Apo gibi azılı bir teröristin serbest bırakılması talebi, yerel dilde eğitim talebi, bunun yolunu açmak için Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) kullanılarak alfabede değişikliğe gidilmek istenmesi, DEM’in teröristbaşı ile İmralı’da görüşmesine izin verilmesi ve bu yolla yeni bir çözüm sürecinin hayata geçirilmesi, bunlar yapılırken bir taraftan da özellikle muhalif belediyelere kayyım atanması, önemli muhalif liderlerin tutuklanması gibi konuların gündeme getirilmesinin tek bir nedeni var. Yeni anayasa.
Yani aslında her yol yeni anayasaya çıkıyor…
Meselenin özü yeni bir anayasaya olan ihtiyaç mı? İktidarda kalmanın yolunu aralamak mı? Yoksa BOP projesinin tamamlanması için gerekli tedbirlerin alınması mı?
Cumhur İttifakı’nın A, B ve C planı
İlk plana A planı diyelim. Bunun iki yolu var. Birinci yolu direkt olarak tavizler ve pazarlık yoluyla DEM yönetimini ikna etmek ve referanduma dahi gitmeden diğer siyasal İslâmcı partilerin de desteği ile Meclis içinde “yeni anayasa” işini halletmek olabilir. İkinci yolu, taşeron olarak MHP’yi kullanarak Apo teröristini serbest bırakmak ve yerel dilde eğitimi adeta havuç olarak öne atıp Kürt kökenli vatandaşların oyları ile anayasayı değiştirmek seçeneğidir.
Buna DEM içerisinden muhalefet çıkar ya da teröristbaşı buna muhalif olursa ve başarılı olunmaz ise diğer planlar gündeme gelebilir.
B planı muhtemelen tarikat ve cemaat gücü, MHP’nin her şeye rağmen körü körüne bağlı ekibi, Kürt kökenli vatandaşlardan koparabildikleri ve sığınmacı güruhtan devşirilen yeni vatandaşlardan oluşan kendi iç cephesini güçlendirmek. Bunu yaparken de aslında kindar olarak yaklaştıkları ülkenin diğer cephesini de yerle bir etmek hedef olabilir.
C planı ise A ve B planlarının karışımı bir hâl tarzı olarak açıklanabilir. Muhtemelen ya C planı ile devam edecekler ya da hangisinde daha çok yol alırlarsa o yolda ilerlemeye devam edecekler.
Şu an uygulandığını değerlendirdiğim C planına gelirsek;
Yani bir taraftan teröristbaşını serbest bırakmak ve “demokratikleşme” adı altında tavizler ile devam ederken diğer taraftan ülkenin topyekûn iç cephesini dağıtıp kendi iç cephesini sağlamlaştırmak amacını güden C planı.
Peki kabul gören C planını bundan sonra nasıl takviye eder?
Muhtemelen sonraki adımları teröristbaşı hamleleri ile DEM ile örtülü ittifak yaparken DEM’in de hoşuna gidecek şekilde ülkenin iç cephesini tamamen dağıtmak için tedbirler almak olabilir.
Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın tutuklanması hukuki bir konu olmakla birlikte ilk hamle olarak kabul edilebilir. DEM memnun, sığınmacılar sığındıkları ülkede zafer sarhoşu, tarikatçılar hayırlar yapar haldeler. Kabul edelim ki siyasi saiklerden bağımsız olarak bakıldığında teröristbaşı Apo’nun muhatap alınmasına en büyük ve etkili muhalefeti yapan parti Ümit Özdağ önderliğindeki Zafer Partisi.
Hamlelerden diğeri de “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” diyerek Atatürk’e bağlılığını bildiren teğmenleri Yüksek Disiplin Kurulu yoluyla ihraç etmek olabilir. Böylece cemaat ve tarikat alt yapılı kendi iç cephesini moral ve motivasyon olarak takviye etmiş olacaklar. Aynı zamanda bir güç gösterisi yaparak buradayım, bulunduğum yer sizin yanınız mesajı vermiş olur. Bu nedenle bünyesinde çeşitli nedenler ile bulunan az sayıdaki Atatürkçü kesimi kaybedebilir, bu AKP için çok büyük bir kayıp olmaz.
