Türkiye’deki balıkçılık sektörü ile ilgili önemli tespitlerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Sarı, “İki tip balıkçı var; Biri ekmeğini denizden çıkaran, çileli, balıkçılığı kendi kültürü gören, sadece cebini değil, denizi de düşünen. Diğeri balıkçı görünümlü ‘iş insanı’. Balıkçılığı kârlı bir yatırım olarak gördüğü için yapıyor. Kâr maksimizasyonu esas hedef” dedi
Denizcilikle ilgili çalışmaları ve yayınlarıyla tanınan akademisyen ve sosyal girişimci Prof. Dr. Mustafa Sarı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye’deki balıkçılık sektörü ile ilgili önemli ve ilginç tespitlerde bulundu.
Ekmeğini denizden çıkaran çileli balıkçı

Mustafa Sarı, X hesabından paylaştığı “Bütün plan şu minicik balığı avlamak!” başlıklı makalesinde, Türkiye’de iki tip balıkçı olduğunu belirterek, “Biri ekmeğini denizden çıkaran, çileli, balıkçılığı kendi kültürü gören, sadece cebini değil, denizi de düşünen. Bu grup, balıkçılığın sürdürülebilirliğinden yana. Sayıları çok yüksek hemen hemen toplam balıkçının yüzde 90'ınını oluşturuyorlar. Ama sesleri çıkamaz, çünkü balıkçı görünümlü ‘iş insanlarının’ baskısı altındalar” diye yazdı.
Hem balıkçı hem inşaatçı…
İkinci tür balıkçılarla ilgili, “Diğeri balıkçı görünümlü ‘iş insanı’. Balıkçılığı kârlı bir yatırım olarak gördüğü için yapıyor. Kâr maksimizasyonu esas hedef” ifadesini kullanan Mustafa Sarı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hem balıkçı, hem inşaatçı, hem kabzımal, hem soğuk hava depocusu, hem işleme tesisi sahibi. Küçük büyük fark etmez, denizde ne bulursa avlayıp paraya çevirme derdinde. Balık biterse hemen tekneyi satar daha kârlı bir sektöre yatırım yapar. Sayıları az, toplam balıkçı içinde en fazla sayıca yüzde 10 civarındalar. Ama her yerde bunların sözü geçer. Örgütlerde sesini yükselten birinci grup balıkçının balığını alıp-satmazlar, tehdit ederler. Parti fark etmeksizin politikacılarla yakın dostlukları vardır. Kimin borusu öterse ondan yanadırlar.
Ben olmazsam halk balık yiyemez
Av sezonu eylülde açılmadan önce istedikleri değişiklikleri yaptırmak için temmuz ayından itibaren Ankara'ya kamp kurar bu ikinci grup. Gazetelerde ‘benim teknem aslında fabrika, ben fabrikamı 4 ay kapattım, mağduruz, sorunlarımız çözülmezse halk balık yiyemez’ lafını bin farklı versiyonda söylerler. Asla esas hedeflerini söylemez, hep en yüksek talebi dile getirirler. En yüksek talebin karşılanmayacağını bilirler ama böylece esas isteklerinin yerine gelmesi için lobi yaparlar. Ve sonunda istediklerini alarak sezona girerler. Davulla zurnayla dualarla açılır sezon. Ama hiç bir sezon tam istedikleri gibi gitmez. Hep zarar eder onlar. Memnun olmazlar. Hep şikayetçidirler.
Herkes ikinci tip balıkçıya borçlu…
Deniz onlara borçludur. Halk onlara borçludur. Devlet onlara borçludur. Bilim insanları onlara borçludur. İnanmazsanız tarayın uzun yıllar yaz aylarındaki gazeteleri.
Bu günlerde bu balıkçı görünümlü “iş insanları” Marmara Denizi'ne yoğunlaştılar. Adalar bölgesi ava açılsın, 24 metre av yasağı değişsin, Boğazlardaki tahditler kaldırılsın, vb. istekleri için Ankara'da birlikte fotoğraf çektirmedikleri kimse kalmadı. Şimdi bir adım daha atıp taleplerini üst perdeden gazetelere taşıdılar.
Müsilaj zamanı Marmara'yı bırakıp kaçanlar, şimdi Marmara'da kalan son balığı da avlamak için çaba içindeler. Balıkçılığı yönetmekle sorumlu tüm yetkilileri çok iyi bildikleri bu oyunu bozmak için göreve davet ediyorum!”





