Bu yılki Birleşmiş Milletler İklim Konferansı (COP30), dünyanın en büyük yağmur ormanına açılan kapı olarak nitelendirilen Brezilya’nın kuzeyindeki Belém kentinde başladı. Amazon’un kalbinde düzenlenen zirve, hem sembolik hem de kritik bir öneme sahip.
Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasının üzerinden 10 yıl geçti, ancak bilim insanlarına göre karbon salımları hâlâ artıyor ve küresel ısınmayı güvenli sınırda tutma çabaları başarısız oldu. Bu nedenle, atmosferden büyük miktarda karbondioksit emen Amazon Ormanı, artık gezegeni kurtarmak için atılacak adımların anahtarı olarak görülüyor.
İlginizi çekebilir:
Dünya liderleri COP30 için bir araya geliyor: Siyasi belirsizlikler zirveye gölge düşürüyor

Amazon’un Geleceği Belirsizlik İçinde
Uzmanlar, yıllardır süren ormansızlaşma ve iklim değişikliği etkilerinin, Amazon’un geleceğini ciddi biçimde tehlikeye attığını belirtiyor. COP30’un ev sahibi Pará eyaleti, yağmur ormanı tahribatının en yüksek olduğu bölgeler arasında yer alıyor.
Brezilya, Amazon’un `’ına sahip ve ülke yönetimi, tropik yağmur ormanlarını korumak için güçlü bir uluslararası anlaşma sağlamayı hedefliyor. Ancak bu çaba, insan kaynaklı tahribatla yarış halinde.
Ormansızlaşma ve Kriz Derinleşiyor
Amazon Koruma Örgütü’ne bağlı MAAP (And Dağları Amazonlarını İzleme Programı) verilerine göre, 2022 yılında yaklaşık 20 bin kilometrekarelik orman alanı yok edildi. Bu, bir önceki yıla göre !’lik bir artış anlamına geliyor ve 2004’ten bu yana kaydedilen en kötü oran olarak değerlendiriliyor.
Brezilya’da 2023’te yaşanan hükümet değişikliğinin ardından ormansızlaşma oranı yarı yarıya azaldı, ancak sevindirici gelişme uzun sürmedi. Bilim insanları, ormanın bazı bölümlerinin artık geri dönülemez şekilde hasar gördüğünü ortaya koydu. Bu durumun yalnızca yıllarca süren orman tahribatından değil, aynı zamanda iklim krizinin derinleşmesinden kaynaklandığı vurgulanıyor.
Kuraklık ve Yangınlar Tehlikeyi Büyütüyor
Sıcaklıklardaki artış ve uzun süren kuraklıklar, genellikle nemli yapısıyla bilinen Amazon’u daha kuru ve yangınlara açık hale getirdi. ABD’deki Yale Üniversitesi’nde ekosistem karbon yakalama alanında görev yapan Doç. Paulo Brando, yaşanan değişimlerin ormanın doğal işleyişini tehdit ettiğini belirterek şunları söylüyor: “Kuraklık ve yangın vakalarının arttığını görüyoruz. Bu durum Amazon’un çeşitli bölgelerinde bozulmayı hızlandırıyor ve bu bozulma, ormanın geleceği için büyük bir tehdit oluşturuyor.”
Gezegenin Nabzı Belem’de Atıyor
COP30, Paris Anlaşması’ndan on yıl sonra, Amazon’un kaderinin belirleneceği bir döneme denk geliyor. Bilim insanları ve liderler, Amazon’un korunmasını sadece bölgesel değil, gezegenin iklim dengesini koruma meselesi olarak görüyor.
Amazon Nehri’nin 1.100’den fazla koluyla dünyanın en büyük tatlı su kaynağını oluşturduğu, bölgenin ise 6,7 milyon kilometrekareyi kapsayarak Hindistan’ın iki katı büyüklüğünde olduğu biliniyor. Ancak bu devasa ekosistem artık alarm veriyor. COP30’un en önemli mesajı ise açık: Amazon’un kaderi, dünyanın kaderiyle iç içe.





