Düşünün: Bir gün, karada karşılık bulamayan siyasi ve ekoomik modellerin, dalgaların üzerinde hayat bulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Hayal gibi gelebilir, ancak yüzen şehirler, konut gemileri ve hatta yapay buzdağları üzerine kurulu topluluklar artık yalnızca bilim kurgu romanlarının konusu değil. Bugün, deniz üzerinde kalıcı yaşam fikri, geleceğin toplumsal düzenine dair en heyecan verici sorulardan birini gündeme getiriyor: Bir gemi gerçekten devlet olabilir mi?
Bu sorunun peşine düşenler arasında, 2008 yılında Wayne Gramlich ve Patri Friedman tarafından kurulan Seasteading Institute öne çıkıyor. Patri Friedman, mevcut ulus-devletlerin yönetim üzerindeki tekelini sorgularken, hareketli platformların insanlara farklı yönetim ve ekonomik modeller arasında seçim yapma özgürlüğü sunabileceğini savunuyor. “Dinamik coğrafya” kavramı işte tam burada devreye giriyor: İnsanlar, mevcut bir devleti dönüştürmek yerine, kendi kurallarını belirleyen yeni topluluklara katılarak vergilendirme, düzenlemeler ve sosyal organizasyon gibi temel alanlarda farklı modelleri deneyebilecekler.
İlk “seasteading” projeleri, uluslararası sularda birleşerek şehirler oluşturacak modüler yüzer yapıları hedefliyordu. Ancak, mühendislik maliyetleri, bayrak devleti kuralları ve siyasi engeller nedeniyle bu projeler şimdilik sınırlı ilerleme kaydetti. Üstelik, denizler hukuken sahipsiz değil; bir gemi, taşıdığı bayrağın devletine tabi. Yani, denizde yaşamak fiziksel olarak devletlerden uzaklaşmak anlamına gelse de egemenlik açısından aynı şeyi söylemek kolay değil. Yüzen topluluklar hâlâ uluslararası hukuk düzeninin bir parçası.
Yine de, “exit” kavramı -yani hoşnutsuz olunan bir düzenden çıkış yapabilmek- denizde kalıcı yaşam fikrinin temelini oluşturuyor. Artan konut maliyetleri, arazi sıkıntısı ve sıkı düzenlemeler, az sayıda da olsa bazı insanları deniz üzerinde alternatif yaşam arayışına itiyor.
Bu arayış, zaman zaman sıra dışı boyutlara da ulaşıyor. 2024’te yazar Roko Mijic’in ortaya attığı “icesteading” konsepti, yapay buzdağları üzerinde yaşamı gündeme getirdi. Deniz suyundan üretilecek, yalıtılacak ve ekvatoral sularda konumlandırılacak bu buzdağları, konutlardan veri merkezlerine kadar farklı işlevlere sahip olabilecek. Enerji ihtiyacı ise yenilenebilir kaynaklardan sağlanacak. Henüz teorik olsa da bu fikir mevcut topraklar üzerinde mücadele etmek yerine yeni yaşam alanları yaratma arzusunun bir yansıması olarak nitelendirilebilir.
Bugün için denizde kalıcı yaşamın en somut örnekleri ise konut gemileri. 2002’de hizmete giren MS The World, birkaç milyon dolardan başlayan fiyatlarla satılan 165 özel konuta sahip. Geminin sakinleri, güzergâh belirlemeden, yıl boyunca gemide yaşamaya kadar birçok konuda söz sahibi. Yeni projeler, bu yaşam biçimini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Villa Vie Odyssey gibi girişimler, denizde sürekli ikameti daha erişilebilir hâle getiriyor.
Ancak, bu yaşam tarzı beraberinde bazı sınırlamaları da getiriyor: Sınırlı alan, denizcilik mevzuatı ve ikmal için limanlara bağımlılık gibi unsurlar hâlâ aşılması gereken engeller arasında. Daha da büyük düşünenler için, 1990’lardan bu yana gündemde olan Freedom Ship projesi var. 1,6 kilometre uzunluğunda, 80 bin kişilik dev bir yüzen şehir hayal edin. Eğitim kurumlarından hastanelere, ticari alanlardan stadyuma kadar her şeyin yer aldığı bu gemi, kendi başına bir toplum olmayı hedefliyor. Ancak, mühendislik, finansman ve hukuki engeller projenin önünde büyük bir set oluşturuyor.
Tüm bu girişimler, denizde yaşam fikrinin artık hayal olmaktan çıktığını gösteriyor. Gelişen teknolojiyle birlikte, kendi enerjisini, suyunu ve gıdasını üretebilen yüzen topluluklar, zamanla küçük devlet benzeri yapılara dönüşebilir mi? Yoksa bu projeler, sadece küresel zenginlerin ayrıcalıklı yaşam alanları olarak mı kalacak?
Asıl mesele şu: Bir topluluğun kendi kurallarını koyabilmesi başka, mevcut devletlerin bu topluluğu bağımsız bir siyasi yapı olarak tanıması bambaşka bir konu. Fırtınalar, ekonomik bağımlılıklar ve devletlerin düzenleyici yetkileri ortadan kalkmayacak. Yine de denizde kesintisiz yaşamın mümkün olduğu bir dünyaya doğru ilerliyoruz.
[Belki de önümüzdeki yüzyılda, insanlığın küçük ama büyüyen bir bölümü, karadan bağımsız, kendi kurallarını belirleyen yüzen topluluklarda yaşamayı seçecek. O zaman, “Bir gemi devlet olabilir mi?” sorusu yalnızca bir fantezi değil, yeni bir çağın başlangıcı olacak.
***
Milliyeti ne olursa olsun, Karadeniz’de hayatını kaybeden tüm masum denizcileri saygıyla anıyorum. Savaşın tarafı olmayan sivillerin hedef alınması, insanlığın geldiği noktayı sorgulatıyor. Peki, küresel ticaretin yükünü taşıyan bu insanların canı neden bu kadar değersiz? Savaşı başlatanlar ve sürdürenler, masumların kanından sorumlu olduklarını ne zaman kabul edecekler?
***
Ebedi Liderim Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” vizyonunun, tüm insanlığa daima ışık tutmasını diliyorum.
27 Eylül Preveze Deniz Zaferi ve Deniz Kuvvetleri Günü kutlu olsun.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





