Şubat ayının son günü Orta Doğu’da etkileri uzun yıllara yayılabilecek bir savaş patlak verdi. ABD ve İsrail, İran’a saldırarak sadece küresel jeopolitik dengeleri sarsmakla kalmadı aynı zamanda nereye varacağı kestirilemeyen ekonomik gelişmeleri de tetiklemiş oldu. Ham petrol ve diğer fosil yakıtların küresel ticaretinin beşte birinin geçtiği hayatî öneme sahip Hürmüz Boğazı, küresel tedarik zincirlerinde olumsuz reaksiyonlara yol açabilir.
Bu savaşla birlikte uçak gemilerinin günümüz dünyasındaki işlevleri ve deniz güvenliği de tartışmaya açıldı. İran’ın elindeki balistik füzelere karşı hava savunma sistemleri işe yarıyor olsa da dron gibi neredeyse maliyetsiz ürünler uçak gemilerinde ciddi zarara yol açabiliyor.
Küresel petrol piyasası, Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline ve özellikle Avrupa Birliği'nin Rusya'ya karşı uyguladığı çok geniş kapsamlı yaptırımlara ve daha yakın zamanda Husilerin Kızıldeniz'i kapatmasına uyum sağladı. Ancak İran Savaşı’nın bunlardan ciddi bir farkı var, çünkü arzda bir ânda büyük bir kayıp söz konusu. Küresel tedarik zincirini oluşturan sistem kırılma noktasına kadar zorlanıyor.
Orta Doğu Körfezi'nden gelen ana petrol kanalı olan Hürmüz Boğazı'nın şu ânda olduğu gibi kapalı veya büyük ölçüde kısıtlanmış durumda kalacağı senaryo zincirleme reaksiyonlarına başladı bile. Avrupa ülkelerinde doğalgaz fiyatlarının yüzde 30 artırılacağı konuşuluyor. Türkiye’nin de yakın bir gelecekte buna benzer fiyatlandırmalara geçmesi bekleniyor. Doğalgazın bir enerji olarak kullanıldığı endüstrilerin yeni fiyat artışlarıyla karşı karşıya kalması neredeyse iki buçuk yıldır uygulanan ve hâlâ istenilen başarının sağlanamadığı ekonomik program üstünde kalıcı zararlara yol açabilir.
Günde ortalama 15 ila 20 milyon varil Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Bu da küresel arzın kabaca yüzde 20'si anlamına geliyor. Talep aynı kalsa ve günde 15 ila 20 milyon varillik stokları azaltılmaya başlansa bile bu çok hızlı bir şekilde küresel stokların tükenmesine ve sürdürülemez bir durum hâline gelmesine sebep olabilir. Dolayısıyla, arz eski hâline getirilemezse, talebin yok edilmesi gerekiyor. Bu da bir noktada alıcıları kaybedene kadar fiyatları sürekli olarak yükselterek yapılır. Piyasanın bu sorunu rasyonel şekilde ortadan kaldırmasının tek yöntemi bu görünüyor.
Anlaşılması adına günlük 20 milyon varillik kayıp şu şekilde açıklanabilir; Kovid pandemisinin en yoğun yaşandığı aylardaki küresel talep kaybı yaklaşık olarak 20 milyon varildi.
Orta Doğu’da şu ân yaşanan ve daha fazlasının yaşanabileceğine dair ciddi emareler veren kriz sadece petrolle ilgili değil. Aynı zamanda fosil yakıt tedarik zinciri konusu da var. Bölge, küresel gübre arzının üçte biri, muazzam miktarda doğalgaz, sıvılaştırılmış doğalgaz ve diğerlerinin yanı sıra propan ve bütan gibi doğalgaz sıvılarının da çıkış kaynağı. Dolayısıyla bu sadece bir enerji krizi değil, tüm bir fosil yakıt tedarik zinciri krizi olacak. Fosil yakıtlar; gübreler ve plastikler dâhil olmak üzere günlük kullanımdaki birçok ürünü ilgilendiriyor. Bu krizin kısa süre içerisinde bir gıda krizine dönüşme ihtimâli de göz ardı edilmemeli.
Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlerin birçoğunun Asya’ya gittiğini düşünürsek ve ham petrol yüklü bir tankerin Asya’daki varış noktasına ulaşmasının ortalama 4-5 haftayı bulabildiğini hesaba katarsak, siz bu satırları okurken hâlâ “en kötüsü” yaşanmamış olacak. Bunun dışında dünyanın tanker filosunun mevcut işleri de göz ardı edilmemeli. Orta Doğu ham petrolünü Asya'ya taşıyan süper tankerler, İran Savaşı’nın başlamasının ardından Atlantik gibi diğer coğrafyalarda iş almaya başladı. Hürmüz Boğazı yeniden açıldığında, birçoğu Körfez'e gitmeden önce doğal olarak mevcut seferlerini tamamlamayı önceleyecek. ABD’den Çin’e doğru yolculuk hâlinde olan bir tankerin gidiş-dönüş yolculuğunun ortalama 90 gün sürdüğü düşünülürse ortaya çıkan tablo daha da netleşebilir.
