TBMM’de 56 milletvekili ile temsil edilen bir partinin ortamdan istifade ederek toplumu yanlış bilgilendirme bombardımanına tuttuğunu görüyoruz.
Bu partinin sözde süreçten istifade ile şımarık ve pervasızca açıklamaları, milletvekillerinin binlerce yıldır bir arada huzur içinde yaşayan toplumun sinir uçlarını germek için kullandıkları ayrıştırmacı üslup vitesi boşalmış bir kamyon gibi kontrolsüz ilerliyor.
Bu hâliyle durum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin herkese sağladığı imkânlardan istifade ile Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırmayı, yani milleti ile bölünmez bir bütün olan ulus ve üniter devlet yapısını yıkmayı kendine görev edinmiş bir parti olduğu açıkça görülüyor.
Oysa ki demokrasilerde siyasî partilerin hükûmet olma amacı nedir? İdeal demokrasiler esas alındığında pek çok kaynaktan çıkan ortak bakış açısı şöyle: Kendi siyasi vizyonu doğrultusunda, devlet kurumları aracılığıyla ülke kaynaklarını yönlendirerek, milletin refah seviyesini yükseltmek, güvenli ve adil bir ülkede yaşamalarını sağlamak, ülke çıkarlarını korumak en temel amaçlardır.
Toplumun taleplerine çözüm üretmek için politikalar geliştirmek, demokrasiyi güçlendirerek demokratik katılımı teşvik etmek, toplumsal birlik ve uzlaşı sağlamak da siyasi partilerin en önemli görevleridir.
Böyle ulvi bir niyetleri var mı? Görünen o ki yok. Meclis grup toplantılarındaki konuşmalarına bakılınca devlet aklını gözeten zihniyette ve bütünü kucaklayan bir anlayışlarının olmadığı açıkça anlaşılıyor. 5 dakika kadar yoksulluk, açlık, adaletsizlik sonra ırkçılık temelli ayrımcı yaklaşımlar, teröristbaşına övgüler, terör örgütleri PKK ve YPG’ye güzellemelerin ardından ülkenin bütününe aba altından sopa gösteren çeşitli imalı atıflar…
Kullandıkları dil ise tamamıyla zehirli… “Türkiye halkları”, “Türkiye yurttaşları”, “Kürt meselesi”, “eşit yurttaşlık” gibi Anayasamızdan ırak, temelsiz ve ayrıştırıcı söylemler.
DEM Parti ve elemanları etnik ayrımcılığı körükleyerek yıllardır PKK’ya katılım için kandırılan gençlerin de sorumlularından birisidir. Kendilerinin ise İtalya’dan giyinen, çocukları yurtdışında eğitim alan vekilleri vardır.
En son Milletvekili Tuncer Bakırhan geçenlerde yaptığı bir konuşmada adeta “merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş” sözünün anlamını kanıtlayan cümlesiyle kendi kendini ele verdi. O konuşmasında, “25 milyon Kürt kökenli vatandaşın Türkiye sınırları içinde olduğunu” iddia etti. Bu 55 milyon seçmenden yaklaşık 17 milyonun Kürt kökenli olduğu manasına gelir. Kürt kökenli vatandaşların temsilcisi olduğunu iddia eden bir parti olan DEM son genel genel seçimlerde yaklaşık 4,5 milyon oy aldı. Seçimlerde malûmunuz TİP ile de ortaklık yapmıştı. TİP’in de herhâlde 500 bin oyu vardır. Yani Bakırhan’a göre 17 milyon Kürt kökenli seçmenin sadece 4 milyonu DEM’i temsilcisi olarak seçmiş. 13 milyon Kürt kökenli vatandaş DEM’i tercih etmemiş.
O nedenle DEM kendisini göstermek istediği gibi Kürt kökenli vatandaşların temsilcisi değildir, olamaz da. Kullandıkları dil ve İmralı ziyaretleri sonrası açıklamalarıyla ancak ve ancak teröristbaşı Öcalan’ın temsilcisi olabilirler.
Tarih yapmak ciddi bir iştir. Emperyal ağızla bir “tarih” uydurma çabaları ile gülünç duruma düşmeleri halk nezdinde karşılık bulmamaktadır. Farklı bir dil kullandıkları için kendilerini ayrıcalıklı görmeleri ve bunu her yerde dile getirmeleri vatandaşı oldukları ülkenin kurucu ilkelerine, Anayasamızın ‘Başlangıç Metni’ne aykırı hamasi düşüncelerde olunduğunun açık ispatıdır. Bu duygusal manipülasyonu sistematik olarak koro hâlinde yapmaları esasen pusulalarının bozuk olduğunun bir diğer nişânesidir. Sözde Kürt vatandaşların hakları diyerek esasen onlara silâh doğrultan her türlü ahlâki değerden yoksun bir teröristbaşını savunmaları ciddiyetten ne kadar uzak olduklarını ispatlamaktadır. Ez cümle ile bilimsel bir gerçeği yazalım. Tarih uydurulmaz, yaşananlar ve tabiî gerçekler ile yazılır. Tarih yazan yapana sadık kalmazsa insan yanılır, tarih değil.
