İlyas Öztürk
Britanya siyaseti 100 yıl sonra ilk defa başka bir siyasi parti tarafından yönetilebilir. Britanya, Türk Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra, Liberal Parti hükûmetinin düşmesinin ardından günümüze kadar sadece iki siyasi tarafından yönetildi. Tory’ler olarak bilinen sağ görüşlü Muhafazakâr Parti ve solcu İşçi Partisi. 2025 yılının ortasına geldiğimiz şu günlerde ise üçüncü bir siyasi parti, yapılan tüm kamuoyu anketlerinde birinci sırada görünüyor; Reform Partisi.
Reform Partisi’ni yaratan koşullar uzun süredir tartışılageliyor. Muhafazakâr Parti, uluslararası düzenin son şeklini aldığı İkinci Dünya Savaşı sonrasında, küreselleşme yanlısı, Avrupa’yla entegrasyonunu destekleyen, sermayenin, ticaretin ve insanların serbest dolaşımının en önde gelen parçalarından biriydi. 2010’larda, partinin oynadığı bir kumar, Britanya siyasetini 100 yıl sonra resetleyebilecek bir kelebek etkisini tetikledi. Avrupa ve ABD’deki liberal küresel düzeni yok etme arzusuyla yanıp tutuşan kimilerine göre “aşırı” kimilerine göre ise “popülist” olarak adlandırılan yeni sağ en sonunda İngiltere’de de iş başına gelecek gibi görünüyor.
Temmuz 2024’te “Britanya Yeni Bir Sayfa Açıyor” başlığıyla İşçi Partisi’nin ezici seçim zaferine dair bir dosya hazırlamıştım. Üzerinden tam 1 yıl geçtiğinde geriye sadece ezici bir seçim zaferi kaldı. Britanya yeni bir sayfa açamadı, üstüne 100 yıl sonra ilk defa yeni bir partinin hükûmeti devralmasını bekliyor. Büyük bir seçim galibiyetine rağmen, hükûmet birinci yılını doldururken erken seçim talepleriyle karşı karşıya kaldı.
Merkez siyasetin kronikleşen sorunları
Merkez sağ efsanesinin ani yıkılışı, yeni sağın önünü açtı ancak merkez siyasi elitler bu yıkılışla hâlâ yüzleşebilmiş değil. Küreselleşmenin getirdiği fırsatlar, Britanya halkına kısa süreli bir refah getirdi ama finans çevrelerinin daha fazlasına yönelik bitmek bilmeyen hırsı sebebiyle bu refahın ömrü çok uzun olmadı. O yüzden Britanya’da en sık söylenen cümlelerden biri “Britanya, Londra’sı olan yoksul bir ülke” oldu artık. Britanya toplumu bu hoşnutsuzluğunu siyasette de göstermeye başladı. Geçtiğimiz ayda yapılan yerel seçimlerde Reform Partisi birçok seçim bölgesine damgasını vurdu. Onlarca yıldır solun kalesi olan birçok yer İşçi Partisi’nden Reform’a geçti. Böyle bir sonucu Parti’nin kendisi bile beklemiyordu demek yanlış olmaz.
Avrupa siyaset kurumu, yeni sağın yükselişini durdurabileceğine dair irrasyonel bir iyimserliğe sahip. Avrupalı elitler, Romanya Anayasa Mahkemesi anketlerde önde giden bir sağcı politikacıyı yasaklarken ya da bir Fransız mahkemesinin Marine Le Pen'in cumhurbaşkanlığına aday olmasını bloke ederken sessiz kaldılar. Belki de irrasyonel iyimserliğin sebebi buradan geliyordur.
