Türkiye'nin Ege ve Doğu Akdeniz'de iki yeni deniz milli parkı ilan etmesi, Ankara ile Atina arasındaki deniz yetki alanları tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Fethiye-Kaş açıkları ile Kuzey Ege'de iki bölge Deniz Milli Parkı statüsüne alındı. Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı, Muğla ve Antalya'nın deniz alanlarını kapsarken, Kuzey Ege Deniz Milli Parkı Çanakkale ve Gökçeada açıklarında oluşturuldu. Yunanistan ise uluslararası sular veya kendi kıta sahanlığı olarak değerlendirdiği alanlarda tek taraflı deniz parkı ilan edilemeyeceğini savunurken, Türkiye'nin adımının Yunanistan'ın son dönemdeki deniz parkları ve deniz mekansal planlaması politikalarına yanıt niteliğinde olduğu değerlendiriliyor.
Yunanistan merkezli To Vima'nın haberine göre, Türkiye'nin kararı Atina'nın özellikle Güney Ege'de deniz parkı ilan etmesi ve Deniz Mekansal Planlaması hazırlamasının ardından geldi. Atina'daki değerlendirmelerde, Ankara'nın çevre koruma politikası ile Ege ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin yaklaşımını aynı çerçevede ele aldığı öne sürüldü.
Deniz yetki alanları tartışması yeniden gündemde
Türkiye ile Yunanistan arasında uzun süredir devam eden deniz yetki alanları anlaşmazlığında Ankara, Yunan adalarının 6 deniz milinin ötesinde deniz yetki alanlarına ilişkin haklarının sınırlı olduğunu savunuyor. Türkiye ayrıca kıta sahanlığının belirlenmesinde iki ülkenin ana karalarının esas alınması gerektiğini belirtiyor.
Bu çerçevede Kuzeydoğu Ege ve Doğu Akdeniz, iki ülke arasındaki anlaşmazlığın öne çıktığı bölgeler arasında bulunuyor.
Kuzeydoğu Ege'deki anlaşmazlığın geçmişi 1970'li yıllara uzanıyor. Taşoz açıklarında petrol yataklarının bulunmasının ardından Türkiye, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına bölgede araştırma ruhsatları vermişti.
Doğu Akdeniz'de ise Türkiye'nin 2019'da Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları mutabakatı, Ankara'nın “Mavi Vatan” yaklaşımının temel unsurlarından biri oldu.
Rodos-Meis hattı tartışmanın merkezinde
Yeni deniz parkları arasında özellikle Rodos ile Meis arasındaki bölgenin genişliği, Atina'daki değerlendirmelerde öne çıkıyor. Yunanistan'daki bazı kaynaklar, Türkiye'nin yaklaşımını “Türk maksimalizmi” olarak nitelendirirken, geniş bir alanda çevre koruma kurallarının uygulanmasının pratikte ne ölçüde mümkün olduğu da tartışılıyor.
Yunan tarafındaki değerlendirmelere göre deniz parkları, çevre koruma amacı taşısa da Ankara'nın Ege ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin mevcut tezlerini yeniden gündeme taşımasına imkan sağlayabilir.
Türkiye ile Yunanistan arasında Meis konusunda da uzun süredir görüş ayrılığı bulunuyor. Türkiye kıyılarına yaklaşık 1,5 kilometre mesafedeki ada, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması tartışmasının önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Atina uluslararası hukuka işaret ediyor
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin yeni deniz parklarının uluslararası suları veya Yunanistan'ın kıta sahanlığı olarak değerlendirdiği alanları kapsaması halinde girişimin hukuki sonuç doğurmayacağını savunuyor.
Bakanlık, deniz hukukuna göre hiçbir devletin kendi ulusal yetki alanının dışında kalan bölgelerde tek taraflı olarak deniz koruma alanı ilan edemeyeceğini belirtiyor. Atina ayrıca Yunanistan'ın kıta sahanlığına uzanan alanlarda da Türkiye'nin tek taraflı düzenlemelerinin hukuken geçerli olmayacağını ifade ediyor.
Yunanistan yönetimi, Ankara'nın adımının ülkenin uluslararası hukuktan kaynaklanan egemenlik haklarını etkilemeyeceğini ve iki ülke arasındaki iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesine katkı sağlamadığını belirtiyor.
Türkiye'nin deniz parklarını ilan etmesinin zamanlaması da Yunanistan'daki değerlendirmelerde öne çıkan başlıklardan biri oldu. Kararın, Fransız Meridiam şirketinin Yunanistan-Kıbrıs elektrik bağlantısı projesine dahil olmasının hemen ardından gelmesi dikkat çekti.
Gelişmeler aynı zamanda Atina'nın “Mavi Vatan” yaklaşımını kendi hukuk sistemine dahil edecek yasa tasarısını gündeme getirmeye hazırlandığı bir döneme denk geliyor.
Türkiye'nin deniz parklarına ilişkin kararının tek başına uluslararası deniz yetki alanları bakımından doğrudan bir hukuki sonuç oluşturmayabileceği, ancak Ankara ile Atina arasındaki siyasi ve diplomatik gerilimi artırabileceği değerlendiriliyor.
Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki elektrik bağlantısını sağlayacak kablo projesi de iki ülke arasındaki gerilimin bir başka başlığı olarak öne çıkıyor.
Atina yönetiminin kablo döşeme çalışmalarının yeniden başlaması için sonbahar aylarında gerekli NAVTEX ilanlarını yayımlaması bekleniyor. Yunanistan'ın bu yönde atacağı adımın Ankara'nın tepkisine yol açabileceği değerlendiriliyor.






