Ana sayfa Haberler Deniz Güvenliği Birinci Dünya Savaşı’nda gemilerin rolü

Birinci Dünya Savaşı’nda gemilerin rolü

0

Tuğgeneral (E) Dr. Cihangir Dumanlı: Müttefik dahi olsa yabancı gemilerle deniz üstünlüğü sağlanması güvenilir bir strateji değildir

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve tarafların oluşmasında zamanın moda silahı zırhlı savaş gemilerinin (dretnot) önemli rolleri olmuştur.

Savaş öncesi Osmanlı Donanması
Yükselme döneminde Akdeniz’i bir iç deniz haline getiren Osmanlı Donanması, 19Uncu Yüzyılın başında (1827) Navaarin’de Rus, İngiliz, Fransız ortak donanması tarafından imha edilmiş, Ege’de deniz üstünlüğünü kaybedince Yunanistan’ın bağımsızlığını ve Ege’nin bu devletle ikiye bölünmesini kabul etmek zorunda kalmıştır.
Navarin’den sonra Padişah Abdülaziz döneminde (1861-1876) Osmanlı Donanması ve genel olarak denizcilik gücü güçlendirilmiş, İngiltere’den sonra dünyanın en güçlü deniz gücü olmuştur.
Abdülaziz 1876 yılında bir darbe ile devrilmiş, Abdülhamid aynı yıl iktidara getirilmiştir. Amcası Abdülaziz’in darbe ile devrilmesinde bahriye personelinin rolü olduğunu gören Abdülhamit (1876-1909) yeni bir darbe paranoyası ile donanmayı Haliç’e hapsetmiş ve çürümesine neden olmuştur. Bu nedenle 1897 Osmanlı-Yunan savaşında Donanma varlık gösterememiştir. Bundan sonra bir toparlanma dönemine girilse de yeterli olmamış, 1912 Balkan Savaşı’nda Hamidiye zırhlımızdan daha güçlü olan Yunan Averof zıhlısı sayesinde Ege’de üstünlük sağlayan Yunan Donanması’nın Doğu Ege adalarını işgaline engel olmamıştır.

Sultan Osman-Reşadiye
Denizde üstün olmamanın büyük kayıplara neden olduğunu gören Osmanlı İmparatorluğu, yaklaşan Dünya Savaşı öncesinde İngiltere’ye Sultan Osman ve Reşadiye isimlerinin verileceği iki büyük zırhlı gemi siparişi vermiştir. Hazine’de yeterli kaynak bulunmadığından bu gemiler için para toplamak üzere Donanma Cemiyeti kurulmuş, vatandaşların büyük özverileri ile iki geminin toplam bedeli olan 7,5 milyon sterlin imalatçı tersanelere (Wickers, Armstrong) ödenmiştir. Gemi komutanlıklarına Binbaşı Ahmet Vasıf ve Binbaşı Hüseyin Rauf (Orbay) atanmışlardır. Yapımı tamamlanan gemiler denize indirilirken yapılan törene Binbaşı Rauf Orbay’ın emrinde gemileri teslim almak üzere İngiltere’ye giden bin kişilik bahriye personeli de katılmıştır.
Söz konusu gemilerin Ege’de kuvvet dengesini değiştireceğini gören Yunanistan, bu gemilerin Osmanlı İmparatorluğu’na verilmemesi için İngiltere hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmuştur.
Donanma Bakanı Churchill’in anılarında anlattığına göre İngiltere, savaş çıktığı takdirde İngiliz tersanelerinde inşa edilen yabancı devlet gemilerine el koymayı planlamıştır.
Savaşın çıkmasından önceki hafta 28 Temmuz 1914’te Churchill ilgililere bir talimat vererek İngiliz tersanelerinde yapımı tamamlanmakta olan iki Türk gemisine nasıl el konulabileceğini incelemelerini istemiştir. Bu talimatı alan Denizcilik Lordu Amiral Moore yaptığı incelemede, söz konusu gemilere el konulması için yasal bir gerekçe olmadığını tespit etmiştir. Dışişleri Hukuk Bürosu, İngiltere resmen savaşta değilken böyle bir el koymanın yapılamayacağını, ancak savaşa girdikten sonra ulusal çıkarların hukukun önüne geçebileceği görüşünü bildirmiştir. 29 Temmuz 1914’te Churchill ilgili tersanelerden gemilerin tesliminin geciktirilmesini istemiştir. Savaşın Avrupa’da fiilen başladığı 1 Ağustos’ta Churchill, Deniz Kuvvetleri Komutanı’na verdiği seferberlik emrine, iki Türk gemisine el konulması talimatını da dâhil etmiştir. 3 Ağustos’ta da İngiliz Dışişleri Bakanlığı İstanbul’daki büyükelçisine gönderdiği talimatta iki gemiye el konulduğunu Osmanlı Hükümeti’ne bildirmesini istemiştir.
Böylece ümit bağlanan iki gemi alınamamış, parası da geri ödenmemiştir. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu büyük savaşa Ege’de Yunanistan’ın, Karadeniz’de Rusya’nın hâkim olduğu bir ortamda girmiştir. Bu durumun büyük sakıncaları savaşta görülecektir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun iki gemisini alamamasından yararlanan Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nden Missisipi ve İdeho adlı iki savaş gemisi satın almıştır. Bu iki gemi Ege’de üstünlük sağlayarak Kurtuluş Savaşımız sırasında Yunan Ordusu’nun denizden ülkemize kuvvet projeksiyonunda önemli rol oynamıştır. ABD bu iki gemiyi Yunanistan’a satarken Osmanlı İmparatorluğu’na gemi satmayı reddetmiştir.
Bu arada Rusya da Karadeniz’deki üstünlüğünü pekiştirmek maksadıyla Maria Katerina ve Üçüncü Aleksander isimli iki savaş gemisini inşa etmiştir.

