Bosphorus Boat Show 2026

MDN İstanbul
  • |

Yat ve tekne tutkunlarının merakla beklediği “Can-Am BOSPHORUS BOAT SHOW” 21–28 Şubat tarihleri arasında gerçekleşti.

Denizcilik sektörünün en büyük STK’larından biri olan Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) tarafından organize edilen, ED Fuarcılık Organizasyon stratejik partnerliği ile gerçekleştirilen, Türkiye’nin en büyük tekne fuarı Bosphorus Boat Show Kara Fuarı, bu yıl 21-28 Şubat 2026 tarihleri arasında Yeşilköy’deki İstanbul Fuar Merkezi düzenlendi. Fuara tekne, bot, deniz motoru, tekne ekipman ve aksesuarları, deniz motosikleti, deniz oyuncakları, dalış malzemeleri, balıkçılık malzemeleri, kara ve deniz aracı markaları ve şirketleri ile birlikte leasing ve sigorta kuruluşlarının yanı sıra çeşitli dernek ve üniversitelerden de katılımlar oldu.

MarineDeal News olarak okuyucularımız için Fuarı ilk gününden itibaren bitene kadar yerinde takip ettik. Can-Am Ana Sponsorluğunda 3’üncü kez kapılarını açan Fuardan ilgi çekici söyleşiler, bilgiler ve fotoğrafları dosyamızda bulabilirsiniz.

İlk olarak Mengi Yay’ın İcra Kurulu Üyesi Ege Mengi ile konuştuk. Mengi aynı zamanda bir aile şirketi olan Mengi Yay’ın üçüncü kuşağını temsil ediyor.

Ege Mengi, fuarı değerlendirirken “Daha yüksek bir katılım beklerdik. İlk gün bir yavaşlık söz konusuydu ancak diğer günler oldukça doluydu. Genel katılım bizi şu anlamıyla mutlu ediyor. Sektör turisti diyeceğimiz insanlardan ziyade dolu bir kalabalık var” ifadelerini kullandı.

Türkiye yat ve tekne sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mengi Yay olarak bulunduğumuz yeri 24 metre ve altı olarak ikiye ayırabiliriz. 24 metrenin üstüne baktığımızda, 2026'nın başında yayınlanan uluslararası sipariş kitabı gösteriyor ki ülke olarak şu an en çok sipariş İtalya'dan sonra Türkiye'de. Bu hem bizim sektörde geliştiğimizi hem de kalitede yükseldiğimizi Avrupalıları yakaladığımızı hatta aştığımızı gösteriyor.

Türkiye'nin yat ve tekne üretiminde Avrupa'daki konumu sizce nerede?

Birkaç sene önce ve covid öncesi olduğundan çok daha ilerde ve yukarda. Şu anda biz ivmelenmeyi uluslararası olarak Avrupa firmalarında veya tersanelerinde değil Türk tersanelerinde görüyoruz. Proje artışları bizde projelerde boyut artışları bizde gözüküyor.

Yerli üreticilerin uluslararası pazardaki rekabet gücü sizce arttı mı?

Arttı ve bunun birçok nedeni var. Kendi teknolojilerimizin gelişmesi de büyük bir rol oynuyor. Dışarıya bağımlılıktan kurtulmaya başladık. Bu aslında çok global de bir iş. Son katma değeri yani yatı biz ortaya koyuyoruz bu büyük bir şey.

Ghazi firmasının kurucusu Emir Ali Gazi, fuarı MarineDeal News için değerlendirirken dikkat çeken ifadeler kullandı.

Fuar beklentilerinizi karşıladı mı?

Geçen birkaç gün gayet iyiydi. Biz tek bir modelle katıldık. Daha doğrusu ilk modelimiz olarak ürettiğimiz “Lobster” modelimizle katıldık. İnsanlar tarafından güzel karşılandı ve beğenildi. Yoğun da ilgi görüyoruz. Ramazan Ayı olmasına rağmen gayet güzel geçiyor.

Peki siz Türkiye yat ve tekne sektörünü 2026 itibarıyla nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye ekonomisi için zor geçen bir yıl olacak. 2025 zordu 2006 biraz daha kolaylaşır diye ümit ediyorum.

Türkiye'nin Avrupa'daki durumu nedir?

