanı kaybetmiş ve kızının siyasi geleceğini riske atmış olabilir ancak Amerikan tarihindeki yerinde ve insanların zihinlerinde yer edinen imajında bir değişikliğe neden olmadı.

Amerikan siyasetindeki Nixon-Reagan-Bush çizgisi olarak bilinen muhafazakâr siyaset geleneğine bağlı bir profil çizen Cheney’nin Donald Trump’ın temsil ettiği siyaset tarzına mesafeli olması anlaşılabilir. Trump’ı Amerikan demokrasi tarihindeki en büyük tehdit olarak nitelendirmesi, hayatının son yıllarında onu liberal medyanın bile gözdesi yaptı. Cheney’nin Trump’ın MAGA hareketine karşı bir direniş sembolü hâline gelmesi ironik oldu çünkü Cheney, Trump hareketini başlatmayı asla düşünmese bile, Trump’ın eylemlerinin çoğu onun mirasına dayanıyor. Trump ve MAGA hareketine karşı ilkeli muhafazakârlık değerli olabilir ama en azından günah çıkarmaları gerekiyordu. İktidarın sınırlandırılmasına duyulan nefretin en önemli meşruiyet kaynağı olarak Cheney’nin açtığı kapı gösteriliyor.

Cumhuriyetçi Parti, büyük bir dönüşüm geçirdi. Bir zamanlar partinin en önemli figürlerinden biri olan hatta gölge liderliğini yapan Cheney'nin muhafazakârlık anlayışı, bugün geçmişin bir kalıntısı olarak hatırlanıyor. Birçok Amerikalı siyasi figürün, özellikle de muhafazakâr olanların aksine Tanrı’ya çok az atıf yapması veya dini duygularını dile getirmemesine rağmen.

Richard Bruce Cheney, Donald Trump’ın siyasetteki yükselişinden önce 21’inci yüzyılın en nefret edilen figürlerinden biriydi. Ölümünün ardından “yeniden keşfedildiği” üzere muhtemelen Amerikan tarihinin en güçlü başkan yardımcısıydı. En azından başkan yardımcılığı görevinin yeniden tanımlanmasını sağlamıştı. Sınırsız ahlâksızlığıyla beraber görev yaptığı siyasetçilerin kararsızlıklarını ve tereddütlerini bastıran nihilist biriydi. İçinde yaşadığımız dünyanın birkaç mimarından biri olarak fiziken olmasa bile ruhen uzun süre daha aramızda olmaya devam edecek.

ETİKETLER: ,
Bunu Paylaşın