Goben ve Breslau
Savaş yaklaşırken müttefik arayışına girişen Osmanlı yönetimi önce İtilaf Devletleri’ne (İngiltere, Fransa, Rusya) yanaşmış buradan yakınlık görmeyince 2 Ağustos 1914’te Almanya ile gizli bir ittifak anlaşması yapmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun insan gücünden, coğrafyasından ve padişahın Müslümanların Halife’si olmasından yararlanmak isteyen Almanya, Osmanlı ile ittifak yapmayı tercih etmiştir. Alman taarruzları eylül ayında batı (Fransa) cephesinde (Marn Nehrinde) duraksamış, Almanya bu sırada seferberliğini tamamlayan Rusya’nın doğudan taarruzlarına uğramıştır. Aynı anda iki cephede savaşmamayı öngören Alman Shilfen Planı uygulanamaz olmuştur. Bu nedenle Almanya, Osmanlı İmparatorluğu’na doğu cephesinde Rus Ordusu’nu oyalamak üzere bir an önce savaşa girmesi için baskı yapmıştır. İktidardaki İttihat Ve Terakki Partisi (İTP) liderleri (Talat, Enver, Cemal Paşalar) Alman yanlısı bir politika izlemektedirler. Padişahın ise gelişmelerden haberi yoktur.
Savaşın Avrupa’da fiilen başladığı 1 Ağustos 1914’de Enver Paşa, İstanbul’daki Alman Bütükelçisi Wangenhem ve Alman Askeri Misyon Başkanı Liman Von Sanders ile Alman büyükelçiliğinde bir toplantı düzenler. Bu toplantıda almanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir an önce kendi yanlarında savaşa germesini isterler. Ancak Karadeniz’de Rusya üstündür. Osmanlı savaşa girdiği takdirde deniz gücü bakımından takviye edilmelidir. Çare olarak Alman Akdeniz filosundaki Goben ve Breslau adlı iki geminin Karadeniz’e girerek Osmanlı Karadeniz filosunu güçlendirilmesine karar verilir.
Bu iki gemi Amiral Souchon komutasında Fransa’nın Afrika’dan Avrupa Cephesi’ne asker göndermesini önlemek görevi ile Akdeniz’de bulunmaktadır. Toplantıda alınan karar Almanya’ya bildirilir. Alman Deniz Kuvvetleri Komutanı, Amiral Souchon’a İstanbul’a gitmesini emreder. Souchon kömür ikmali yapmak üzere Missina-Sicilya Limanı’na girer.
Churchill, Goben’in takip edilmesini emretmiştir. Goben’in İstanbul’a gideceğini bilmeyen, doğuya dönüp Cezayir’i bombalayacağını düşünen İngiliz Akdeniz Filosu Komutanı yanlış bir kararla Goben’i iki gemi ile Boğaz’ın batısında bekler. Oysa Goben kömür ikmalinden sonra Boğaz’dan doğuya doğru, İstanbul’a hareket edecektir. İngiliz filosu takipte geç kalıca Goben ve Breslau, 6 Ağustos sabahı Çanakkale önüne gelir. Başkomutan Vekili Enver Paşa Alman gemilerin içeriye alınmasını, takip eden İngiliz gemilerinin alınmamasını emreder.
Osmanlı İmparatorluğu savaşta tarafsız kalacağını ilan etmiştir iki Alman gemisinin içeriye alınırken İngiliz gemilerinin alınmaması tarafsızlığın ihlalidir. İngiltere’nin ve Rusya’nın tepkisinden çekinen Sadrazam Said Halim Paşa, Alman Büyükelçisi’ne bu iki gemimin Osmanlı İmparatorluğunca satın alınmış gibi gösterilmesini ister. İki gemi 10 Ağustos’ta Çanakkale önüne gelir ve 14 Ağustos’ta Osmanlı İmparatorluğu bu iki gemiyi 80 milyon marka satın aldığını açıklar. Goben’e Yavuz, Breslau’ya Midilli isimleri verilir. Gemilere Osmanlı bayrağı çekilir, personelin kıyafetine Osmanlı bahriye üniformasına benzer şekil verilir. 