Sahip olduğumuz coğrafyada geçmişten günümüze ulaşan, atalarımızın dilinden düşürmediği “azı karar çoğu zarar” anlayışı evrim geçirerek günümüz siyasilerinin çokça başvurduğu bir slogan hâlini aldı. Oysa ki uçuluyordu. Toplumumuzda yaş ve cinsiyet farketmeksizin; bebelerden eli öpülesi ninelere kadar nüfusun büyük bir çoğunluğu yeme-içme, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar az bir paraya sahip ya da hiç sahip değil, dolayısıyla maalesef bakıma muhtaç. Yani az değil hiç mutlu değiller. Siyasi parti liderlerince bu durumu düzeltmek adına vaatle onlarca “çok” yüz değiştirildiği hâlde bu mutsuzluk derinleşti. Buna karşın siyasi arenada devletimizin imkânlarıyla aktif veya pasif rol alan bazı siyasilerin mutlu oldukları gözlerden kaçmıyor. Toplumun refahını artırmak için görev alan/verilen kişilerin -özellikle son dönemlerde- kaygılı olduklarını söylemekse mümkün değil. Yurttaşın yaşamında yapılacak “çok az” bir iyileşmenin vatandaşı mutlu etmesi ise artık namümkün. Topyekûn mutsusuz.
Ancak enseyi karartmamak gerek. Bu durumun iç yüzünü görüp toplumun refahını artırmada eğitimli, istekli ancak ülke yönetiminde herhangi bir siyasi oluşuma henüz dâhil ol(a)mayan veya çeşitli STK’larda ülkeyi ve onunla bölünmez bir bütün olan milletini temsil etmede söz sahibi ol(a)mayan, henüz keşfedilmese de donanımlı bir beşeri sermayemiz her daim olur. Örneğin, İktidarın yedek akçeleri ne yaptığını sorgulayan bilinçli, köprülerimizin satışa çıkartılmasına engel olmaya çalışan sorumluluk sahibi yurttaşların olduğu gibi…
Cumhuriyetimizi kuran ve devamla onu yaşatan liderlerin yapıp ettiklerine bakınca millî değerlerini onurla taşırken, o erdemlerle azı çoğaltan vizyonist bir anlayışa sahip olduklarını gördük. Bu iyi örneklere bizzat şahit oldum ve halkımız da millî sonuçlarını gördü. Hatırlatmakta fayda var.
Oramiral Özden Örnek
Deniz Kuvvetleri 20’nci Komutanı Oramiral Özden Örnek yaşamında yapıp ettikleriyle bunu başaran bir Türk Komutan. Türk milletinin geçmişini bilen ve millî değerlerine sıkı sıkıya bağlı yurttaşlar, bu kahramanımızı “Bahriye’nin altın çocuğu” olarak anıyor. Atatürk’ü izleyen yolda hep birincilikle mezun oluyor. Meslek hayatı boyunca engelleri bir bir kaldırıp araladığı kapıdan ilerleyeceklere bayrağı, onuruyla teslim ediyor. Aklı daima zamanının ilerisinde koşuyor. ‘GENESIS’ ve ‘Uzun Ufuk’ millî sistemleri vatanına ilk o kazandırıyor. Onlarca kamu kurumu personeli ufkunu onun sayesinde açıyor. Millî tasarım gemi MİLGEM için önce yüreğini ortaya koyuyor, sonra yapıyor. İşte biz bugün ille de vatan ve millet diyen bu sağlam karakterli bir o kadar da mütevazı neslin ekmeğini yiyoruz. MİLGEM’i yapan, MİLDEN’i, MUGEM’i ve dahi TF 2000’i ve nicelerini planlayan ve yapan o altın nesil ve devamla üretecek olanları yetiştirenler işte onlar. Tüm bu değerlerin sahibi de asil Türk milleti. Özden Örnek Komutanımızın evinde yaptığımız söyleşide bir soruma hiç tereddüt etmeden hızla verdiği cevabın hâlâ tesirindeyim:
- Yokluk desem ne dersiniz?
- Ben var etmeye çalışırım.
Gökçen Seven
Atatürk’ün vefatından iki yıl sonra doğan, daha ilkokulda okul sonrası buharlı gemilere sandallarla yolcu taşıyarak harçlığını çıkartan, o yıllarda İnebolu’daki ev sahibinin denizci olması ile maviye ve ona dair her şeye tutulmasıyla da denizci olan bir duayenden bahsetmezsem olmaz. Türkiye’de ilk römorkör inşasını yapan Sanmar Denizcilik’in kurucu ortaklarından merhum Gökçen Seven ile Dragos’ta yaptığımız bir söyleşide “gelecek” hakkında sorduğum bir soruya sadece sözcükleriyle değil bedeniyle de yanıt vermişti. Dün gibi hatırlıyorum. Yerinde doğruldu ve elinin işaret parmağını ileriye doğru yönelterek, “Ben Cumhuriyet çocuğu olarak doğdum. Çocukluk yıllarımda bizimle hep ileri dönük konuşulurdu. Biz hakiki bir Cumhuriyet çocuğu olarak, açık fikirli yetiştirildik” dedi. Kendinden önce durmadan savaşmak zorunda olan kuşaktan değerlerimizi emanet alıp, ülkesinin refahı için çok çalışmış. Öyle ki Gökçen Seven, 1940 yılında Adapazarı’nda doğmuş ve atalarının çektiği zorlukları da o gün aktarmayı unutmamıştı. “Atalarım sürekli oradan oraya göç ederek, zor şartlarda Adapazarı’na yerleşmişler. Anne tarafım yerli, yani Türkmen. Baba tarafım Varna göçmeni. 1944’te Anadolu’dan Bulgaristan’a yerleştirilmişler. İlk ağızdan babaannemden dinledim, oradan vatana geri dönüş çok zor ve acı olmuş tabii.” Gökçen Seven ve Orhan Gürün’ün kurduğu Sanmar bugüne kadar dünyanın römorkörünü 6 kıtaya ihraç etti.