İngiltere veya ABD'deki seçim sistemleri, büyük partileri koruyan bir algoritmaya sahip olduğu için üçüncü partiler seçim kampanyaları döneminde ilgi çekebilir ancak yurttaşların oy verme anında gönüllerini büyük partilere kaymasına engel olamazlar. Reform Partisi’nin 2025 yılında kırdığı cam tavan tam olarak bu olabilir. Avrupa’daki seçim sistemleri, ülkeleri mümkün olduğunca koalisyon hükümetlerine mecbur ederken, Anglo-Sakson ülkelerde buna pek rastlanmıyor. Reform’un yükselişi durdurulamazsa yüzlerce yıllık gelenekler terk edilebilir.
2019 yılında Muhafazakâr Parti manifestosunun yazarlarından biri geçtiğimiz haftalarda şöyle dedi, “Muhafazakârlardan İşçi Partisi'ne geçtim. Bana gaz verilmiş ve yalan söylenmiş gibi hissediyorum ve şimdi düşünüyorum, biliyor musunuz? Görevde hiç sıra gelmemiş olan var mı? Reform yapacağım çünkü onlar bir şans elde edemedi. Ve şaka yapmıyorum, geçmiş hükûmetlerin yaptığından daha kötüsünü yapamazlar.” İngiltere’deki siyasi durum daha iyi özetlenemeyebilir. Genellikle, “Geçmiş hükûmetlerin yaptığından daha kötüsünü yapamazlar” cümlesi, toplumlar için mevcut siyaset kurumunun çökmesinden hemen önceki ruh hâlini yansıtır.
1980’lerde ortaya çıkan Sosyal Demokrat Parti ile Reform arasında kurulmaya çalışılan benzerlikler oldukça zorlama görünüyor. O yıllarda sol İşçi Partisi ve Sosyal Demokrat Parti olarak bölünmüştü ve bu da Muhafazakârların 1983 ve 1988'de ezici zaferler kazanmasına, doğal olarak da Margaret Thatcher’ın ülkeyi güçlü biçimde yönetmesine giden yolu açmıştı. Günümüzde ise hem sol hem de sağ bölünmüş durumda ve Reform Partisi iki taraftan da oy çekiyor.

Ölmekte olan ekonomi modeli ve engellenemeyen düzensiz göç
Toplumda yarattığı kısa süreli refahın ardından Küreselleşme olgusu, Batı sanayileşmesinin ilk aşamalarında gelişen ancak artık kullanılmayan fabrikalara ve tükenmiş kömür sahalarına sahne olan pek çok bölge için yıkıcı sonuçlar üretmeye başladı. Reform Partisi’nin, bir zamanlar solun kalesi olarak görülen kuzey bölgelerindeki görkemli yükselişi bunu yeteri kadar destekleyici bir argüman. Ekonomi yönetimi, servet dağılımı ve vergi yüküne dayalı bir sınıf siyasetinin sona ermesi, bu argümanın alt metnini oluşturan ögeler olarak düşünülebilir.
Nigel Farage, ana akım partilerin domine ettiği siyasi havada büyük değişiklikler yarattı. Aynı zamanda yüzyılı aşkın bir süredir devam eden iki partili sistemi yıkıp belki de yeniden yapılandırma şansını elde etti.
Britanyalıların bugünkü temel talebi değişim. Mümkün olursa olumlu anlamda bir değişim. Siyaset kurumu, diğer batılı ülkelerde olduğu gibi, toplumların taleplerinden oldukça uzaklaşmış durumda. 2010 yılından bu yana Britanya’nın en temel gündem maddelerinden biri düzensiz göç. 2010 yılından günümüze hem Muhafazakâr Parti hem de İşçi Partisi düzensiz göçe karşı önlem alacaklarına ve bu sorunu azaltacaklarına dair birçok defa söz verdi. Ancak bu sözlerin hepsi havada kaldı, hatta durum daha da kötüleşti. Genel göç sorununa etkisi sıfıra yakın olan bazı öğrenci vizelerinin kısıtlanması veya “expat” olarak bilinen yüksek vasıflı çalışanlara yönelik birkaç düzenleme, halkın hoşnutsuzluğunu gidermede hiçbir etkisi olmadı. Muhafazakâr Parti’nin Brexit sonrası planı, yabancı işçilere olan bağımlılığı azaltmayı amaçlıyordu ancak bunun yerine göçmen işçi sayılarının hızla arttığı görüldü. Bu kısa ve orta vadede Muhafazakâr Parti’ye oldukça zarar verdi elbette.
