Bir dönem futbol maçlarında statları inleten bu eski tezahürat erkek dünyasının bitmek bilmez acılarının, tatmin olmaz duygularının yansıması mıydı? Ademoğlunun ruhu neden huzuru bulamadı? Hep muktedir iken nasıl oldu da hem muhteris hem mağdur oldu? Buyurun size, kısa yollu evrensel bir dram.
Yüce Yöney
Şu sıralar popüler filmlerden biri Hamnet. Shakespeare Ailesi’ni odağına alan bir roman uyarlaması. Yönetmeni daha önce Nomadland ile haklı bir sükse yapmış, ödüller almış Chloé Zhao. Her ne kadar aileye odaklanıyor desek de filmi taşıyan karakter Agnes Shakespeare, ailenin meşhuru William’ın karısı. Daha çok onun gözünden, onun hislerinden izliyoruz, büyük ölçüde onun macerasının peşindeyiz cümleten. Bu ay dağıtılacak Oscar ödüllerine birçok dalda aday olan filme dair fazla bir şey söylemeden Agnes karakterinin senaryodaki evriminin çağrışımlarından söz etmek istiyorum aslında. Film başta doğa ile iç içe, aykırı, ele avuca sığmaz, gücünü ormandan, doğadan, “cadılardan” alan bir Agnes gösteriyor bize, sonra hikâye ilerledikçe bir anlamda “evcilleşiyor.”
Bu değişim, uzun yıllar evvel, dönemin bilinen oyuncularından Audrey Hepburn ve Rex Harrison’ın performanslarıyla ve şarkılarıyla çok beğenilen, Oscarlar kazanan My Fair Lady filmini hatırlattı bana. Türkiye’de Benim Güzel Meleğim adının uygun görüldüğü filmde de Hepburn’ün canlandırdığı Eliza Doolittle karakteri büyük bir değişime uğruyordu. Hatta denebilir ki filmin konusu bu değişimdi. Kısaca hatırlatayım: Ukala ve kendini beğenmiş fonetik profesörü Henry Higgins, bir başka fonetik delisi Albay Pickering'e sokak ağzıyla konuşan, aşağı sınıftan Eliza’ya yüksek sınıfın ağzıyla ve telaffuzuyla konuşmayı öğretebileceğini, o kadar ki onu sosyeteye düşes gibi lanse ettiğinde kimsenin geldiği yeri anlayamayacağını iddia eder. Eliza fakir, Londra sokaklarında çiçek satan, inatçı, ağzı bozuk, şiveli konuşan bir kadındır. Farklı sınıftan, farklı cinsiyetten bu iki karakter arasındaki eğlenceli, çekişmeli ilişki ve malum iddia üzerinden ilerler film. Profesör de çiçek satıcısı düşes de başarıya ulaşır sonunda. O arada bir de aşk filizlenir tabiî. Tabiî diyorum, gösteri dünyasının genel tercihine uygun olduğu için.
1960’lı yılların en başarılı müzikallerinden biri olarak sinema tarihinde yerini alan filmde de tıpkı 60 yıl sonraki Hamnet filminde olduğu gibi kadın ehlileştirilmiştir. Hamnet’te karı-koca arasındaki ilişki bir anlamda, erkeğin eril tavrına rağmen nasıl uyumlanıyorsa, My Fair Lady’de de ikili arasındaki ilişki kadının erkeğin dünyasına kabulünün onaylanmasına ve kadının “daha gelişkin” cemaate uyum sağlamasına varır. Hollywood’a göre mutlu son budur.
Ancak gelin görün ki, My Fair Lady’nin dayandığı senaryo bir tiyatro metnidir aslında ve sonu farklıdır. George Bernard Shaw’un Pygmalion adlı tiyatro oyunundan uyarlanmıştır. Shaw oyunda filmdekinin aksine, sonunda Eliza ile profesörü bir araya getirmez. Eliza “yaratıcısıyla” beraber olmayı reddeder, kendi yolunu seçer. Kendi yarattığı kadına âşık olan Profesör Higgins Eliza’nın ona geri döneceğini düşünür belki ama oyun bu gerçekleşmeden biter.