15 Ağustos’ta gemiler Büyükada önlerindedir. Aynı gün Alman Amiral Souchon, Enver Paşa tarafından Osmanlı Donanma Komutanlığı’na atanır. Souchon, Alman Genelkurmayından aldığı talimatla eğitim maksadıyla Karadeniz’e çıkmak ister. Enver Paşa, Souchon’un tekifini kabul ederek Donanma’nın Karadeniz’e çıkmasına izin verir. Souchon komutasındaki Donanma 12 Ekim’de Karadeniz’e çıkar. Enver Paşa tarafından Donanma’ya, Rus Donanması’nı taarruz ederek Karadeniz’de “hâkimiyeti bahriyeyi” (deniz üstünlüğünü) sağlama görevi verilmiştir. Bahriye Nazırı Cemal Paşa gemi komutanlarına Amiral Souchon’un emirlerine uyulması talimatını vermiştir. Genelkurmay İkinci Başkanı Alman Bronzart Paşa, Alman Genelkurmayı’na gönderdiği mesajda Osmanlı Karadeniz filosuna Karadeniz’de deniz üstünlüğünü sağlamak maksadıyla Rus filosuna taarruz emri verildiğini, harekât zamanının Amiral Souchon’a bırakıldığını bildirir.
Donanma, 29 Ekim’de Rus limanları Odessa ve Sivastopl ile Kerç ve Novorosisk limanlarını bombalar, petrol ve tahıl ambarlarını imha eder.
Osmanlı İmparatorluğu, Fransa Cephesi’nde yenilen ve doğuda Rus taarruzlarına uğrayan Almanların baskısı ile Enver Paşa’nın da dahil olduğu bir oldu-bitti ile kendi inisiyatifi dışında ve erkenden (baharı beklemeden) fiilen savaşa girmiştir. Karadeniz bombardımanının ardından Rus orduları 1 Kasım’da sınırı geçerek Sarıkamış- Erzurum istikametinde taarruza başlamıştır. 5 Kasım’da ise İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük savaştaki ilk cephesi doğuda Rus Ordusu ile açılan Sarıkamış cephesidir. 3’üncü Ordu, donatım ve eğitim bakımından kış harekâtına hazır değilken kışın savaşa girilmesi büyük kayıplara neden olmuştur. Bu harekâtta 3’üncü Ordu’ya verilmek üzere Trabzon’a cephane ve kışlık donatım getiren yük gemilerinin Rus Donanması tarafından batırılması kayıpların artmasına neden olmuştur. Bu olay 29 Ekim bombardımanına rağmen Osmanlı Donanması’nın Karadeniz’de hâkimiyet sağlayamadığını göstermektedir. Osmanlı Donanması, İstanbul’dan Trabzon’a giden iki yük gemisini Rus Donanması’na karşı koruyamamıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nda Galiçya’dan Yemen’e, Kafkaslar’dan Makedonya’ya kadar geniş bir coğrafyada ve 9 ayrı cephede savaşan Osmanlı İmparatorluğu denizlere hâkim olmadığından denizyolu ile stratejik kuvvet kaydırmalarını ve lojistik desteği sağlayamamış bu da yenilgisinde önemli bir etken olmuştur.

Değerlendirme ve sonuç
Tarihin bize gösterdiği ders şudur:
Bir yarımada devleti etrafındaki denizlere hâkim olmak zorundadır. Aksi takdirde denizden gelebilecek istilalara karşı ülkesini uzaktan savunamaz, denizin sağladığı ulaştırma kolaylığı ve ekonomik kaynaklardan yararlanamaz.
Etrafındaki denizlere hâkim olamayan karadaki savaşı da kaybeder.
Denizlere hâkim olmanın tek vasıtası güçlü bir donanmadır.
Yeterli donanmaya sahip olmayan bir devlet yabancı gemilere muhtaç olur. Müttefik dahi olsa yabancı gemilerle deniz üstünlüğü sağlanması güvenilir bir strateji değildir.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.