Birinci süreç denemesi başarısızlıkla sonuçlanan AKP, bu sefer ikinci denemesinde ilk sürecin şiddetli muhalifi, milliyetçilik anlayışının her türlü söylemiyle sürece karşı çıkan MHP'yi yanına alarak yola çıktı.
Günümüz siyasi anlayışı, kim neyi savunuyorsa onun eliyle o anlayışı yok etmeye dayalı. Milliyetçiliği, milliyetçiliği savunan MHP eliyle, Cumhuriyeti ise Atatürk'ün “eserim” dediği CHP eliyle yok etmeyi hedeflemiş bir siyasi anlayış egemen.
Bunun adını “devlet aklı” olarak koyanlar ise komedinin son perdesini oynayanlar. Devlet aklı, sağlam kadim bürokratik anlayışın devlet yönetimine, yöneticinin kim olduğuna bakmaksızın yansımasıdır. Hani bizdeki çok bilmişler televizyonlarda “ABD'de kimin başkan olduğu çok da önemli değildir.” derler ya, işte o devlet aklına vurgudur. Ki ben de aynı kanaatteyim. ABD'de kimin başkan olduğu, politikaların sadece “gerçekleşme süratini” etkiler düşüncesindeyim.
Şundan eminim; Bu yaşananlar devlet aklı olsa bile bizim devletin aklı değil. Bu zamanlarda bizde kullanılan “devlet aklı” sözü bir yalan hikâye. Sadece iktidarın politikalarını meşrulaştırmak için kullanılan bir ifade.
Dolayısıyla kimse ikinci çözüm sürecini “devlet aklı” mottosuyla açıklamaya kalkmasın. Harp Okulu'nda Harp Tarihi hocamız bir konuyu anlatmaya başlamadan önce “durum” adı altında o günkü şartları ortaya koyar, sonra konuyu anlatırdı. Biz de bugünkü şartları ortaya koyalım. Birinci süreç bittiğinden itibaren yoğun operasyonlarla kaybedilen mevziler kanla da olsa geri alındı mı? Alındı. Terör ülke dışına çıkarıldı mı? Çıkarıldı. Herhangi bir yerde terör örgütü eylem yapabildi mi? Yapamadı. Teröristler ülke içerisinde en ücra köşelerde dahi gruplar hâlinde bulunabildi mi? Hayır. Örgüt dağılma sürecine girdi mi? Evet.
Peki neyin süreci, neyin meselesi bu?
Mesele, vatandaşlık bağı ile bu vatana bağlı olanların Türk olarak tanımlanması mı? Herkes istediği dili iletişimde kullanıyor. Kimse kimsenin etnik kökeni için diğerini yargılamıyor. Eğitimde, iş olanaklarında, bölgesel imkânlarda eşitlik var mı bu ülkede? Var. Güneydoğu Bölgesi'nde iş olanakları kısıtlı da Batı'da herkes iş mi buluyor? Ekonomik sıkıntılar bölgesel değil, ülkenin genelinde herkesi kasıp kavuruyor. Bölge ülkeleri arasında ulus devlet kavramı ile vatandaşları arasında eşitliği sağlamış tek ülke Türkiye Cumhuriyeti'dir. Etnik, mezhepsel ayrım gözetmeksizin kanunlar karşısında herkesin eşit olduğu bir ülkede “kucaklayıcı”, “birleştirici” gibi sözler tuzaktır. Bu yaklaşımlar ayrıştırmanın, bölmenin yolunu açan tavırlardır.
Bu nedenle şimdiki süreç ne bir meselenin çözümüdür ne de kucaklayıcı bir tavırdır. Küresel emperyalist güçlerin örtülü bölgesel dayatmalarının bir parçasıdır aslında. Açık dayatma İran üzerinden olmuş ve şimdilik sonuç alınamamıştır.
