Açılım süreçlerinin en önemli özelliklerinden birisi turnusol kâğıdı özelliği göstermeleridir. Ortası yoktur. Herkes tarafını net olarak göstermek zorundadır. Ya o taraftasındır ya da bu tarafta.
İlk çözüm sürecinde de böyleydi şimdi de böyle. O zamanlar da kamuoyu üzerinde baskı oluşturulmuş ve hatta sesini çıkartabilecek olan çok kıymetli askerler kumpas davaları ile tutsak edilmişlerdi. TSK’nın sesi bu vesileyle kesilmiş, ancak kendi personelini koruma ve haklarını aramak için çaba göstermekle meşgul olması sağlanmıştı.
O zamanki siyasî cephe AKPHDP (bugün DEM) ortaklığıydı. Karşı tarafta ise çok etkili muhalefet yapan MHP vardı. CHP ise Kılıçdaroğlu ile sürecin gizli ortağıydı. Akil adamlar heyetleri kurulmuştu, bunlar her gün televizyonlarda bu sürecin nasıl erdemli bir hareket olduğunu anlatıp karşısında olanları ağır şekilde suçluyorlardı. Sayın Cumhurbaşkanının sonradan tanımladığı gibi bu “entel danteller” karşı cephe oluşmasının önüne geçmek için ağır sözler söylüyorlardı. “Siz analar ağlasın mı istiyorsunuz?”, “Barışa karşı mısınız?”, “Silâhtan ve ölümlerden yana mısınız?”, “Kandan mı besleniyorsunuz?” o günlerden bugüne miras kalan söylemlerdir.
Bilinen, sürecin yaklaşık 8 yıl sürdüğüdür. O süreç öyle bir enkaz bıraktı ki, 794 şehit verilerek ancak yaraları kapatıldı. Yaraların izleri gün gibi ortada ve hiç kapanmayacak gibi duruyor.
İkinci sürece gelindiğinde siyasî cephelerde değişiklik oldu. Hem de beklenmedik şekilde. Bir önceki sürecin muhalefeti, Türk Milliyetçiliğini temsil ettiği iddiasında olan MHP karşı tarafa geçti hem de en iddialı söylemlerle. Öyle ki, teröristbaşını Meclis’te konuşma yapmaya davet edecek kadar. AKP 15 Temmuz sonrası Anayasa değişiklikleri ve tek adam hükûmet rejiminin vermiş olduğu özgüven ve rahatlıkla sürecin yine tarafıydı. HDP’nin adı DEM oldu ve bazı önemli aktörlerinin yerini başkaları aldı. Teröristbaşı ilk süreçte olduğu gibi yine ön plana çıktı, zamanlaması da manidardı, PKK ise yine hadsiz açıklamalar ile süreç içerisindeki yerini aldı.
Sürece karşı çıkanlardan bir tek İYİ Parti’nin Meclis’te grubu var. Diğerleri ya Yeniden Refah Partisi gibi Meclis’te tek başına grup kuramayan partiler ya da Zafer Partisi gibi henüz Meclis’e girememiş partiler. CHP mi? İlk süreçte neredeyse yine olduğu yerde.
Bu koşullar altında teröristlerin 30 kalaşnikofu yakmalarını yere göğe sığdıramayan şerefli(!) basın mensupları, MHP gibi bir partinin de aynı cephede olmasından aldıkları güçle süreç karşısında olan vatanseverlere karşı saldırılarını artırdılar. İktidarın mutlak gücü ile de bunu ölçüsüz ve sınırsız bir şekilde yapmaya başladılar. Bu saldırı sadece medyada değil “kula kulluk etmeyi marifet sanan” meczuplar vasıtasıyla sosyal medyada da devam etti.
Bu meczuplardan vatansever olan herkes nasibini aldı. Almaya da devam ediyor. Vatansever olmanın en büyük özelliklerinden biri bence vatan sevgisinin her türlü zorluğa karşı büyük bir mücadele gücü vermesidir.
Albay (E) Orkun Özeller davası bu durumun ve koşullarının bir sonucunun tezahürüdür. Vatanseverlerin PKK terör örgütü ile teröristbaşı alçak Öcalan’a ve onların emperyalist babalarına karşı boyun eğmeden duruşunun göstergesidir. Kadim Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti kimliğinden savrulmasına karşı savunulmasıdır, onurunun, şerefinin korunması çabasıdır.
Dava aslında kendi mecrasından çıkmıştır. İkinci süreçciler ve lidere itaat adı altında vatana ihanet edenler ile vatanseverlerin, korkaklar ile cesurların, emperyalistler ile Kuva-yı Milliyecilerin, mevzi arkasından sesini çıkarmayanlar ile yurtsever Türk milletinin sesi olanların davası olmuştur.
Dava bitmemiştir, devam etmektedir. Kula kulluk ile milliyetçilik de olmaz vatanseverlik de. Milliyetçi, vatan millet çıkarını her şeyin üstünde tutar. Herkes bu davada safını belli etmeli ve ona göre davranmalıdır. İleride Türk milletinin yüzüne nasıl bakacağının hesabını yaparak hareket etmelidir.
PKK terör örgütüdür, teröristbaşı cani alçak Öcalan eli kanlı teröristtir. Sayın Numan Kurtulmuş’un talep ettiği doğrultuda MGK karar alsa da bu gerçeğin ta kendisidir.
İlk süreçte, birilerinin keskin yanlışları nedeniyle devletin kaybettiği mevzileri geri almak için canını veren 794 kahraman şehidimizi rahmetle, o günleri yaşayan gazilerimizi ise minnetle anıyorum. Bu vesileyle bu derece acı sonuçlar doğuran hatalara bir daha düşülmemesini, benzeri bir durumla asla yüz yüze gelinmemesi için geçmişten ders alınmasının hayati önemi haiz olduğunun altını kalın kalın çiziyorum.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





