Suriye’de son günlerde yaşanan iki olay, bölgenin geleceği açısından çok önemli gelişmelere gebe olduğunu gösterdi. Birincisi, terörist Mazlum Abdi’nin YPG’nin feshedildiğini açıklamasıydı. Diğeri ise İsrail’in Ebu-Zuhur Askerî Hava Üssü’nü bombalamasıydı.
Birincisinden başlayalım. Terörist Mazlum Abdi’nin Şam ziyaretinde yaptığı açıklamanın ardından Türkiye’de çözüm süreci taraftarları zafer naraları atmaya başladılar. Onlara göre bir “hükûmet” değil, devlet projesi olan çözüm süreci her gün zaferden zafere koşuyor ve AKP Hükûmeti başarılarına bir yenisini ekliyor.
Artık AKP’nin iktidara geldiğinde terörün hangi aşamada olduğunu anlatmayacağım. Önceki yazılarımda bundan defalarca bahsettim.
Terörist Mazlum Abdi, terörist menşeli devlet adamı Ahmed eş-Şara ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “SDG’nin bağımsız bir güç olarak feshedildiğini ilan ediyorum.” dedi. Bu açıklama, özellikle hükûmete yakın televizyon kanallarında son dakika haberi olarak verildi. Aynı kanallarda yer alan yorumcular da zafer çığlıkları atarak coşkulu konuşmalar yaptılar.
Açıklamadaki en önemli vurgu, “bağımsız bir güç olarak” ifadesidir. Çünkü 8 Aralık 2024’te Esad devrildiğinde iktidara gelen Colani, 10 Mart 2025’te Ahmed Şara adıyla terörist Abdi ile YPG’nin bütün unsurlarıyla Şam Hükûmeti’ne entegre olmasını kapsayan bir anlaşma imzaladı. Ancak terörist Abdi, bu konuda aralık ayına kadar herhangi bir hamle yapmadı.
Şam ordusu, 6 Ocak 2026’da YPG’nin kontrolünde bulunan Halep’teki Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerine saldırdı ve ileri harekâtına devam etti. Bir hafta içerisinde YPG, kontrol ettiği bölgelerin yüzde 80’ini kaybetti. Bunun üzerine 18 Ocak’ta yeni bir mutabakat imzalamak zorunda kaldı. Daha sonra, ABD’nin gözetiminde 29 Ocak’ta imzalanan mutabakatla YPG’nin tüm sivil ve askerî unsurlarının Şam Hükûmeti’ne entegre edileceği açıklandı.
YPG, bin 300’er kişiden oluşan dört tugay kuracak ve bu tugaylar Şam Ordusu’na bağlanacaktı. Bugün “feshetme” adı altında yapılan da budur. Bin 300’er kişiden oluşan dört tugay ile bin 700 kişiden oluşan bir başka kuvvet Şam Ordusu’na bağlandı. Yani yaklaşık 7 bin kişilik bir kuvvet söz konusu. Buna bin civarında kadından oluşan silahlı yapı da eklendiğinde yaklaşık 8 bin kişilik bir silahlı grup ortaya çıkıyor.
Hani bunlar Esad döneminde 100 bin kişiydi? Arap aşiretleri ve diğer unsurlar da toplandığında toplam mevcudun en fazla 20 bin civarında olduğu ortaya çıktı.
Sonuç itibarıyla YPG’nin feshedilmesi, çözüm sürecinin bir sonucu değil, Suriye’nin kendi iç dinamikleri içerisinde gerçekleşen bir entegrasyon faaliyetidir. Peki, bu durumda YPG gerçekten feshedilmiş midir? Komutanları hâlâ başlarında, birlik bütünlükleri korunuyor ve belki sadece üniformaları değişiyor. Buradan hareketle teröristler Mazlum Abdi, İlham Ahmed ve Rohilat Efrin’in üzerindeki “terörist” ibaresini kaldırmak, en basit ifadeyle saflık olur.