Göçün azaltılmasının zaten zor durumda olan kamu hizmetlerini daha da zorlaştıracağı ve ucuz iş gücüne fazla yaslanmış olan özel sektörün de ağır bir fatura ödeyebileceği öngörülüyor. Ancak tüm bunların çözümü için yaklaşık 15 yıl vardı ve İngiliz siyaseti bunu çözmek yerine sorunu ertelemeyi seçti. Farage’ın önce UKIP, şimdi de Reform Partisi’yle rüzgârı arkasına alması, merkez siyasetin sorunları erteleme politikalarının bir sonucu. İşçi Partisi'nin Reform'a karşı mücadele etmek için benimsediği şey de günün sonunda Nigel Farage'ın partisini daha da güçlendirebilir.
Dahası, mayıs ayındaki yerel seçim zaferinin ardından Reform Partisi yeni bir faza geçmeyi planlıyor. Parti, sığınmacıların Reform'un kontrolündeki bölgelere yerleştirilmesini durdurmak için İçişleri Bakanlığı’na karşı büyük bir hukuk mücadelesine hazırlanacak. Ancak Reform için esas dönüm noktası Londra olabilir. Zira İşçi Partisi’nin tartışılmaz üstünlüğünün olduğu ülke başkentinde, ikinci sırayı Reform alabilirse bir yeni eşik daha aşılmaz olacak.
Britanya'nın siyasi haritası son yıllarda çok parçalı hâle geldi. Artık çok daha fazla bölgesel olarak özel eğilimler var, hatta İskoçya'da olduğu gibi “etnik” ve “bölgesel” partiler bile var. Ancak Reform bu kalıba da meydan okuyor. Galler’deki oy oranları gayet iyi seyrediyor. Reform'un İskoç Parlamentosu'na da girmesi bekleniyor. Ardından da Londra gelecek.
Farage, İtalya’daki ideolojik ikizi Giorgia Meloni'nin tarzını ve yaklaşımını yakından gözlemledi. Pragmatizmi ve retoriği yeri geldiğinde yumuşatabilmeyi öğrendi. Farage’ın dört aşamalı bir planı vardı ve şimdiden o planın yarısına geldi, üçüncüsü ise kamuoyu araştırmalarına göre sadece bir zamanlama meselesi. Birinci adım: Parlamentoya seçilmek. İkinci adım: Yerel seçimleri kazanmak. Üçüncü adım: Galler'i kazanmak. Dördüncü adım: Başbakan olmak.
2019 seçimlerinde belirleyici konu Brexit olmuştu. 2024'te ise 14 yıllık Muhafazakâr Parti iktidarını sona erdirmek oldu. Bir sonraki seçimin ana gündemi Reform'u durdurmakla ilgili olacak. Britanya’nın seçim sistemi Kıta Avrupa’sındaki demokrasiler gibi olsaydı siyaset elitlerinin işi daha kolay olabilirdi. Yarı başkanlıkla yönetilen Fransa’da aşırı/popülist sağın adayının sadece bir kazananın olduğu ikinci turdaki ikili yarışta kazanma olasılığını veya koalisyonsuz bir denklemin kurulamadığı Almanya’da her zaman bir hükûmet ortağının bulunabiliyor oluşu; bu ülkelerdeki siyaset kurumlarının halkın şikayetlerinin ne kadar ciddi olursa olsun kulak ardı edilebilmesine sebep olabiliyor. Ancak Britanya’nın seçim sistemi, birinci partinin lehine ve seçimleri kazanmanız durumda parlamentoyu kolaylıkla süpürebilirsiniz. Nigel Farage’ın ünlü gülümsemesiyle bundan sonra daha sık karşılaşmaya hazırlı olun.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





