Denizde sanat eserlerini korumanın maliyeti ve zorlukları

MDN MEDIA
  • |

Süper yatlarda sanat koleksiyonu bulundurmak, yalnızca değerli eserleri satın alıp uygun bir duvara asmak anlamına gelmiyor. Milyonlarca dolarlık tablolar, heykeller ve enstalasyonların deniz üzerinde sergilenmesi; lojistik, gümrük, sigorta, vergi, hukuk ve konservasyon açısından kapsamlı bir planlama gerektiriyor.

Yaklaşık 24 metreden başlayarak 60 metreye kadar uzanan süper yatlar, sahiplerinin yaşam tarzını ve estetik tercihlerini yansıtan özel yaşam alanlarına dönüşürken, sanat koleksiyonları da bu kişiselleştirmenin önemli unsurlarından biri haline geliyor. Ünlü sanatçıların eserlerinden özel siparişlerle hazırlanan çalışmalara kadar pek çok eser, yatların salonlarından kabinlerine ve merdiven boşluklarına kadar farklı alanlarda sergileniyor.

Ancak deniz ortamı, sanat eserleri için karadaki bir konuttan çok daha zorlu koşullar yaratıyor.

Bir tabloyu yata taşımak bile karmaşık bir süreç

İngiliz sanatçı ve tasarımcı Jan Erika, süper yat sahipleri için hem iç mekân tasarımları hem de özel sanat eserleri hazırlıyor. Erika'ya göre sanat eserleri yatlara yerleştirildiğinde mühendislik harikası olan bu tekneler kişisel birer eve dönüşüyor.

Erika, “Her yatın ne kadar kişiselleştiği beni şaşırtıyor. Sanat eseri içeri girdiğinde yatlar birer eve dönüşüyor. Sanat, atmosferi tamamen değiştiriyor ve sahibinin hikâyesini anlatıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Ancak bir eseri yatın salonunda hayal etmekle onu gerçekten yata yerleştirmek arasında büyük fark bulunuyor. Eserin satın alınmasından nakliyesine, gümrük işlemlerinden yata alınmasına ve montajından bakımına kadar her aşamanın önceden planlanması gerekiyor.

Sanat eserleri genellikle özel sanat danışmanları, galeriler, sanat fuarları ve ikincil piyasa üzerinden temin ediliyor. Bazı yat sahipleri koleksiyonlarını kendileri oluştururken, bazıları ise profesyonel küratörlerden destek alıyor.

Özel siparişler ise yatın sıra dışı mimarisine uyum sağlama konusunda daha fazla esneklik sunuyor. Örneğin Lorenzo Malfatti'nin Sarastar adlı yatta yer alan çalışması, alt ve üst güverteleri birbirine bağlayan merdiven alanına yerleştirilerek aynı zamanda mimari bir unsur haline getiriliyor.

İlginizi çekebilir:

Yeşil deniz kaplumbağalarının 80 yıllık koruma başarısı

Sanat danışmanları mürettebatı da eğitiyor

Süper yatlardaki sanat koleksiyonlarının yönetimi, yalnızca sahipler ve sanat danışmanlarıyla sınırlı değil. Eserlerin günlük bakımı doğrudan mürettebatın sorumluluğuna da girebiliyor.

Yaklaşık 20 yıldır yat sahiplerine sanat eserlerinin seçimi, kurulumu ve bakımı konusunda danışmanlık yapan Pandora Mathers-Lee, bu alanda mürettebata yönelik özel eğitimler de veriyor.

Sanat tarihi geçmişine sahip Mathers-Lee, süper yat kaptanları ve mürettebatı için sanat eserlerinin korunması, bakımı ve uluslararası taşınmasına ilişkin hukuki konularda eğitim programları düzenliyor.

Mathers-Lee'ye göre en büyük sorunlardan biri, mürettebatın ellerindeki eserlerin gerçek değerinin farkında olmaması.

“Bir Lucio Fontana eseri yalnızca üzerinde tek bir çizik bulunan bir tuval gibi görünebilir. Oysa bu eserler milyonlarca dolara satılıyor” diyen Mathers-Lee, uzmanlık gerektiren bakım konusunda mürettebatın bilinçlendirilmesinin kritik olduğunu belirtiyor.

Yanlış evrak sanat eserini “kaçak mal” haline getirebilir

Süper yatlarda taşınan sanat eserlerinin hukuki boyutu da en az lojistik süreç kadar karmaşık.

