Macaristan'da Viktor Orbán'ın 16 yıllık iktidarı sona erdi. Orbán'ın rakibi Péter Magyar, sadece seçimi kazanmakla kalmadı aynı zamanda partisinin anayasal çoğunluğu da elde etti. İronik şekilde hem Vladimir Putin hem de Donald Trump için oldukça önemli bir isim olan Orbán'ın bayraktarı olduğu Hristiyan popülist milliyetçilik de büyük bir darbe almış oldu.
Seçimlerden hemen önce kamuoyu yoklamalarında tablo netleşirken Macar bir analist şu cümleyi kurmuştu: “Tisza'ya oy vereceksiniz çünkü hayatınız berbat. Tisza kazandıktan sonraki gün de hayatınız berbat olmaya devam edecek. Orbán kazanırsa, hayatınız yine berbat olacak, ama Tisza kazandığından daha az berbat olacak.” Seçimlerin hemen ardından Macar para biriminin ve borsasının dikkat çekici yükselişi, bu kehaneti bir süreliğine unutturabilir ancak uzun vadede bir köşeye not edilmesinde fayda var.
Çiçeği burnunda Başbakan, sabık lider Orbán'ın savunduğu ‘illiberal’ demokrasi olarak tanımladığı Fidesz partisinden doğdu. Yolsuzlukla mücadele sözü ve AB bağlarını yeniden kurma sözü verirken, yine de muhafazakâr milliyetçiliğin daha yumuşatılmış bir versiyonunu sunduğu sıklıkla hatırlatılıyor.
Orbán'ın yenilgisi üzerinden dünyanın dört bir yanına dağılmış popülist liderlerin nasıl değiştirilebileceğine dair önemli dersler de çıkarılıyor. En önemli ders kesinlikle ekonomi alanında olmalı. Eğer ekonomik koşullar iyileştirilemezse iktidarda kalmak oldukça zor oluyor. Donald Trump’ın 2020’deki bir hayli tartışmalı ve günümüzde halen devam eden davalarla gündemden düşmeyen seçim yenilgisi de kovid pandemisinin küresel ekonomide bıraktığı hasarların ortasında gelmişti.
Küresel popülist liderlere pabuçlarını ters giydirebilecek kadar kıvrak zekâlı Süleyman Demirel’in “boş tencerenin götüremeyeceği iktidar yoktur” vecizesinin ne kadar işler bir kural olduğu da bir kez daha akıllara geliyor.
Doğru koşullar altında milliyetçi popülizm seçim sandığında yenilgiye uğrayabilir, ancak onunla mücadele sadece seçimle bitmemeli. Az önce de bahsettiğimiz gibi Donald Trump da 2020’de yenilmişti. Hollanda’nın sevimsiz politik figürü Geert Wilders’in telkinleriyle kurulan hükümet de seçimlerde yenilgi aldı ancak hâlâ anketlerde önde görünmeye devam ediyor. Brezilya’da Trump’ın yakın dostu Jair Bolsonaro da sandık yenilgisi aldı. Hatta seçimlerden sonra bir hayli kabarık dosyalarla mahkemeleri devam ediyor ama oğlunun bir sonraki seçimlere hazırlandığına dair haberler çıkmaya başladı.
Sağ popülist liderlerin bunu yaparken bu kadar rahat edebilmelerinin bir sebebi var elbette. Birinci neden maçı sürekli kendi sahalarında oynamaları. Tanıl Bora, Türkiye’deki sol partiler için “hep deplasmanda oynamak zorundalar” demişti. Küresel sağ popülist liderler de Bora’ya nazire yaparcasına “maçı” hep kendi seyircileri önünde oynatıyor. Orbán'ın en iyi yaptığı siyaset biçimi de buydu.
Orbán, 16 yıllık iktidarı boyunca ülkesini uluslararası aşırı sağ popülizminin merkezi haline getirdi. Aldığı seçim yenilgisinin bu yüzden uluslararası yankılarının da olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Avrupa Birliği içinde demokrasi ve otoriterlik arasındaki klasik ikiliğin dışına çıkan ve ikisi arasındaki çizginin geçilebileceği gri bir alan yaratan ilk lider olan Orbán, Polonya, Slovakya ve en sonunda Bulgaristan gibi ülkeler için bir öncü de olmuştu. Bulgaristan’da 19 Nisan’da yapılan seçimlerden büyük bir zaferle çıkan Ruman Radev, Orban’ın bıraktığı boşluğu doldurmayacak olsa bile ardılını aratmayacağı yorumları yapılıyor.
Ayrıca, Avrupa'daki aşırı sağ partilerin Brüksel'e karşı tutumunu değiştirmede de önemli bir rol oynadı. Brexit tartışmaları sırasında, tüm aşırı sağcı Avrupalı liderler Avrupa Birliği'nden ayrılmayı savundu. Orbán hiçbir zaman bu tavrı benimsemedi. Bunun yerine, Avrupa fonlarından faydalanmak için AB kurumlarını ele geçirmeye çalışırken, mülteciler ve Rusya ile ilişkiler gibi önemli konularda Birliğin pozisyonunu yönlendirmeye çalıştı.