Her türlü yol izlenerek gelinen sürecin bu aşamasında sıra, “teröristlere af” bağlamında atılacak adımlara gelmiştir. Teröristler bunu “af” olarak değil, “barış” olarak kabul ettirmeye çalışmaktadır. Barış ancak iki egemen güç arasında olur. Terörist bir grup ile bir devlet asla barış yapmaz, yapamaz. En ağır anayasal suçu işlemiş terörist gruba af çıkarmak, fakat muhalif olan herkesi bir şekilde baskı altına almak, toplum nazarında akıl ile değerlendirmeyi aşmış, artık vicdani değerlendirmeye geçmiş bir konudur.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından “teröristlerin silah bırakması” ön koşulu yerine gelmiş midir? Hayır. Terörist PKK yöneticileri her açıklamasında, “Önderliğin özgürlüğü olmadıkça silah bırakmayız.” dediğine göre bırakılmış bir şey yok. PKK'nın kendini lağvettiğini açıklaması, belki de bundan sonra teröristbaşının tahakkümünden kurtulmuş yeni bir yapıyı da beraberinde getirebilir. Teröristler Murat Karayılan, Mustafa Karasu, Sabri Ok ve benzerleri Avrupa'da iyi bir yaşamı tercih edecek kişiler olarak gözükürken, terörist Bese Hozat ve ekibi yeni bir oluşumun liderliğini yapabilir.
Kandil'de bulunan terörist yöneticilerin demeçlerindeki şımarıklık ve arsızlık, DEM Parti sözcülerinin basın açıklamalarındaki kâğıtlara da yansımış durumdadır.
Görünen o ki AKP tek başına bu vebali taşımak istememektedir. Halkın karşısına bu veballe çıkan sadece iktidarı kaybetmekle kalmaz. MHP eliyle bu yükü taşımak da tek başına yeterli görünmüyor. Sayın Cumhurbaşkanı'nın “Yenikapı ruhu” vurgusu belki de bu nedenledir.
Mecliste oluşturulan teröristleri aklama komisyonuna üye verdiği için tabanı tarafından ağır şekilde eleştirilen Özel CHP'si, İmralı'da teröristbaşının ayağına gitmeyerek bu konuda komisyonda oyunbozanlık yaptı. Ve belki de birilerine göre sırf bu nedenle “butlan”ı hak etti. Kılıçdaroğlu ne demişti? “CHP tarihin yanlış yerinde duruyor.” Yani Kılıçdaroğlu'na göre CHP çok büyük yanlış yapmıştı; bebek katilinin ayağına gitmeyerek. Şimdi teröristbaşının ayağına gidecek biri var CHP'nin başında. Belki de teröristbaşına kravat takıp Meclisin ortasına bırakacak AKP/MHP/DEM ekibine şimdi de Kılıçdaroğlu eliyle CHP katılacak. İlk süreçte AKP kadar günahı olan diğer bir parti de Kılıçdaroğlu CHP'siydi. Kılıçdaroğlu o süreçte, “AKP'ye bu konuda sonsuz kredi.” diyerek günaha ortak olmuş, AKP'nin de süreç sonrasını en az siyasi hasarla atlatmasını sağlamıştı.
Her gün televizyon ve gazetelerde gördüğümüz basın sözcülerinin “Süreci baltalamak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz!” söylemleri ne ifade ediyor? Bunun Türkçe açıklaması; teröristlerin affedilmesine karşı çıkanlara, teröristbaşının serbest bırakılmasına karşı çıkanlara, askerlerimizi, savunmasız vatandaşlarımızı katledenlerin serbest bırakılmasına, bayrağımıza, vatanımıza ihanet edenlerin affedilmesine karşı çıkanlara fırsat vermeyeceğiz demektir.
Sürecin karşısında olmanın onuru bizlere kalsın. Yüce Türk Milleti, “Analar ağlasın mı istiyorsunuz?” diye duygu sömürüsü yaparak teröristleri affetmeye yol açanlarla, “Teröristler hak ettikleri cezayı almalıdır.” diyen vatanseverler arasında seçimini yapmalıdır.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






