Ana sayfa Yazarlar Çocuğun yeri işyeri değil

Çocuğun yeri işyeri değil

0
İçinde bulunduğumuz yıl Türkiye’de çocuk işçiliğiyle mücadele yılı ilan edilmişti. Umalım ki bir anlamı olsun; çünkü 2018’in ilk beş ayında, en az 27 çocuğun çalıştırılırken hayatını kaybetmesinin trajik bir anlamı var

Geçtiğimiz haziran ayında düzenlenen II. Çocuk Hakları Sempozyumu’nda duyurulan Eğitim-Sen raporunda Türkiye’de çocuk işçi sayısının iki milyona yaklaştığı belirtiliyordu. Raporda, çalışan her 10 çocuktan 8’inin kayıtdışı olarak çalıştırıldığı da anlatılıyordu.

Çekincelerle de olsa Türkiye’nin de imza attığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, 18 yaşına kadar herkes çocuk kabul ediliyor. Ancak ülkemizde bu belirgin ayrıma rağmen yasa ve onlara bağlı yönetmeliklerde çocukların yaşlarına göre farklı düzenlenmeler bulunuyor. Mesela, Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’e göre çocuk işçi 14 yaşını bitirmiş, 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişiyi ifade ediyor. Genç işçi tanımı ise 15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını doldurmamış kişileri içeriyor. Aynı yönetmelik, çocuk ve gençlerin okula devamları ve okul başarılarına engel olmayacak şekilde “mesleki eğitim” nedeniyle çalıştırılabileceğinden söz ediyor. Oysa herkes biliyor ki, çeşitli sektörlerde mesleki eğitim adıyla, unvanlarına bazen “stajyer” dense de birçok çocuk uzun saatler çalıştırılıyor. Benzer şekilde sömürüye çok açık olmasına rağmen çıraklık eğitimi alanlar da resmi olarak çocuk işçi sayılmıyor.

Sırası gelmişken belirtmekte fayda var. Bu devasa sorunun tanımı bile tehlikeli bir bakıma. Konuyla ilgili çalışanların bir kısmı çocuk işçi ifadesini hatalı buluyor, bu ifadenin çocuklarla işçileri birlikte anarak farkında olmadan kavrama bir meşruiyet kazandırdığını söylüyor.

Resmi verilere bakıp söyleyelim: 2017 sonu itibarıyla Türkiye nüfusunu oluşturan 80 milyon 810 bin 525 kişinin, 22 milyon 883 bin 288’i çocuk. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı da 2017 yılında yüzde 20,3 idi.

Mevsimlik tarım işçiliği çocukların çalıştırılmasının en fazla görüldüğü alan. Mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocukları veya mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan çocukların okul, kreş, sağlık, servis hizmetlerine erişimi yok. Bu tarz işçilikte çalışma saatleri sabah çok erken başlıyor ve zaten işin mantığı gereği daimi bir göçebelik hali var. İşin her iki özelliği de çocukların eğitim hakkını elinden alıyor. Dahası çocuklar için, kimi zaman sağlıklı içme suyuna erişememek dahil, birçok sağlık sorununa yol açıyor. Mevsimlik tarımda çalıştırılan çocukların sağlık hizmetlerinden uzak kalması da başka sorun olarak kendini gösteriyor. Konuyla ilgili yasal düzenlemeler yok değil, ancak bu düzenlemelerin çoğu hayatın gerçekliği karşısında anlamsız, geçersiz kalıyor.

Veri eksikliği
Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin haziran ayındaki raporuna bakarsak Türkiye’de çocukların çalıştırılmasıyla ilgili sorunun boyutunu anlamak kolaylaşabilir. Ankara İSİG Meclisi’nin açıkladığı, resmi olmayan rakamlara göre Türkiye’de iki milyonun üzerinde çocuk çalıştırılıyor. Rakamların resmi olmaması kimseyi kuşkulandırmasın. Son resmi veriler 2012’ye tarihleniyor. TÜİK’in 2012 çocuk işgücü anketinde çalışan çocuk sayısı 6-14 yaş grubunda 292 bin kişi, 15-17 yaş grubunda ise 601 bin kişi olarak belirtildi.

Ayrıca, resmi rakamlar sağlıklı biçimde açıklanmıyor. Yapılan resmi açıklamalarda çocuk/genç gibi kategorilerle, yaş aralıklarıyla oynanıyor ve sağlıklı bilgi edinilmesi imkansızlaştırılıyor. Dolayısıyla bu alanda çalışan kurumlar resmi rakamları görmezden gelmeseler de kendi araştırmalarını yapmaya, veri toplama sistemleri geliştirmeye çalışıyor. Ancak devletin kaynakları, örgütlenmesi kadar organize olunamayacağı da ortada. Zaten özellikle çocuk alanında çalışan sivil toplum kuruluşları sürekli veri eksikliğinden, devlet tarafından sağlıklı veri akışının sağlanmamasından yakınıyor. Devletin bu yolla sivil alanın ve bağımsız kuruluşların denetiminden kaçtığı eleştirileri yapılıyor.