Orbán, Avrupa'nın ötesinde, Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin ve Şili'deki aşırı sağ hareketler için de bir model hâline geldi. Sabırla kurduğu düşünce kuruluşları ve vakıflar ağı ile Atlantik ötesi bağlantıları sıkılaştırmasını sağladı. Ancak Orbán, Avrupa Birliği'ni de zayıflatmayı başardı; bu, Trump yönetimi altında Washington'ın Moskova ile paylaştığı stratejik bir hedefe de dönüştü.
Bir zamanlar saygın bir muhafazakâr düşünce kuruluşu olan ancak Anayasaya ve geleneksel muhafazakârlığa olan bağlılığı önemli ölçüde aşınan Heritage Foundation da aynı fikirde. Kuruluşun aykırı başkanı Kevin Roberts, 2024 yılında Orbán’ın Macaristan'ını “muhafazakâr yönetim için bir model” olarak nitelendirmişti.
Budapeşte’de iktidar değişiminin yansımaları nasıl olacak?
Seçimlerin galibi olan Péter Magyar, seçim zaferinin ertesi günü yani 13 Nisan'da yaptığı açıklamaya göre, Macaristan'ın görevden ayrılacak olan Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó, Avrupa Birliği yaptırımlarıyla ilgili belgeleri imha edilmesi talimatını verdi. Szijjártó, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından uzun süre kamuoyu önüne çıkmadı. Bazı “dikkatli” gazeteciler, eski Başbakan Viktor Orbán'ın yenilgiyi resmen kabul ettiği sırada yanında duran yetkililer arasında Szijjártó'nun bulunmadığını fark etmişti zaten.
Magyar, bir dille bu durumu iğneleyici bir dil kullanarak açıkladı, “Herkesi rahatlatmak istiyorum. Péter Szijjártó hayatta ve sağlıklı: bugün saat 10'da Rus bilgisayar korsanlarının yıllardır bulunduğu Dışişleri Bakanlığı'nda Eszter Gyarmati ile birlikte göründü. Şimdi yaptırımlarla ilgili belgeleri imha ediyorlar.”
Ukrayna’daki savaş Moskova’ya batıdaki en önemli müttefikini kaybettirmiş olabilir zira Orbán'ın geçmiş seçimlerinde gördüğümüz gibi açık bir Rus müdahalesi yoktu. Demografisini, enerjisini ve ordusunu Ukrayna’ya kanalize etmeyi tercih eden Putin, kötü şöhretli “troll” ordusunu Macaristan’a yönlendiremedi. Tıpkı Suriye, Venezuela ve İran’a yönlendiremediği gibi.
Orbán’ın oynamayı en sevdiği rol ise kuşkusuz “Batı medeniyetinin savunucusu” rolüydü. Macaristan'ın Orta Çağ'daki “Hristiyanlığın kalesi” (Antemurale Christianitatis) imgesine atıf yaptığı bu rolü oynamak Orbán’ın özellikle kırsal kesimdeki Macarları oy deposu hâline getirmesine yardımcı olmuştu.
Türk Devletleri Teşkilatları’ndaki tek Hristiyan üye devlet olarak gözlemci statüsü ise Macaristan’ın “tarafsızlık” anlatısını güçlendiren bir olgu. Magyar’ın bu olguya ne ölçüde ilgi göstereceği zamanla ortaya çıkacak ancak şu an bundan tamamen vazgeçeceğine dair bir işaret yok.
Macaristan’ın 1526 yılındaki Mohaç Meydan Savaşı’ndan 1941’de Sovyetler Birliği’ne karşı girdiği savaşa kadar ruh hâlinin benzer olması da Macar toplumunun neden sağ görüşlü siyasetçilere yakın durduğunu gösteriyor. “Terk edilmişlik” hissi, 2026 yılındaki bir seçim kampanyasında bile bazı siyasetçilere rahatlıkla alan açabildi. “Muhalefet Brüksel ajanı” veya “Orbán bir Rus yanlısı” söylemleri iki tarafının da sıklıkla başvurduğu sloganlar olarak kayıtlara geçti.
Tüm bunların üstüne Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Trianon Antlaşması’nın toplumda bıraktığı travmatik tahribat eklenince Budapeşte’nin dış politika tercihlerini ve stratejik ittifaklarını daha rahat anlayabiliriz.
Magyar, seçilmeden hemen önce, seçildiği takdirde ilk resmi ziyaretinin “bin yıllık Polonya-Macaristan dostluğu” adına Polonya'ya olacağını, ardından Viyana ve Brüksel'e gideceğini açıklamıştı. Dediğini de yapıyor. Tıpkı ailelerden kalan travmaların insanın bir ömür üzerinde yapışıp kalması gibi Macaristan gibi ülkelerde de aşılamayan tarihsel olayların travmaları yüzlerce yıl geçse de kalmaya devam ediyor.
Kendi döneminin büyük popülist siyasetçisi İngiliz Muhafazakâr Parti’sinden de milletvekilliği yapmış olan Enoch Powell, “Tüm siyasi hayatlar, mutlu bir dönüm noktasında yarıda kesilmedikçe, başarısızlıkla sonuçlanır” demişti. Orbán için de bu gerçek oldu. Günümüzde Avrupa’nın en uzun süre görevde kalan Başbakanı ağır bir seçim hezimeti yaşadı. Her ne kadar siyasete devam edeceğini söylese de en azından “mutlu dönüm noktasını” geçtiği gerçeğiyle yüzleşmeli.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





