Baltık Denizi'nin su seviyesi tarihi düşük seviyeye indi. Araştırmacılar şimdi Kuzey Denizi'nden büyük miktarda tuzlu su girişi olmasını umuyor.
Ocak ayının başından bu yana İskandinavya üzerindeki yüksek basınç sistemi tarafından tetiklenen rüzgârlar Baltık Denizi'ndeki suyu Øresund, Büyük Kemer ve Küçük Kemer boğazlarından Kuzey Denizi'ne doğru itti. Leibniz Baltık Denizi Araştırma Enstitüsü Warnemünde'den jeobilimci Michael Naumann, Der Spiegel'e verdiği demeçte, “İsveç'in Landsort-Norra ölçüm cihazı, 1886'da kayıtların başlamasından bu yana en düşük seviyesine ulaştı” ifadelerini kullandı.
5 Şubat'ta, Stockholm'ün güneyinde su seviyesi ortalamanın 67 santimetre altında ölçüldü. 140 yılı aşkın süredir devam eden ölçüm serisinde, benzer şekilde aşırı değerlerin kaydedildiği sadece beş yıl oldu. En sonuncusu ise Mart 1980'de kaydedildi.
Baltık Denizi'nde işler yolunda gitmiyor
Baltık Denizi, daha tuzlu olan Kuzey Denizi'ne sadece dar bağlantılarla bağlı olan neredeyse tamamen kapalı bir iç denizdir. İçine akan birçok nehir nedeniyle, diğer denizlere göre önemli ölçüde daha az tuzludur. En kuzeyindeki Botni Körfezi gibi bazı bölgeler ise neredeyse tamamen tatlı sudan oluşuyor.
Aşırı avlanma, patlamamış mühimmatlar ve kirlilik, Baltık Denizi'ndeki bitki ve hayvanlara zarar vermeye devam ediyor. Komşu ülkelerdeki çiftçilerin on yıllardır tarlalarını aşırı gübrelemesi nedeniyle suda çok fazla besin maddesi bulunuyor. Bu da düzenli olarak alg patlamalarına yol açıyor. Algler öldüğünde, mikroorganizmalar onları parçalamaya çalışıyor. Bu da oksijeni tüketiyor ve oksijen diğer türler için kullanılamaz hale geliyor. Oksijen tükenmesi, özellikle Baltık Denizi'nin derin bölgelerinde yaygın olup, deniz tabanında geniş ölü bölgeler oluşmasına sebep oluyor.
Baltık Denizi'ne kıyısı olan ülkelerde uzun yıllardır sıkı çevre koruma düzenlemeleri yürürlükte olmasına rağmen, denizdeki ekolojik durumda iyileşme görülmüyor. Bu iyileşmelerin 2050 yılına kadar görünmeyebileceği de öne sürülüyor. Bununla birlikte, Kuzey Denizi'nden önemli miktarda oksijen girişi, deniz tabanındaki ayrışma süreçlerini hızlandıracağı için bunu daha erken ortaya çıkarabilir.