Bu hata daha önce terörist Sipan Hemo konusunda yapıldı. Aceleyle atılan adımların yanlışlığından dönmenin çok da kolay olmadığının binlerce örneği vardır.
İkinci önemli konu ise İsrail’in, bir gün önce Türk askerî unsurları tarafından denetlendiği söylenen Ebu-Zuhur Askerî Hava Üssü’nü bombalamasıdır. Üzerinden yaklaşık 12 gün geçmesine rağmen saldırının etkisi hâlâ devam ediyor.
Bu saldırı, Netanyahu’nun 27 Ekim seçimleri öncesinde yaptığı bir PR çalışması olarak değerlendirilebilir. Herhangi iki ülkenin yönetimi birbirini kamuoyu önünde düşmanlaştırırsa, siyasiler de bundan ülke menfaatlerinin ötesinde, şahsi siyasi çıkarları için nemalanabilir. İsrail’in saldırısı da bunun bir tezahürüdür.
İsrail’in ezeli düşmanı Esad’ın devrilmesinde ve yerine Şara’nın getirilmesinde İsrail’in emeği büyüktür. Bilindiği üzere, Şara’nın HTŞ’si harekete geçmeden önce güzergâh üzerindeki Halep, Hama ve Humus, bir hafta boyunca İsrail uçakları tarafından bombalandı. Şara, açılan bu yolu takip ederek bazı kaynaklara göre 70 pikapla Şam’a girdi.
Şara, kontrolü ele aldıktan sonra ülke içerisinde pek çok bölgeye müdahale ederken İsrail’in hamilik yaptığı Süveyda bölgesindeki Dürziler konusunda geri adım atmak zorunda kaldı. İsrail ayrıca Hermon Dağı’ndan çekilmeyeceğini açıkladı.
Hatırlarsak, Şara Şam’da kontrolü ele geçirdiğinde İsrail Savunma Bakanı Katz, Ahmed Şara’ya doğrudan seslenerek, “Şam’daki sarayında sabah uyandığında, Hermon Dağı’na bakıp İsrail ordusunu gördüğünde, sınırlarımızı korumak için burada olduğumuzu bileceksin.” demişti.
Geçen hafta iki ülke arasında Ürdün’de yapılan görüşmelerde İsrail’in Suriye’ye ağır şartlar içeren kırmızı çizgilerini ilettiği de biliniyor.
İsrail, aşırı dinci liderleri ve hükûmetleri sever. Çünkü mezhepçi bir anlayışla hareket eden bu yönetimler, ülkelerini 50-100 yıl geriye götürürler. 12 günlük İran Savaşı’nda da bunu görmüştük. İranlı bilim insanları ve üst düzey komutanları öldüren İsrail, mollalara dokunmamıştı.
Bu nedenle bu tür hükûmet ve liderlere yönelik İsrail söylemlerinin önemli bir bölümü siyaseten iç politikaya yönelik olarak değerlendirilebilir. Yoksa 2 bin kilometre uzaklıktaki İran’da istediği kişileri öldürebilen İsrail için 20 kilometre uzaklıktaki Şara’yı öldürmek ve Suriye yönetimini değiştirmek, takdir edersiniz ki, çok da zor bir eylem değildir.
Suriye’de taşların yerine oturması için en az 10 yıl gerektiği görülüyor. Bu süreçte bazı parçaların ayrılması sürpriz olmaz. Pastadan pay kapma derdinde olan Fransa ve İngiltere gibi ülkeler, önce ABD ve İsrail’in, daha sonra da Türkiye’nin bulunmadığı alanlarda hareket etmeyi denemelidirler.
Türkiye, İsrail’e kontrolü bırakmayan bir Suriye ve Şam Ordusu’nun gölgesinde yeniden yapılanmaya başlayan YPG konusunda her daim uyanık olmalıdır.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






