Ana sayfa Gündem Beş yüzyıl sonra Karayipler’den Somali’ye korsanlar

Beş yüzyıl sonra Karayipler’den Somali’ye korsanlar

0

Uluslararası Denizcilik Bürosu verilerine göre, bu yılın ilk 10 ayında kaydedilen korsanlık vakası 200’ün üzerinde. Bunlardan 80’den fazlası Somali ve Aden Körfezi açıklarında gerçekleşti ve bu saldırılarda çeşitli ülkelere ait 30’dan fazla gemi kaçırıldı.
Kaçırdıkları gemiler ve mürettebatları için milyonlarca dolar fidye talep ediyor korsanlar. Ellerinde tuttukları gemiler arasında iki de ticari Türk gemisi var. İlk kaçırılan “M/V Yasa Neslihan” adlı gemi, 20 kişilik mürettebatıyla Kanada’dan Çin’e demir cevheri götürüyordu. İkinci Türk gemisi ise Karagöl’dü, 14 Türk personeli bulunan geminin 4 bin 500 ton kimyasal maddeyle Hindistan’ın Bombay Limanı’na gittiği açıklanmıştı.
Her ne kadar Avrupa Birliği, korsanların saldırılarını gerçekleştirdiği Somali çevresine en az beş fırkateyn göndereceğini açıklasa ve ABD 5. Filo’nun yanı sıra yedi gemilik bir NATO filosu ile Rus firkateyni ve Hindistan gemileri devriye geziyor olsa da varlıkları korsanları durdurmaya yetmedi. Yalnız 14 Kasım’da, Rus ve İngiliz donanmalarına ait gemiler, Danimarka bandıralı bir gemiye saldıran korsan teknesine müdahale etti, iki Somalili korsan öldürüldü. Ancak bu ilk başarıya rağmen, üç gün sonra korsanlar istediklerini aldılar. Hintli yetkililer, içinde 18 Hintli denizcinin bulunduğu kargo gemisinin, fidye karşılığı serbest bırakıldığını açıkladı.

Biz onları çok önce çizgi romanlara ve Hollywood filmlerine hapsedip, korsan kelimesini bilinen anlamıyla tedavülden kaldırmıştık. Artık sadece kitaplar, cd’ler ve bilgisayar programları korsandı. Ama gel gör ki, o bildiğimiz deniz korsanları kitaplardan çıkıp tekrar ummana açıldılar, ticaret gemilerine saldırıp kaçırmaya, fidye almaya başladılar

Kuşkusuz modernize edilmiş korsanlar bunlar, ancak eylemlerinin tarihteki korsanların yaptıklarından pek farkı yok. Gerçi filmlerde ve çizgi romanlarda yaratılan tek gözü bantlı, kanca elli, tahta bacaklı karakterlere uymuyorlar, ama işin doğrusu, eski zamanlarda da bu tanıma uyan korsan bulunmuyordu.
Korsanlığın başlangıcı bir yandan deniz ticareti yapıp bir yandan karşılaştıkları gemilere el koyan Fenikelilere kadar uzanıyor. Ancak çeşitli maceralarıyla çocukluktan beri bizim belleğimizde yer edinen korsanlar daha çok XVI. ve XVII. yüzyıllarda yaşadı; en azından korsanların altın çağı bu dönemdi. Sömürgeci devletler, ki aralarında İspanya’dan Portekiz’e, İngiltere’den Hollanda’ya kadar birçok Avrupalı bulunuyordu, deniz üzerindeki rekabetlerini korsanlar aracılığıyla sürdürüyordu. Bir krala ya da hükümdara bağlı korsanlar kıyı kentlerini yağmalıyor, gemilere saldırıyor, ganimetlerin bir kısmını anlaşma yaptığı devlete veriyordu. Ancak yanlış anlaşılmasın, süreç yukarıdaki cümlenin çağrıştırdığı kadar al gülüm ver gülüm değildi. Mesela, Amerika kıtasının keşfinden sonra buraları yağmalayan İspanyollar diğer ülkeler hesabına çalışan korsanlar için cazip hedefler oluşturuyordu. Yani İspanyollar yeni kıtayı, başka devletlere bağlı korsanlar da İspanyol gemilerini yağmalıyordu. Karayipler çevresinde yoğunlaşan bu döneme korsanların altın çağı denmesi boşuna değil. Misal; ünlü korsanlardan Drake, İngiltere’ye 300 bin pound değerinde ganimetle varınca İngiltere kraliçesi kendisini taltif etmişti. Drake ve tayfasının bu işten kazancı, İngiltere tarafından pohpohlanmasının dışında 10 bin poundluk komisyon olmuştu.
Lakin İngiltere ve Fransa gibi korsanlarla anlaşıp onları kullanan ülkeler, giderek komisyoncularını kontrol etmekte güçlük çekmeye başladı. Ganimetlerin cazibesinin de etkisiyle bağımsız korsanların sayısı artınca kaçınılmaz sonuca hızla varıldı. Kendi çıkarları ile devletlerin çıkarı çatışan korsanlar meşruiyetlerini yitirmeye başladılar ve sonunda korsanlık yasadışı bir eylem haline geldi.Farklı korsan tiplerinin farklı tarzları vardı. Devletlerle el ele kol kola olan komisyoncular, saldırı için büyük gemileri kullanıyorlardı. Bağımsız, kanunsuz korsanlar ise hem ani ve sinsi saldırıları tercih ettiklerinden hem de Karayipler’in sığ ve kayalık sularında izlerini kaybettirebilmek için küçük teknelerle saldırıyorlardı.
Aralarında Oruç Reis, Barbaros Hayreddin, Turgud Reis, Piri Reis gibi ünlü denizcilerin bulunduğu Türk korsanlar da Osmanlı’yla işbirliği içindeydi. İlginçtir, çoğunlukla Akdeniz’de dolansalar da bir dönem İzlanda, Norveç ve Danimarka kıyılarına kadar gitmiş Türk korsanlar. Zaten korsanlık tarihi kurukafalı korsan bayrağının etrafında dönen efsanelerden tutun da kadın korsanlara kadar ilginç hikâyelerle dolu. Yine de hiçbiri, XXI. yüzyılda korsanlığın tekrar ortaya çıkışı kadar şaşırtmıyor insanı.

Yüce
Yöney
İSTANBUL