
“Yüce Herkimoğlu ilk kitabı Sadece Sabit Bir Şablonaydı Nefretim’de, son derece akıcı bir dille, okurunu kendiyle ve hayatla yüzleşmeye götüren, etkileyici bir anlatı sunmayı başarıyor.” Bir arka kapak yazısı olabilir mi bu? Karar vermeden önce yazıya bir göz atın lütfen.
“Güldüğümüz durumların yüzde 80’inde söz konusu olayı gülünç bulduğumuz için değil, başka sebeplerden -ki bunlar çoğu zaman sosyal temelli olabiliyor- gülüyoruz” diyor Yves Bossart, Her Şeye Rağmen Gülmek adlı kitabında. Aynı çalışmada her gülüşün aynı olmadığına da dikkat çekiliyor. Neşe, korku, utanç, gıdıklanma Bossart’ın saydıkları arasında; hatta gülme gazının da bir gülme sebebi olduğunu ekliyor yazar.
Bossart’ın referans verdiği bir araştırmaya göre nadiren tek başımıza gülüyoruz. Şansa bakın ki benim aklıma onun kitabını getiren gülme de bu nadir anlardan birinde gerçekleşti. Sebebi gıdıklanma hissine benziyordu ama kimsenin beni gıdıkladığı yoktu, dedim ya tek başıma, ayakta, kütüphanemin karşısında, işin doğrusu gayet ciddi bir ifadeyle kitap karıştırıyordum. Elime uluslararası çoksatar bir roman geçti, öyle yazıyor üzerinde, fikir edinmek için arka kapak yazısını okuyayım dedim, işte ne olduysa o anda oldu, bir an gözlerime fer geldi, ardından da gülme…
Katliamıyla, katiliyle, kaçanı kurtulanı, mücadele edeniyle bir gerilim kitabıydı elimdeki. Bir şekilde almış fakat okumamak için en dibe sıkıştırmışım adeta. Ancak beni güldüren bu değil, arka kapak yazısı. Kitabı bilen birinden çok, sadece anlatılan hikâyenin ana hattını bilen birinin elinden çıkmışa benziyor. Gerçek bir fikir edinme imkânı yok, olay örgüsünden rastgele noktalar işaretlenmiş sanki. Bir de cümleler lüzumsuz etiketlerle yapıştırılmış demek mümkün. Kahramanlardan biri şöyle tanımlanıyor mesela: “… adamdan kaçarak kanlar içinde ormanda koşturan (bilmemkim).” Herhalde, arka kapağa bakarak kitaba dair bilgi edinmek isteyen herkes bu tanımlamadan aynı sonucu çıkarır: klişe! Gelin görün ki asıl mesele bu da değil. Mesele benyaptımolduculuk. Bir katilden kaçmayı başararak canını kurtaran bir kişiyi anlatan ifade, ormanda kanlar içinde koşturması olmamalı sanırım, lakin, ihtimal ki bu ifadenin dehşet izlenimi vereceği düşünülmüş ve/veya yazan kişi kendi bir değerlendirme yapmak yerine sayfalar arasındaki bir ânı karakteri anlatmak için yeterli görmüş.
Biraz çoksatar mantığı belki de… Nitekim, arka kapak yazısında, ana kahraman anlatılırken de satırlar aynı hafiflikle kullanılmış. Ancak her tür detayın sokuşturabileceği, ne yazılsa bir anlamı olacağı varsayımı tuhaf kalmış açıkçası. Kahramanın tedavi gördüğü için kendini iyi hissetmesi reçeteli ilaç kullandığıyla anlatılıyor mesela. Kurmaca bir kişinin kullandığı, bilinen bir psikiyatrik ilacın reçeteli olduğu belirtilmezse yayıncı yasalarla uyumsuz mu kalır acaba, diye düşünmeden edemiyor insan. Bu da komik detaylardan biri, ancak gerçek olabileceği bir ülkede yaşadığımız için trajikomik demek daha doğru; o başka.
İçi farklı arkası farklı
Arka kapak üzerinden düşününce kütüphaneler bambaşka gözüküyor insana, hakkıyla okunmamış bir cevher var orada.
Hemen masamın üzerinde okumak için ayırdığım kitaba gidiyor elim. Yeteneği edebiyat dünyası tarafından kabul edilmiş, bilinen bir yabancı yazarın öyküleri var kitapta. Arka kapak yazısında bunalımlı bir genç kızın cinsiyet değiştirme ameliyatıyla hayatı hafife alan bir genç kıza dönüştüğü yazıyor. Eğer yazar kurmacanın nimetlerinden faydalanıp bize toplumsal cinsiyetle ilgili bir şeyler söylemiyorsa, arka kapaktan anladığımız cinsiyet değiştirme ameliyatının cinsiyetini değiştirmediği.
Ancak her arka kapak bu kadar vaatkâr değil tabii. Oranını hesap etmek mümkün olmasa da diyebilirim ki, yaygın kullanılan şablonlar var birçoğunda. Haksızlık etmemek ve tatsızlık çıkarmamak adına, gerçekte olmayan, ama bence çok benzerlerini bildiğimiz bir şablon olarak bir arka kapak yazısını ben uydurdum. Yabancılık çekmeyeceksiniz, buyurun, istediğiniz yere yerleştirin lütfen…
“Yüce Herkimoğlu ilk kitabı Sadece Sabit Bir Şablonaydı Nefretim’de, son derece akıcı bir dille, okurunu kendiyle ve hayatla yüzleşmeye götüren, etkileyici bir anlatı sunmayı başarıyor.
Düşle gerçeğin, hazla acının, ışıkla gölgenin çarpıcı bir şekilde iç içe geçtiği bu romanda, Herkimoğlu okuyucuyu yaşamın karmaşasında dolaştırırken bir yandan güncel meselelerin köklerine iniyor, bir yandan insan olmanın bir şablonu olamayacağını ustalıkla gösteriyor. Geçmişle bugünün kesiştiği yerden insanlığa, kendi içimize ve ilişkilerin doğasına keskin bir bakış!”
Geçmişe selam
Mümkünse her yazı, temel derdine dair iyi örnekler verse iyi olur. Kütüphaneyi karıştırırken onlarla da karşılaştım tabii. Latin Amerikalı yazarlardan Juan Rulfo’nun Türkçede yayımlanmış bir öykü kitabı onlardan biri.
Elimdeki eski bir baskı. Kitapların 15 lira olduğu dönemden. Editörlüğü ise bugün benim diyene parmak ısırtacak cinsten. Arka kapakta o zamanlar yaygın biçimde yapıldığı gibi yazara dair abartılı olmayan ifadelerle kısaca bilgi verilmiş. Ardından yazarın tekniği ve öykülerindeki mesele üzerine birkaç cümle. Sonunda da nefis bir soyutlamayla kitaptaki öyküler hakkında görüş. Kitaba özgü, alınıp her yere yapıştırılamayacak sözler. Ne hikâyelerden birinin adı anılmış ne alıntı yapılmış ne de herhangi birinde anlatılanlar özetlenmiş. Özgün, rafine ve analitik.
Daha ne ister bir arka kapak okuru!
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