Salim Düzgit
Cumhuriyetimizin emeklediği o ilk yıllardaki kuşaktan günümüze bir ismi daha vermek istiyorum. Beni ne zaman görse gözleri iyilikle parlar. Kendisiyle, Sarıyer, Büyükdere’deki o küçücük salhanesinde yani ekmek teknesinde, 2008 yılında bir söyleşi yapmıştım. Salim Amca da azı çok yapan büyüklerimizden. Babası 13 yaşındayken Ruslar Rize’yi işgal edince takayla kürek çekerek iki ayda ailece Poyraz Köy’e yerleşiyor. Oradan da 1935 senesinde Anadolu Kavağı’na geçiyorlar. Salim Düzgit işte dev dalgaları kararlılıkla aşan bir Reisin oğlu. Boğaz’dan yalnızca “Transatlantik” denilen iki geminin geçtiği ve o gemilerin kendisinin olmasını hayâl ettiği günlerde daha çocuk… “Ben Anadolu Kavağı’nda doğdum. Fransızca eğitim veren Anadolu Kavağı’nın 42 No’lu ilkokuluna yazıldım. Okul olmadığı zamanlarda da içimdeki para kazanma isteğiyle denize dökülen kok kömürlerini çıkarıp satıyordum.”
Salim Düzgit sandalla gemilere mektup taşıyarak bugünün Düzgit Şirketler Grubu’nu meydana getiriyor. Mucitliği sayesinde bugün “inovasyon” diye şirketlerin dilinden düşürmediği kavramı neredeyse 70 sene öncesinde uyguluyor. İlkokulda bir piyeste canlandırdığı “tutumlu çocuk” büyüyor ve “Ben IV. Murad gibi otoriter bir adam olsam ‘tatil’ kelimesini kaldırırdım” diyecek kadar da çalışmayı seviyor. Her şeyi, “Ben bütün filoyu onunla kurdum” dediği sandalıyla yapıyor. Bugün yönetimde evlatları var.
Bu yüzyılda, yeni iş kuranlara kariyer ve kişisel gelişim alanında eğitim veren liderlerin de çokça dile getirdiği, insanın başına gelebilecek en büyük şans, çok sevdiği bir işi icra ederken eş zamanlı o işten maddi kazanç da sağlayıp ülkesine eserler bırakmasıdır. Devletin malını çar çur etmemektir. Maddi gelir seviyesi elbette tek başına mutluluk kaynağı olamaz. Yani maddi kazancı salt mutluluk kaynağı olarak düşünmemek gerekir zira deniz suyu gibi ne kadar içilirse içilsin hiç kanılamaz yani maddi imkânlar insanı tek başına mutlu edemez. Bu nedenle devlet malını koruyup geleceğe iyi bir iz bırakmak gerekir. Geçmişin bize, azdan çoğaltıp emanet ettiği miras korunmalı, halk yoksulken çar çur edip zevki sefa içinde savuranlara, üzerine konmaya çalışanlara “dur” denmelidir.
Türk milletinin sahip olduğu bu miras devleti için sürdürülebilir olmalıdır. Yetkin yurttaşlarımız yaşarken -Özden Örnek, Cem Aziz Çakmak Amirallerimiz ve daha niceleri gibi- dik durmalıdır. Milletimiz hakiki devlet terbiyesi almış bu kahramanlarımızın isimlerini ve nicelerinin bıraktığı eserleri özenle yaşatmalıdır.
Bir güzel haber ile yazıyı bitireyim. Gemi inşa sanayimizde yıllardır tecrübe edinmiş bir sanayicimiz iyi bir gelişme paylaştı. Haberin detaylarını kaynağım, “Yeşim sen bil, yaz ama şimdilik isim verme” dediği için olgunlaşınca yazacağım. Şimdilerde sahip oldukları güçlü yapıyla askerî deniz platformların inşasında çok yakında yeniden “biz de varız” diyecekler. En önemlisi onları teşvik ile davet edenin kamudan olup ülkemizin sürdürülebilir vizyonuna liderlik edenlerin olması. İşte bu vizyon Oramiral Özden Örnek’in bana bizzat anlattığı MİLGEM vizyonudur.
Bu yazıda andığım anamadığım, aramızda olan olmayan vatanperver ve cesur kahramanlar nesiller boyu hep yaşatılsın…
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız pek kutlu. Tek kahramanım, ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e sonsuz minnetle… Çoşkuyla kutlayalım.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





