İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu (WEF)’nun 56’ncı Yıllık Toplantıları sona erdi. Genelde “hiçbir şeyin” yapılmadığı eleştirisiyle karşı karşıya kalan toplantıların bu yılki ayağı için aynısını söylemek haksızlık olur. Bu yıl Davos’ta “bir şeyler” oldu.
64 devlet başkanı ve başbakan, 130 farklı ülkeden iş insanı, siyasetçi, akademisyen ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi toplam 3 bin kişinin katıldığı zirvede küresel meseleler, jeopolitik ve jeoekonomik riskler, küresel ekonomi, teknolojik dönüşüm, yapay zekâ ve sürdürülebilirlik başta olmak üzere birçok konu ele alındı. En dikkat çekici tanımlardan birini ise WEF yönetim kurulu üyesi Marc Benioff yaptı. Benioff, “Bu, şimdiye kadarki en büyük ve en heyecan verici Davos oldu. 70 devlet başkanı ve yaklaşık 1000 CEO vardı” ifadelerini kullandı. Daha önce Davos’a asla gelmeyeceğini söylemiş olan Elon Musk bile zirveye geldi ve bir konuşma bile yaptı.
En fazla ilgi çeken konuların başında gelen Grönland, bir krize dönüşmeden söndürülmüş görünüyor. Ancak yine de bu yılki zirveyi “Seksen yıllık transatlantik askerî ittifakın kesin olarak çözüldüğü ân” olarak nitelendirmek isteyenlerin hâkim olamadıkları hevesleriyle yaptığı analizler haber sayfalarını doldurdu. Avrupalı liderlerin artık Amerikan güvenlik şemsiyesinin altında olmadıklarına dair gerçeklik ise her geçen gün yeniden keşfedilen bir jeopolitiğe dönüşüyor. Trump'ın Grönland'a yönelik tehditlerinden ve Arktik adasını ele geçirme emellerine karşı çıkan Avrupa ülkelerine uygulayacağı gümrük vergilerinden geri adım atmasıyla ilişkiler bir nebze de olsa yumuşadı.
Zirveden öne çıkanlar
ABD Başkanı Donald Trump her zamanki gibi zirvenin yıldızıydı; ancak tarihe geçecek konuşmayı o değil, komşusu yaptı. Kanada Başbakanı Mark Carney, Davos'ta yaptığı güçlü ve net konuşmada kurduğu “Bir geçiş değil, bir kopuşun ortasındayız” ifadeleri, uluslararası jeopolitik açısından Vladimir Putin’in 2008’de Münih’te yaptığı konuşma kadar kritik bir miras barındırıyor. Kanadalı lider, konuşmanın bir bölümünde Çek muhalif Václav Havel’e gönderme yaptı. Carney, Havel'in, başını beladan kurtarmak için vitrinine yanlış olduğunu bildiği propaganda işaretleri asan dükkân sahibini hatırlattı ve “Arkadaşlar, şirketlerin ve ülkelerin tabelalarını indirmelerinin zamanı geldi” ifadesini kullandı. Kanada’nın geçtiğimiz günlerde Çin ile stratejik ortaklık anlaşması imzaladığını düşününce, Carney’in söylediklerinin ciddiyeti daha iyi anlaşılabilir.
Kaliforniya Valisi ve bir sonraki Başkanlık seçimlerinin en önde gelen adaylarından olan Gavin Newsom’ın Avrupalılara söylediğinin bir benzerini Kanada Başbakanı da söylemiş oldu. “ABD'nin dostluğunun ve ona dayanan uluslararası düzenin hâlâ var olduğu gibi davranmayın ve konuşmayın. Her şeyin normalmiş gibi davranmayın. Trump'ın gerçekliğin yerine koymaya çalıştığı hayâli gerçekliğe ayak uydurmayın.”
2028’e giderken adını her geçen gün daha sık duyacağımız Newsom, İsviçre Alpleri'ne yaptığı üç günlük gezisini Trump yönetimini eleştirmek ve ABD Başkanı’na yeterince karşı koyamayan Avrupalı müttefiklere meydan okumak için kullandı. Newsom’ın “Donald Trump'la diplomasi olmaz: O bir T-Rex. Ya onunla çiftleşirsin ya da seni yutar” ifadelerini kullanması ise manidar olarak karşılandı. Müstakbel başkan adayının Avrupalılara yönelik sözlerinde bir diğer dikkat çekici açıklaması da şu şekildeydi, “Avrupalılar bu yolda ve süreçte devam ederlerse (yutulabilirler). Dik durmaları, kararlı olmaları, birlik olmaları gerekiyor. Bakın, bir yıl önce bu konuşmayı yapıyor olmalıydık, ama yapmadılar. Ve şimdi bedelini siz ödüyorsunuz; herhangi bir objektif gözlemcinin bugün bulunduğumuz noktada olacağımızı tahmin edeceği şey tam olarak buydu.”