Türkiye'nin şu anda yat ve tekne üretiminde çok söyleyecek sözü var. Özellikle yeni kurulmuş olan derneğimizle birlikte Türkiye'de özellikle orta ölçekli teknelerin üretimiyle alakalı biraz daha verimli, biraz daha katılımlı, dünyaya kendini gösterebilecek vaziyete gelebileceğini düşünüyorum. Mega yatlarda Türkiye neredeyse dünyada birinci ama orta ve küçük ölçekli teknelerde de çok güzel üretimler yapıyorlar. Fuarı gezip baktığınızda çok güzel ürünler getirilmiş.

Yerli üreticilerin uluslararası alanda rekabet gücü arttığını düşünüyor musunuz?

Biz Türkiye olarak tekstilden tutun bu sektöre kadar işçilik maliyeti problemiyle uğraşıyoruz. Dolayısıyla bizim şu anda İtalya'yla işçilik maliyetlerimiz aynı fiyatlarda. Türkiye bu konuda avantajlarını kaybetmek üzere. Dolar fiyatı çok baskılanıyor ve buna karşılık çok rekabetçi değiliz. Ancak modeller, yenilikler ve inovasyonlarla yenilikçi olabiliriz. Mecburen markalaşma sürecinde olan bir ülke olduğumuz için genel olarak fiyat politikası yapmak zorundayız. Bu konuda uluslararası piyasada zorlandığımızı düşünüyorum.

Denizin hafızasını temsil eden, denizcilikteki zamansızlığın ve kalitenin uğrak yerlerinden biri olan Klasik Tekneler Platformu’nu ziyaret ettik. Klasik teknelerin restorasyonu, bakımı ve günümüzdeki durumlarını Platform üyeleri Gencer Emiroğlu ve Burak Çekil ile konuştuk.

Gencer Bey, bu standın diğerlerinden farkını anlatabilir misiniz?

Klasik Tekneler Platformu'nda bizler tamamen klasik teknelere gönül vermiş insanlarız. Birçoğumuzun eski klasik teknesi var. Bu grupta çoğumuz denizciyiz. Biz bu platformu sekiz yıl önce kurduk. Amacımız bu eski tekneleri İstanbul'da mümkün olduğunca bir yerde toparlayabilmek, hâlâ bu amacımızı devam ettiriyoruz. Üç yıl önce fuarlar bize yer vermeye başladılar. Dünyadaki bütün Boat Showlarda böyle bir eğilim var.

Her ne kadar modern tekneler en pahalı en büyük yatlar gösterilse de eskiye bir özlem ve saygı yeniden canlanmaya başladı. O yüzden biz de üç yıldır Boat Show’dayız. Gittikçe de daha büyük standlara sahip olmaya başladık. Biz de onların bu ilgisine karşılık verebilmek için getirebildiğimiz kadar obje getirdik. Bunları bazıları eski makinalar, bazıları tekneler, bazıları denizcilikte kullanılan aletler… Bunların hepsinin özelliği yüz yıl öncesine kadar kullanılmış olması. Biz hâlâ onları severek kullanmaya, yaşatmaya çalışıyoruz. Bu konuda yetkili çok kişi var, onları da bu vesileyle bir araya getirmiş oluyoruz. Sizin aracılığınızla da duyan olursa herkes Klasik Tekneler Platformu'na katkı verebilir.

Standımızda çok değişik şeyler göreceksiniz. En önemli özellikleri, bunların makine olmayan çağlarda yani kürek ve yelkenle gidilen dönemlerde kullanılmış olması.

Gencer Bey arkanızda ahşap bir yelkenli görüyorum. Bizlere bahsedebilir misiniz acaba?

Elbette. Sahibi “Kavruk” adını koymuş. Aslında bu yurtdışından bir tasarımcının planları üzerine Türkiye'de yapılmış yeni bir tekne. Klasik Tekneler deyince sadece eskiye, antikaya meraklı insanlar olarak algılanmayalım. Biz eski formlara da hayranız, aşığız. Bazı insanlar denize çıkmak için yüzbinlerce dolar harcamak, büyük tekneler almaktansa kendi teknesini de acaba yapabilir miyim ben diye düşünüyor. Bunlar için yurtdışında özel gemi inşacıları var. Onlar küçük tekne planları çiziyor. Hem yapım maliyeti ucuz hem de eli biraz alet edevat tutabilen biri bile kendi teknelerini yapsın diye bu tür modeller çiziyorlar. Bu modelden de dünyada şu anda bin kadar yapıldığını biliyoruz. Bu Kavruk da Türkiye'de yapılan iki tekneden biri model numarası 709.