Biz de deniz güvenliğini; tüm ekonomik ve askerî yönleriyle ele alarak sizler için önümüzdeki günlerde, haftalarda ve aylarda neler yaşanacağına dair bir projeksiyon çıkartacağız.
Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar deniz güvenliğinin önemini gösteriyor
28 Şubat’ta başlayan İran Savaşı’ndan büyük dersler çıkarmamız gerekiyor. Savaşın en başında lider kadrosundan önemli isimleri kaybeden İran, kısa sürede toparlanarak Hürmüz Boğazı’nı kapatmak ve dünyanın enerji deposu olan bölge ülkelerine saldırılar düzenlemek gibi karşı hamleler yapmaya başladı.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından başlayan kriz çok yönlü ve hızlı gelişiyor. Mart ayının sonlarında Asya’daki jet yakıtı fiyatları varil başına 200 doları aşmaya başladı. Sürekli sıcak kalması ve akması gereken büyük rafineler için en büyük kâbus ham petrol eksikliği nedeniyle kapanmak zorunda kalması 2008 yılındaki küresel finans krizinin Lehman Brothers’ın kapanmasıyla sembolize edilmesi gibi bir sonuç doğurabilir.
İran Savaşı’nın daha ne kadar devam edeceği esas tartışma konusu. Savaşın uzaması gerekecekse Hürmüz Boğazı’nın da “bir şekilde” açılması gerekebilir. Trump yönetimi her ne kadar asker göndermeye soğuk bakmaya devam etse de en azından Harg Adası’na yönelik bir ele geçirme operasyonuna mecbur kalabilirler. Gerçekten ABD yönetimi üzerinde etkili bazı isimler Harg Adası’nın ele geçirildiği senaryoda İran’ın petrolünü ihraç edemeyeceğini ve rejimin çöküşüne sebep olabileceğini öne sürüyor. İlk 4 hafta itibarıyla adaya yönelik geniş çaplı bir askerî operasyon yapılmamasının sebebi olarak ise bizzat ABD Hazine Bakanı Bessent tarafından, “gelir düşmanımıza gitse bile, petrol piyasasının gereksiz yere sıkılaşmasına daha fazla katkıda bulunmak istemiyoruz” sözleriyle açıklandı. İran tarafı ise buna daha mantıklı bir açıklama getirdi. “Eğer Harg Adası'nı hedef alırsanız, Körfez'deki diğer tüm petrol yükleme terminal limanlarını hedef olarak göreceğiz.”
İran gerçekten de bu açıklamaya sadakat gösterdi ve Suudi Arabistan, Irak ve Kuveyt'ten büyük miktarlarda petrolün sevk edildiği, hedef alınabilecek çok büyük hedeflere henüz bir saldırı düzenlemedi.
Diğer yandan İran önemli bir hamle daha yaptı. Tahran, yuan karşılığı petrol taşıyan tankerlerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin veriyor. Hürmüz Boğazı'nı kullanan, Orta Doğu dışından 8 ülkeyle pazarlığa oturan İran, Boğaz’dan geçecek petrolün Çin Yuanı karşılığında ödenmesi şartıyla geçişlere izin vereceğini açıkladı. İran, bu hamlesiyle birlikte ABD ve İsrail’in saldırıları başlamadan önceki günlük varil ihracatına az bir kayıpla devam ediyor.
Arap ülkeleri için ise aynısını söylemek mümkün değil. Savaş öncesi günde yaklaşık 15 milyon varil petrol ihraç eden Körfez ülkeleri, son olarak 400 bin varil ihraç ediyor.
İran’ın Çin Yuanı hamlesi akıllara hâliyle 1973 Petrol Krizi’ni getiriyor. 1944 yılında kurulan Bretton Woods sisteminin 1971 yılında Nixon Şoku’yla darbe yemesinin ardından 1973 yılında patlayan petrol kriziyle tamamen ortadan kaldırılmıştı.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol da benzer şekilde İran’daki savaşın yol açtığı küresel enerji krizinin, 1970’lerdeki iki petrol şoku ile Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin etkilerinin birleşimine eşdeğer olduğunu söylemişti. Birol ayrıca 1973 ve 1979’daki petrol krizlerinde günlük yaklaşık 5 milyon varil petrol arzının kaybedildiğini ancak 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarla başlayan mevcut krizin şimdiden günlük yaklaşık 11 milyon varil petrol ve 140 milyar metreküp doğalgaz kaybına yol açtığını vurguladı.