Çin güvenli liman olarak öne çıkıyor
Avrupalı liderlerin “güvenli liman” arayışına uygun hareket eden Çin ise Davos’ta geride kalmayı tercih etti. Avrupa Birliği'nin ABD'ye olan bağımlılığını azaltmaya çalıştığı bir dönemde, Çin'in AB için güvenilir bir ortak istemesi gayet doğal bir durum. Davos’taki bazı iş insanlarının medyaya yaptığı “off-the-record” analizler de bunu destekliyor. Reuters’a konuşan bir iş insanına göre Çin “sakinlik yoluyla dinamikleri kontrol ediyor”. Bu, ünlü Çinli düşünür Sun Tzu’nun 6’ıncı yüzyılda yazmış olduğu “Savaş Sanatı” adlı kitabında da yer alan, düşmanın savaş alanında kendini tüketmesini sabırla bekleme taktiğine bir gönderme olarak yorumlanabilir.
Kanada Başbakanı Carney de Washington yönetimine karşı ne kadar mesafeliyse Pekin’e de bir o kadar olumluydu. Carney, yakın zamanda gerçekleştirdiği ziyarette dünyanın ikinci büyük ekonomisini “güvenilir ve öngörülebilir bir ortak” olduğunu söylemişti, Davos'ta ise AB liderlerini Çin'den yatırım aramaya teşvik etti. Elbette ülkesinin yeraltı ve üstü zenginlikleriyle coğrafi konumu nedeniyle Avrupalı dostlarına göre ciddi avantajlara sahip olması da bu kadar rahat bir şekilde açık sözlü olmasının en önemli sebep olması gözardı edilmemeli.
Yine bazı Batılı kaynaklara göre İngiltere ve Çin, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın yapacağı ziyaret sırasında “Altın Çağ” iş diyaloğunu yeniden canlandırmak için çalışıyor. En son Muhafazakâr Başbakan David Cameron görevdeyken iki ülke arasındaki ilişki “Altın Çağ” olarak tanımlanmıştı. Ancak araya ABD’de Demokrat Parti’nin baskısı girmiş ve o çağ çabuk sonlanmıştı. Starmer, ülke tarihinin en fazla milletvekili koltuğuna sahip başbakanı olmasına rağmen oldukça zor günler geçiriyor. Bir yandan Trump’a karşı duramadığı için eleştirilmesi diğer yandan vaat ettiği reformları hayata geçirmekte yaşadığı zorluklar İngiltere Başbakanını yeni arayışlara itmişti. Londra ve Çin arasındaki flört, Davos’ta verilen mesajlarla yeniden ısınmaya başladı.
Davos’ta geçtiğimiz yıllarda önemli gündem başlıklarından olan çevre ve iklim değişikliği hakkındaki tartışmalar geri plana itildi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in en hafif tabirle “haddini aşan” açıklamaları Avrupalıların yüzünü fazlasıyla ekşitti. Ancak Washington’ın iklimle ilgili olan tavırları da Avrupa başkentlerinde fazlasıyla soğukluk yaratacak gibi duruyor. Uluslararası anlaşmalardan ve kurumlardan birer birer çekilen ABD, Avrupalıları sadece güvenlikle ilgili konularda değil dünyanın geleceğiyle ilgili konularda da yalnız bırakma konusunda geri adım atacak gibi durmuyor.
Avrupalı liderlerin bu yıl Amerikan yönetimine karşı sözleri geçmişe nazaran oldukça dikkat çekici bir tondaydı. Belçika Başbakanı Bart De Wever, “Trump'ı yatıştırma fikrinin son noktasına ulaştığını” söyleyerek, Avrupa'nın “onurunu” kaybetmesine ve “mutlu bir vasal” olmaktan “sefil bir köle”ye dönüşmesine karşı uyardı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da ABD'ye karşı alternatif seçenekleri değerlendirmeyi tekrar gündeme getiren etkileyici bir konuşma yaptı. Ancak tüm Avrupalı liderlerin Trump’a olan bakışı aynı olmadı. Kanada Başbakanı’nın malûmu ilan eden konuşmasından bir gün sonra Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Trump'tan “özgür dünyanın lideri” olarak bahsetti. Konuşmanın yapıldığı panelde olan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ise buna herhangi bir itirazda bulunmadı.
Almanya ise diğer ortaklarının yolunu takip edecek gibi görünüyor. Şubat ayında Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Pekin'e ilk ziyaretini gerçekleştirecek. Çin ile rekabeti sebebiyle ayda ortalama 10 bin imalat işini kaybettiği düşünülen Almanya’nın bu adımı dikkatle takip edilmeli. İki ülke gerilimi azaltmanın, çatışma yolunda ilerlemekten daha mantıklı olduğu sonucuna varmaları şaşırtıcı olmayacak.
2026 yılının Davos’u, kendinden önceki onlarca zirvenin aksine gerçekten “bir şeylerin” yaşandığı bir zirve olarak anılacak. MarineDeal News’un bir önceki sayısında belirttiğimiz gibi bu yılki zirveler dikkatle takip edilmeli. Zira, 2026 yılı jeopolitik olarak 21’inci yüzyılın kırılma yıllarından biri olarak anılabilir. Çin gibi transatlantik ilişkilerin kırılmasını bir fırsat olarak gören ülkelere hamle sırasının geldiği de unutulmamalı.