Sorun gizlenemiyor
Ankara İSİG Meclisi’nin raporunda, 2013 yılının başından 2018 yılının ilk beş ayına kadar en az 319 çocuğun çalışma sırasında yaşamını yitirdiğine dikkat çekiliyor. Bu 319 çocuğun 100’ünün yaşı 14 ve altında. Türkiye’de bu yaş dilimindeki çocukların çalıştırılması kesinlikle yasak. Çocukların belli koşullarla çalıştırılmasının önünün açıldığı yaş sınırı 15. Bu yaşın üstündeki çocuklar maalesef, yasalarda öngörülenin dışında kimya, metal gibi ağır ve tehlikeli işlerde de çalıştırılıyor.

Yönetmeliklerle meşru gibi gösterilen çıraklık ve stajyerlik de “mesleki eğitim” adıyla çocuk emeğini sömüren yaygın çalıştırma biçimleri. Çıraklık ve stajyerlik yapan çocuklar, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinden uzak, sosyal güvenlik korumasına dahil olamadan, çoğu zaman yetişkinlerle aynı iş yaptırılarak çalışmaya mecbur bırakılıyor.

Raporda görülene göre, ailesinin yanında çalışan, stajyerlik yapan, okul masraflarını sağlamak ya da aile geçimine katkıda bulunmak üzere gündelik ya da geçici işlerde çalışmak zorunda olan çocuk sayısında büyük bir artış var.

Rapordan, çalışırken hayatını kaybeden çocuklarla ilgili birkaç alıntı, durumun ne derece kötü olduğunu gözler önüne sermek için yeterli aslında:

“Çocuk iş cinayetlerinin en fazla yaşandığı üç il sırasıyla Adana, Şanlıurfa ve Gaziantep. En fazla çocuk iş cinayeti yaşanan illerin mülteci nüfusun da yoğun olduğu iller olması dikkat çekicidir. En fazla çocuk iş cinayeti yaşanan Adana’da 5,5 yılda 24 çocuk çalışmak zorunda olduğu için ölmüş, onu 19 ölümle Şanlıurfa, 18 ölümle Gaziantep, 15 ölümle İstanbul, 14 ölümle Konya izlemiştir.’’

“Yaşamını yitiren 319 çocuk işçinin 29’u mülteci/göçmen çocuklardır. Mülteci çocukların ölüm oranının bu denli yüksek olması hem çalışma koşulları bakımından çok daha tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kaldıklarını, hem de çalışan mülteci çocuklara yönelik şiddetin ne denli büyük olduğunu göstermektedir.’’

“Çocuk iş cinayetlerinde ölen kız çocuklarının oranı ise yüzde 16 ile genel iş cinayeti verilerindeki kadın işçi oranından fazladır. Bu, kız çocuklarının özellikle tarım sektöründeki yoğun sömürüsünden kaynaklanmaktadır.’’

“Çocuk işçiler en çok, çocuk işçilerin yarıya yakınının çalıştığı tarım sektöründe ölmüştür. Ücretsiz aile işçiliğinin ve küçük yaşta çalışmanın yaygın olduğu tarım sektörü aynı zamanda 50 ve daha az işçi çalıştıran tarım işletmeleri bakımından denetlenmenin dışında bırakılan ve buralara yönelik bir yaptırım uygulanması mümkün olmayan bir sektördür.’’

“Tarımdaki çocuk iş cinayetlerini yüzde 12 ile inşaat sektöründeki çocuk işçi ölümleri izlemektedir. Sanayide, madenlerde, taş ocaklarında, küçük atölye ve işletmelerde, tamirhanelerde ve sokaklarda çalışan çocuk işçiler trafik kazalarında, boğularak, yüksekten düşerek ya da ezilerek hayatlarını kaybetmektedir.”

Önlemler
Lafı uzatmayalım… Çocukların çalıştırılmasının önüne geçmek için alınacak birçok önlem var. Bunlar arasında acilen yapılması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:

– Ucuz çocuk işgücünü teşvik eden ve bunun altyapısını oluşturan eğitim sistemi ve eğitim politikalarından vazgeçilmeli.
– Çocuk emeğiyle ilgili veriler bilimsel, güvenilir ve düzenli bir şekilde yayınlanmalı.
– Çocukların, özellikle kayıtdışı çalıştırılmasının önüne geçilmesi için bunu yapan kişi ve kurumlara caydırıcı cezalar verilmeli.
– Çocukların çalıştırılmasına dair denetimler etkin ve düzenli bir şekilde yapılmalı, gerçek hayatla uyuşmayan mevzuatlar çocukların lehine düzeltilerek yürürlüğe koyulmalı.
– Çocuk işçiliği kesin bir biçimde yasaklanmalı.