The Economist de enerji piyasaları için en iyimser senaryonun bile felaket olacağını belirtti. The Economist’in uzmanlara dayandırdığı verilere göre Brent petrol, savaş başlamadan önceki fiyatına göre yüzde 54 daha pahalı. Avrupa'da doğalgaz fiyatları yüzde 85 arttı. Savaşın “şu ânda” sona ermesinin ardından enerji piyasalarındaki normalleşmenin ne kadar süreceğini de hesaplayan The Economist, küresel petrol ve doğalgaz piyasalarının aylarca arz yetersizliğiyle karşı karşıya kalağını ve dünya ekonomisine zarar vereceğini öne sürdü.
Hürmüz Boğazı yeniden açıldığında enerji piyasalarının düzelmesi için üç şeyin gerçekleşmesi gerekiyor; birincisi, Körfez üreticilerinin üretimlerini savaş öncesi seviyelere geri getirmeleri. İkincisi, gemilerin bu üretimi yurt dışındaki rafinerilere taşımaları. Üçüncüsü ise, bu rafinerilerin üretimi kullanılabilir yakıta dönüştürmeleri gerekiyor. Ve bu endüstriyel aktarmanın her aşaması zaman alıyor.
OPEC üyesi olan Körfez ülkeleri, üretimlerini günler içinde artırıp azaltmaya alışkın olsalar da son kesintiler daha önce karşılaştıkları her şeyden daha anî ve daha derin olarak görülüyor. Tahminlere göre, tüm bu süreç iki ila dört hafta sürecek. Doğalgazdaki durum ise daha da vahim görünüyor. Dünya LNG'sinin neredeyse beşte birini sağlayan Katar'ın Ras Laffan tesisi, İran'ın insansız hava aracı saldırısının ardından 2 Mart'tan beri kapalı. Mart ayının ortasında gerçekleşen bir füze saldırısı, tesisin 14 sıvılaştırma ünitesinden ikisine ciddi hasar verdi; bu da kapasitesinin yüzde 17'sini ve küresel arzın yüzde 3'ünü oluşturuyor. Katar Enerji Bakanı, onarımların 3-5 yıl süreceğini ve planlanan genişlemenin erteleneceğini söylüyor. Diğer yerlerdeki hasarın tam boyutu belirsiz. Ancak, daha az hasar gören tesislerde bile operasyonların yeniden başlaması için muhtemelen haftalarca sürecek onarımlara ihtiyaç duyulacak.
Armatörler için bir diğer kötü haber ise bölgedeki savaş riski sigortalarının çoğunun iptal edilmiş olması. Hâlâ sigorta poliçesi düzenleyenler ise oranları gemi değerinin yüzde 0,2-0,4'ünden yüzde 1 veya daha fazlasına çıkardı; en riskli seferler için bu oran yüzde 10'a kadar çıkıyor. İnternet erişimi olan herkes bir geminin sahiplerini veya kiracılarını tespit edebiliyor; bu da İran'ın düşmanlarıyla bağlantılı gemileri, gerilimlerin tırmanması durumunda potansiyel bir hedef hâline getiriyor. Savaşın anî bir kararla bugün bitmesi bile sigortacılar için iyi bir haber anlamı taşımıyor zira poliçe fiyatlarının makul bir süre daha düşürülmesi beklenmiyor.
Sigorta tekrar erişilebilir ve uygun fiyatlı hâle gelse bile kaptanlar ve gemi sahipleri tereddüt edebilir. Tam da bu noktada küresel nakliye kapasitesinin yüzde 90’ının MSC, Maersk, Cosco, Hapag-Lloyd gibi birkaç şirketin kontrolünde olduğunu hatırlatmakta fayda var. Zira herhangi bir tereddütte bulunabilecek kişilerin bu şekilde tekel oluşturması gıda enflasyonu başta olmak üzere birçok kalemde tehlikeli bir bağımlılık yaratıyor.
Yemen'deki Husiler, geçen kasım ayında Kızıldeniz'de Batı yanlısı gemi sahiplerine karşı iki yıllık saldırılarını resmen sona erdirmiş olsalar da İran tarafından desteklenen Husilerin sözlerine güvenip güvenemeyeceklerinden emin olmayan petrol ve LNG gemilerine sahip tanker işletmecilerinin sayısı 2023'e göre yarı yarıya azalmıştı. Hürmüz Boğazı’ndaki durum daha belirsiz. Çünkü Beyaz Saray’da Donald Trump ve ekibi, Tel-Aviv yönetiminin başında Netanyahu ve Tahran’da babasının ve ailesinin intikamını almak isteyen Hamaney var.