Her eserin uluslararası sularda taşınabilmesi için doğru belge ve izinlere sahip olması gerekiyor. Eserin bir ülkeden çıkarılması sırasında ihracat lisansı gerekebiliyor; farklı ülkelerde gerçekleştirilen işlemler ise KDV ve diğer vergisel yükümlülükler doğurabiliyor.

Bazı eserler ülkelerin “ulusal hazinesi” olarak kabul edildiğinden, gerekli izinler alınmadan sınır dışına çıkarılmaları kaçakçılık kapsamında değerlendirilebiliyor.

Mathers-Lee, geçmişte sanat eserlerinin yasa dışı şekilde taşınması nedeniyle yatların alıkonulduğu vakalar bulunduğuna dikkat çekiyor.

Milyon dolarlık eserler için ayrı sigorta gerekiyor

Sanat eserlerinin sigortalanması da süper yat sahipleri açısından ayrı bir uzmanlık alanı oluşturuyor.

Standart denizcilik sigortaları, yat içerisindeki sanat eserlerini otomatik olarak tam kapsamla korumayabiliyor. Bazı poliçeler tek tek eserler için belirli bir üst limit uygularken, tek bir tablonun değeri dahi onlarca milyon dolara ulaşabiliyor.

Bu nedenle sahiplerin, eserleri dünyanın farklı bölgelerine yapılan seyahatler boyunca takip eden özel küresel güzel sanatlar sigortalarına başvurması gerekiyor.

Yata sığmayan sanat eseri değil, bazen ağırlığı oluyor

Sanat eserlerinin fiziksel olarak yata yerleştirilmesi de başlı başına teknik bir mesele.

Süper yatların iç mekânlarında çelik, alüminyum ve cam elyaf takviyeli plastik gibi hafif kompozit malzemelerin yanı sıra hareket eden bölme ve paneller kullanılıyor. Bu nedenle bir tablonun ya da heykelin nereye ve nasıl sabitleneceğinin, geminin seyir halindeki hareketleri de hesaba katılarak belirlenmesi gerekiyor.

Bazen sorun eserin boyutundan çok ağırlığı olabiliyor.

Mathers-Lee, tasarımcı ve yat sahibi tarafından onaylanan büyük bir masanın, geminin dengesini ve balastını etkilediği gerekçesiyle kaptan tarafından reddedildiği bir örneği aktarıyor. Masa, yat limandan ayrılmadan önce gemiden çıkarılmak zorunda kalıyor.

Sanatçı Jan Erika ise kapıları tamamen kaplayan ve kapılar açıldığında bile tek bir eser gibi görünmesi istenen özel bir tablo tasarımını örnek gösteriyor. Eserin kompozisyonunun kapı birleşim noktalarından kusursuz biçimde devam etmesi ve çerçevenin hareketli bölümlere göre tasarlanması için sanatçı, çerçeveci ve montaj ekibinin birlikte çalışması gerekiyor.

Denizde sanatın en büyük düşmanı insan olabilir

Eserler yata yerleştirildikten sonra ise asıl mücadele başlıyor. Deniz ortamında ışık, nem, tuzlu su, sıcaklık değişimleri ve haşereler sanat eserleri için ciddi risk oluşturuyor.

Özellikle doğrudan güneş ışığı, sudan yansıyan ışık ve yatların aydınlık iç mekânları, ışığa duyarlı eserlerin zaman içinde zarar görmesine neden olabiliyor.

Nem kontrolü de kritik önem taşıyor. Yüksek nem küf oluşumunu hızlandırırken, tuzlu su spreyi hassas yüzeylerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Yatlarda yaygın olarak görülebilen gümüşçünler gibi haşereler de özellikle nemli ortamlarda kâğıt ve diğer organik malzemelerden oluşan eserlere zarar verebiliyor.

Ancak sanat danışmanlarına göre eserler için en büyük risk her zaman deniz koşulları değil.

Mathers-Lee, hasarların büyük bölümünün insan hatasından kaynaklandığını belirtiyor. Mürettebatın temizliği artırmak amacıyla eserleri gereğinden fazla temizlemesi veya doğru yöntemleri bilmeden hassas yüzeylere müdahale etmesi, milyonlarca dolar değerindeki bir eserde geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabiliyor.

Bu nedenle ister ana salonda bir Picasso heykeli, ister yat sahibinin kamarasında bir Rothko tablosu bulunsun, süper yatlardaki sanat koleksiyonlarının korunması; sanat danışmanlarından küratörlere, mürettebattan kaptanlara kadar tüm ekibin koordinasyonunu gerektiren özel bir uzmanlık alanına dönüşüyor.

ETİKETLER:
Bunu Paylaşın