Kendi teknesini yapıp bir yerlere gitmek de bazı insanlar için büyük bir mutluluk. Ucuz, görünümünün şık olması, kullanılabilir olması ve kıyıdan kıyıya gitmek için yapılan tekneler yoksa bununla tabi eğer çok maceracıysanız çıkıp Ege Denizi'ni de geçebilirsiniz ama bu tekne daha çok kıyı seyirleri için. İçinde rahatlıkla iki kişi kalabilir. Bir kıyıya kumsala çekebilirsiniz. Hem kullanımı kolay hem de taşınması hafif yelkenlinin de kendine göre bir tasarımı var. Bu da o açıdan önemli her şeyi yeni ama tasarımı şeklinde gördüğünüz gibi seçilen ağaç, vernik her şeyin özenle yapılmış olması bize yine de klasik formatında olduğunu gösteriyor.

Geleneksel tekneler rağbet görüyor mu peki?

Görüyor tabiî. Mesela bundan bin tane yapılmış dünyada. Bunları yapanlar yapıp satanlar gibi değil bunlar meraklısı bu işin. Kendisi yapıyor evinden bahçesinde bir yıl sürüyor, iki yıl sürüyor. Ya da bir usta buluyor o ustayla beraber yapıyor ama bu benim eserim diyor benim yaptığım bir tekne diyor. Fakat maalesef ülkemizde yeni çıkan yasalarla insanların kendi teknelerini yapmasının önünde çok engeller koyuluyor.

Bu konu gelişmemizde büyük bir engel var. Eskiden insanların tekneleri yapıp denize çıkmaları daha kolaydı. Şimdi onlara çok büyük yeni kurallar geliyor. Mesela bu tekneyi yaptık bir beş sene daha yeni tekne yapamıyorum yasak. Böyle yasalarla her şeyi hazır teknelerin satın alınması üzerine ekonomik tercihlerin oraya gitmesine yönelik bir yönlendirme var.

Gencer Bey arkanızda büyük bir balıkçı kayığı görüyoruz. Bu kayığın özellikleri nelerdir biraz bahsedebilir misiniz?

Makinenin motorun olmadığı dönemlerde balıkçılık da çok eski dönemlerden beri yapılan bir uğraşıydı. Bu balıkçılık faaliyetleri için dünyanın her yerinde denizin özelliklerine uygun üretilirdi. Buna kancabaş alamana diyoruz. Yani bir alamana ama başı birazdan göreceğiniz gibi kancaya benziyor o yüzden kancabaş alamana denmiş. Bu balıkçılıkta kullanılmış. Nerelerde derseniz Marmara Denizi, Boğazlar ve Karadeniz'de çok kullanılmış. 18'inci 19'uncu hatta ondan çok daha önceki yıllarda da bu form başarılı olduğu için günümüze kadar gelmiş. Biz hala Sarıyer'de henüz kullanılmasa da bunlardan hala eski balıkçıların değer verip sakladıkları kayıkhanelerinde duran bir iki tane kancabaş alamana olduğunu duyduk. Arkadaşımız da onlardan birini kurtardı satın aldı. Onun üzerine bunun aynısından yapıldı. Bu kayığın formuna sadık kalarak aynısını yaparsak ona replika diyoruz. Yani bu gördüğünüz yeni bir kayık Formu da tamamen kancabaş alamanadan birebir kopya edildi. Formu süslemelerine kadar aynı kaldıysa biz onu da bir klasik kabul ediyoruz. Tabii gönül isterdi ki o zamanki kullanılan ağaçlarla yapılsın ama her zaman bu ekonomik şartlarda o da mümkün olmuyor.

Balıkçılıkla ilgilenen sizin gibi gelenekselliği seven kişilere ne söylemek istersiniz?