Ancak tüm bu gürültü arasında; Hürmüz Boğazı’ndaki tüm bu olan bitenin Arktik gibi yeni nakliye yolları bulma arzusunu daha da hızlandıracağı da bir yere not edilmeli.
Küresel enerji tablosu hızla karamsarlığa itiliyor
İran Savaşı’nın uluslararası kamuoyuna gösterdiği bir diğer önemli mesele ise jeoekonomik bozulma karşısında küresel ticaretin ne kadar hızlı bir şekilde tehlikeye girebileceğine henüz hazır olunmadığıdır. Özellikle Kovid pandemisinin ardından küresel ticareti korumak için daha dayanıklı ve verimli ekonomik sistemler kurmaktan bahsedilirken deyim yerindeyse bir arpa boyu bile yol alınamadığı ortaya çıktı.
Bu savaşın ortaya çıkardığı bir diğer konu ise gemicilik sektöründe Çin’in “neredeyse” bir tekel oluşturmuş olması. ABD Başkanı Trump, yabancı gemilerin Amerikan limanları arasında mal taşımasına izin vererek, en azından geçici olarak petrol ve doğalgaz fiyatlarını düşürmeyi hedefleyen geçici düzenlemeyi kabul ettiğinde aynı zamanda Çin’in tekelini de kabul etmiş oluyordu.
İsrail'in İran'ın doğalgaz altyapısını ilk kez hedef aldığı saldırıdan saatler sonra gerçekleşen Güney Pars doğalgaz sahasına yönelik saldırının etkileriyle tam olarak yüzleşilebilmiş değil. Artık dünyanın enerji dengesi kalıcı olarak değiştiği yorumlarını yapmak için ise henüz erken.
Herkes petrol fiyatlarını takip ederken, daha önemli ve uzun süreli etki küresel LNG piyasalarında yaşanıyor. Gaz altyapısı, Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmaya benzer şekilde, bir savaş silâhına dönüştü. Ancak artık dünyanın stratejik rezervleri, acil durum stokları ve hızlı çözümleri yok. Önümüzdeki haftalar ve aylarda ortaya çıkacak sorunlar varillerle değil, ısı, elektrik ve gübreyle ölçülecek ve dalgalanma etkisi muhtemelen dünya çapında yankılanacak.
Savaştan önce görece istikrarlı seyreden doğalgaz fiyatları, QatarEnergy'ye yönelik ilk insansız hava aracı saldırılarının ardından 2 Mart'ta üretimin durmasıyla bir hafta içinde neredeyse iki katına çıktı.
Petrol dünyasında Uluslararası Enerji Ajansı ve hükûmetlerin acil durumlarda kullanabileceği yüz milyonlarca varil stratejik petrol rezervi bulunuyor. LNG için ise bunun eşdeğeri bir şey yok. Uluslararası toplum, petrol şoklarına karşı bir güvenlik ağı oluşturmak için on yıllar harcadı. Ancak gaz için hiçbir zaman böyle bir ağ oluşturulamadı.
Sıklıkla tekrarlandığı üzere savaş “şu ân” sona erse bile, Katar’daki Ras Laffan Tesisi’nin basitçe tekrar faaliyete geçirilmesi mümkün değil. Tesisin tek bir kargo bile üretip sevk edebilmesi için haftalarca sürecek dikkatli bir yeniden başlatma sürecine ihtiyacı var. Ancak bu, sorunların en küçüğü. Tekrarlanan füze saldırılarından kaynaklanan hasar o kadar büyük ki, tamirlerin beş yıla kadar süreceği tahmin ediliyor ve çatışma tamamen bitene kadar tek bir tamir ekibi bile içeri giremiyor.
İran Savaşı uzadıkça kritik bir soru daha fazla gündeme geliyor; 2026 yılında ABD mi yoksa Avrupa Birliği mi resesyona girecek? Analistler iki ekonomik blok arasında kırılganlık açısından büyük bir uçurum olduğuna dikkat çekiyor. ABD, fiyat şoklarını yumuşatmak için kendi yerel petrokimya kaynaklarına güvenebiliyorken, Avrupalılar Basra Körfezi'nden gelen gaz ve petrol akışına karşı tehlikeli bir şekilde savunmasız kalmaya devam ediyor. AB için ekonomik tehlikenin bir kısmı, genellikle haberlerin odak noktası olan benzin fiyatlarındaki artıştan kaynaklanıyor. Ancak yukarıda bahsettiğimiz riskler arasında alüminyum, gübre ve helyum gibi kritik endüstriyel malzemelerde oluşabilecek potansiyel kıtlıklar da ciddi tehlikeler arasında yer alıyor.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