Fakat bu hamlelerine Özgür Özel liderliğindeki CHP yönetimi yine edilgen bir tepki gösterip sadece demeç vererek ve basit bir açıklama ile geçiştirirse CHP’ye siyaseten darbeyi de vurmuş olur. DEM ile aynı otobüs üzerinde nutuk atanların teğmenlerin ihracına ya da “ben affettim” durumuna düşük profilli tepkisi, Prof. Dr. Ümit Özdağ konusunda gerekli tepkiyi vermemesi CHP’li seçmende bir huzursuzluk yaratarak bir kısmının başka yönlere meyletmesine neden olabilir.
Bu aşamada AKP, İsrail ile ticaretin devam etmesi handikabına rağmen bir kısmı Meclis’e Kılıçdaroğlu tarafından CHP’li seçmen eliyle sokulan siyasal İslâmcı diğer partiler ile ortaklık yoluna gidilebilir. Bunlardan istediklerini çok zorlanmadan alacağı Davutoğlu’nun demeçlerinden anlaşılmaktadır. Diğer yandan zayıf halkalar üzerinden milletvekili transferlerine devam edebilir.
Faaliyetleri burada da kalmayabilir tabii ki. Hâlâ anayasa için çoğunluğu bulması mümkün değildir. Diğer kendisine karşı daha mesafeli olan siyasi partilerin kapısını çalmak durumundadır. Kendisi, uzun yıllar sonra ağır bir yerel seçim mağlubiyeti yaşamasının sebeplerinden biri olarak gördüğü, kendi yıpranmış tarikatçı tabanına göre daha İslâmcı, daha ilkeli fakat aynı zamanda daha ikna edilebilir olan Refah Partisi’nin kapısını çalabilir. Burada da Erbakan’ın oğluna, belediye seçimlerinde vermediği tavizlerin kat kat fazlasını vererek ikna etme yoluna gidecektir.
Birbirlerinden oldum olası hazzetmedikleri Saadet Partisi yönetimi ile usulen görüşüp uzlaşmaya varamayacakları da muhtemeldir. Denebilir ki Saadet Partisi’nin oyuna mı muhtaç kaldı?
Hatırlatırım AKP 2023’te kendisini HÜDA-PAR’ın yüzde 0,5’in altındaki oyuna muhtaç hissetti.
Erdoğan iktidara mecbur
Sonuç olarak bu yeni anayasa girişimleri hikâyesi burada bitmez.
Pek çok insandan farklı olarak AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın iktidar hırsının değil iktidar mecburiyetinin olduğuna inananlardanım. Çok baskın bir kişilik olması, aynı zamanda siyasal İslâm anlayışının biat kültürü, Erdoğan’ın yanında AKP’den başka bir lider vasıflı kişinin çıkmasının önüne geçti. Oğlunu düşünmüş olabilir. Olsa da en basit ifade ile olmayınca olmuyor diyelim. Parti kültüründe liyakat yerine biata tamah edilmesi, kendisinden sonra partisinin geleceğini riske attı.
Erdoğan iktidara mecburdur. Bunun için zaman zaman parti menfaatlerini ön planda tutması kendisi için zorunluluktur.
Yeni anayasa arayışları iç cephesi tamamıyla dağılmış bir ülke görünümü ortaya çıkarır. Bunun farkında olan emperyalistlerin bu zafiyetten istifade etmesi de kaçınılmazdır. Nihayetinde ordusu defalarca kumpaslara yem edilmiş, ekonomisi bilinçli veya bilinçsiz bilim dışı tezlerle yerle bir edilmiş, iç cephesi etnik faşizm körüklenerek hassas hâle getirilmiş, gelirlerinin bir kısmı saçma sapan ihaleler sonucu bazı müteahhitler tarafından temlik altına alınmış, demografik yapısı tarihin görmediği sığınmacı akını ile tehdit altında olan, çevresinde yer yer gerginlik ve savaşların olduğu bir ülke var.
Bir kere daha diyorum ki Tanrı her zamanki gibi Türk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yanındadır! İç cepheyi muhafaza etmek hiç bu kadar hayati olmamıştı. Yanlış hesaplar üzerinden hareket edenler gün gelir bedel öderler. Doğru yolda giden zorlanır, üzülür, yorulur, yalnızlaşır fakat kaybolmaz. Yorulalım, üzülelim hatta zaman zaman ezilelim fakat vatan sevgisinin ideolojisi olmaz inancıyla Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ve Atatürk’ün yolundan sapmayalım.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