Dil konusu ise bilmeyen ve bölgede bulunmamış olanlar için farklılık olarak görülebilir. Yöresel olarak farklı bir dil kullanıldığı gerçektir. Bu yöresel dilin de kimi birbirine komşu yerlerde kimi yan yana iki köyün insanlarının bile birbirlerini anlamadığı lehçeleri vardır. Esasen yakın veya uzak farketmiyor. Örneğin Kuzey Irak’ta Barzani ile görüşen DEM milletvekillerinin tercüman kullandığı gazete haberlerinde yer almıştır.
Kimse yöresel dilin kullanılmasına itiraz etmemektedir. İnsanları ayrıştırmak için yöresel dil vurgusu yapmak artık inandırıcılığını kaybetmiştir. Bunu söyleyenler ancak resmî dilimiz olan Türkçeyi kullanarak birbirleri ile anlaştıklarını da unutmamalılar.
Tabii ki ülkenin resmî dili, bayrağı tek olacak, tabii ki yönetimi merkezi olacaktır. Bunlar birlik ve beraberliğin temelini oluşturan hususlardır. Üniter devlet varlığın ve güvenliğin teminatıdır.
DEM halkın partisi değil, halka karşı bir partidir
Aşağıdakilerden hangisi ısrarla “Kürt meselesi” olarak gündeme getirmeye çalıştıkları hikâyenin bir nedeni olabilir?
Kendi aralarında yerel dillerini kullanamamaları mı? Kürt oldukları için okullara, işe, devlet dairelerine, bunlarla ilgili sınavlara alınmamaları mı? Belli makamlara gelmelerinin önüne geçilmesi mi? Eğitim haklarının elinden alınması mı? Sosyal haklardan faydalanmamaları mı? Seçme seçilme haklarının olmaması mı? Adalet karşısında farklı davranışlara maruz kalmaları mı? Askerde farklı muamele görmeleri mi? Normalden fazla vergi ödemeleri mi? Yoksa elektrik ve su faturalarının batı illerinden çok daha yüksek olması mı? Ya da sadece etnik kökenleri yüzünden yurdun çeşitli yerlerinde mülk edinememeleri veya iş bulamamaları mı?
Tabii ki hiçbirisi.
Peki bu partinin izlediği politikalar için kanunlarımız ne diyor?
Siyasi Partiler Kanunu, Madde 43/3:
“Aday adayları, mensup oldukları partinin programı, büyük kongresinin ve yetkili merkez organlarının kararları ile partinin seçim bildirisi dışında, millî, mahallî yahut merkezî çapta herhangi bir vaatte bulunamazlar ve Türkçe’den başka dil ve yazı kullanamazlar.”
Madde 81:
Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
Bunlara rağmen pervasızca her istediğini söyleyerek hareket eden bir siyasi partidir DEM. Burnumuzun dibinde Suriye’de yaşananlardan bir sonuç çıkartamamaları ise sağduyudan ve devlet aklından ne kadar uzak olduklarının bir göstergesidir. Emperyaller kucaklarına aldıklarını severler, işleri bittiğinde de çöp gibi atarlar. Sonra “ABD neredesin?” diye ağlamak zorunda bırakırlar.
Diğer bölgelerdeki “Kürtlerin kazanımları” olarak halka göstermeye çalıştıkları ise feodal yapının halk üzerinde egemen kılınmasıdır. “Kürdistan Özerk Bölgesi” olarak adlandırılan yerde soyadı Barzani olmayan, Mesud Barzani’nin birinci veya ikinci derece yakını olmayan birisinin yönetimde yer alması mümkün müdür?
DEM ayrıştırıcı dilinden, milletin arasına nifak sokma çabalarından, kanun ve kurallara aykırı hareket etmekten artık vazgeçmelidir ya da devlet eliyle vazgeçmesi sağlanmalıdır. Kemal Burkay’ın “PKK’nın yürüttüğü halk savaşı değil, halka karşı savaştır” sözünden hareketle DEM de bu hâliyle halkın partisi değil, halka karşı bir partidir.