Pygmalion’un dileği
Bu noktada oyunun ismine de değinmek gerekiyor elbette. Oyun ismini mitolojik bir hikâyeden alır: Kıbrıslı bir heykeltraştır Pygmalion. Anlaşılan sevgilisi yoktur. Hikâyenin farklı versiyonlarında farklı nedenlerle kadınlardan uzak durması gerektiğine kanaat getirir. Muhtemelen bu yüzden hayâlindeki kadını kendi yaratmaya karar verir ve gönlüne göre bir kadın heykeli yontar. Fildişinden yaptığı bu heykel hiçbir kadının erişemeyeceği güzelliktedir; en azından onun için. Tahmin edileceği gibi kendi yarattığı heykel kadına âşık olur. Sonra da tanrılardan, yüksek ihtimâlle tanrılar arasındaki işbölümü gereği Afrodit’ten aşkına kavuşabilmek için dilekte bulunur. “Bir kadın verin bana, elinizden gelir bu / Benzesin bu fildişi kadına, onun gibi olmasın / Yardımcım olsun.”
(Bu satırları okuyan, Türkiye’de yaşayan, belli yaşın üstündeki insanların aklına Orhan Gencebay’ın ünlü Batsın Bu Dünya şarkısının sözleri geliyordur şimdi: Ben ne yaptım kader sana / Mahkûm ettin beni bana / Her nefeste bin sitem var / Şikâyetim Yaradana)
Uzatmayalım; Afrodit Pygmalion’a istediğini verir. Bir gün heykelini öperken taş dudakların sıcak olduğunu fark eder. Önce inanamaz, sonra nabzını hisseder. Heykeli, aşkı canlanmıştır. O kadar ki daha sonra bir can da o doğurur. Oğullarına Pafos adını koyarlar.
Lilith’in tavrı
Madem mitolojiden, tanrılardan, efsane ve mucizelerden söz ediyoruz. O hâlde konunun özünü vurgulayacak hikâyeye bakmanın zamanı. Lilith’in hikâyesine. Lilith Âdem’in Havva’dan önceki eşi, ilk eşidir. Çeşitli dinlerin temel metinleri esas alındığında rahatlıkla söylenebilir ki, eğer Âdem ilk erkekse Lilith de ilk kadındır. Aralarındaki mesele de erkekle kadın arasında hâlen çözülememiş meseledir. Âdem üstünlük talep eder, Lilith o da nereden çıktı, aynı şekilde, aynı zamanda, eşit biçimde yaratıldık, daima eşitiz diyerek karşı çıkar. Bu itaatsizlik onun Cennet’ten kovulmasına yol açar. Âdem kendi kaburga kemiğinden yapılan Havva’yla evlenir. Lilith ise yeni doğan bebekleri yiyen bir mitolojik iblise dönüşür. Birçok efsanede Şeytan’la eşitlenir, hatta o Şeytan’dır. Farklı metinlerde, farklı efsanelerde olayı şekillendiren unsurlar değişir; ancak eşitlik isteyen Lilith’in kovulması, karalanması değişmez.
Uzun sözün kısası, genel bir eğilim olarak, erkek dediğimiz tür, her dönem dayanağı olmaksızın üstünlük iddiasındadır. Yanında yatanı kabullenmektense gönlünde yatanı gerçek kılmak ister. Kendine biat eden kadını. Gerçeklerle yüzleşip kadınların itaat etmeyeceğini anladığında da ya kendini yaralayarak ya taşları parçalayarak sorununu çözmeye çalışır. Ancak tarihe dikkatli bakarsak, bu erkeksi sorunun varlığı hâlen görülür.
(Gencebay’ın şarkısı bir tür ağızdan kaçırma gibidir: Ben mi yarattım, ben mi yarattım / Derdi, ıstırabı ben mi yarattım / Günah zevk olmuşsa, vefa yorulmuşsa / Düzen bozulmuşsa ben mi yarattım)
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