Artık dev gibi güçlü insanlar yok. Eskiden balıkçıların hepsi çok güçlü kuvvetli olurlarmış. Biz artık modern çağın insanları onlar kadar dayanıklı, dirençli, güçlü, kuvvetli değiliz. O yüzden böyle kayıklarla balıkçılık yapmak fiziksel olarak artık zaten çok zor. Hobi olarak olmaz mı? Olur tabiî… Buradan çıkıp ağ atıp kullanabilirsiniz. Bunları çok seven gönül vermiş insanlar bu formları yaşatmaya çalışıyorlar. Eğer eskiye geçmişe sevgi varsa bunları yaşatabiliriz ama bazı şeyler de şunu gösterdi ki biz bu kayıkların planlarını yaptıktan sonra testlere tabi tuttuk ve bu şunu gösterdi ki yapılan testlerde stabilite, hız, denge gibi bir teknede olması gereken bütün özellikle hiçbir bilgisayarın ve hesaplayıcının olmadığı dönemlerde de bunlar optimal hâle gelmiş. Yani insanlığın bu geldiği bir medeniyet seviyesi ve bu form bin yılda bu hâle gelip optimal olmuş. Şu ânda şaşırıyoruz nasıl bu kadar optimal olabilir diye. Kürek çekildiğinde dengede olması, hızlı gitmesi, güvenli olması, başının yüksek olması dalgalara karşı direnç göstermesinden kaynaklanıyor. Her yeri bir mühendislik optimizasyonu. O açıdan da gençlere bunları göstermek çok önemli. Sadece bilgisayar optimizasyon yapmıyor kullandıkça da bu formlara gelmişiz. Geçmişi sevmek sadece bir nostalji değil bugünle de bağlarını görüyoruz.

Klasik Tekneler Platformu’nun bir diğer üyesi Burak Çekil de sorumuzu yanıtladı. Sayın Çekil, kendinizden ve bu işten bahseder misiniz?

Klasik Tekneler Platformu’nun yeni bir üyesiyim. Buraya davet alarak katıldım. Yaklaşık 1 buçuk sene önce yelkenli bir tekne almak için İsveç'e doğru yol almıştım. Çeşitli bakımlar yapmam gerektiği için tekneme orada bu gördüğünüz güzel kıza (tekne) rastladım. Bu bir servis botu aslında. 2 metre 10 cm uzunluğunda. Gördüğünüz üzere ahşap bir işçiliği var. Dışı maun içi meşe kaplamalı. Bu detaylardan bahsediyorum çünkü aynı zamanda aldıktan sonra ben de detaylara sahip olabildim. İsveç'te oldukça devrimler yapmış August Plym tarafından 1920'lerde yapılmış. Bu dingi bizim olduktan sonra bol bol suda gezmek istedim aslında ama yaşı sebebiyle ve biraz bakımsız kalması sebebiyle çeşitli problemlerle karşılaştım. Ancak buraya geldiğimde onunla ilgilenmeye başlayabildim.

Tekirdağ'da bir atölyeyle anlaştım, orada beraber kendi kişisel katkılarımla ve ustaların katkılarıyla biz bu dingiyi yeniden suya kavuşturmak için restore ediyoruz. Bu restorasyon aşamasında da Klasik Tekneler Platformu'ndan çok kıymetli bir davet aldım. Çok yakın iki ay gibi bir zamanda dingimizin restorasyonu bitiyor. Kıç bölgesinde bir çürüğümüz vardı onu onardık. Yalancı omurga ve ölü ağacını değiştirdik. Buradaki amacımız da gelen bu işe gönül vermiş insanlar böyle bir ahşap botu bulduktan sonra nasıl restore edebilirler amacıyla yaptığımız işlemleri de yarım bıraktık. Buraya gelip kıç bölgesinin onarımını nasıl yaptığımızı açık bir şekilde görebilirler. Bunların aslında çok zor değil de gayet kolay bir şekilde yapılabildiğini görebilirler. Şu an 106 yaşında. Hatta bu ağaçların ekstra bir yüz yaşı olduğu söylenmişti. 200 yaşında bir bota 100 yaş daha eklemek istiyoruz. Aynı zamanda bu ruhu yaşatmak için ona bu tarz halat işçiliği usulünde ek şeyler de yapıyoruz. Mesela Burada gördüğünüz bu usturmaçalar karaya yanaştığınızda ona yüzeyine zarar vermemesi için destekliyor. Bunlar tamamen el üretimidir içerisinde herhangi bir plastik vesaire yoktur. Pamuk, polyester halattan yaptıklarımız var. Bu tarz hem el işçiliğimizi hem de yakışacak değeri vermek için çabalıyoruz ve bu çabamızı da burada göstermeye geldik.

ETİKETLER:
Bunu Paylaşın