7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen 36’ncı NATO Zirvesi, Avrupa’nın güvenliği açısından yeni bir boyuta geçildiğini gösterdi. ABD tarafından ortaya atılan “NATO 3.0” kavramı bu Zirve’de herkesin kabul ettiği bir yaklaşıma evrildi. Bu da Avrupa’nın yeniden silâhlanma anlayışını hızlandırması anlamına geliyor.
ABD’nin Avrupa kıtasından çekilme kararını hızlandırması Avrupa’yı pek çok açıdan zor duruma düşürebilir. Rusya’nın kara ordusunu Ukrayna’da bir bataklığa sapladığı doğru ancak uzun menzilli füzeler konusunda Avrupa ordularının çok ilerisinde olması ‘muhtemel’ bir savaşın, Baltık ya da Polonya sınırlarından çok Berlin, Paris, Brüksel ya da Roma’da yaşanması anlamına gelebilir.
Ankara'daki Zirve’de Avrupalı NATO üyeleri, 300 kilometreden 2 bin kilometrenin üzerine kadar uzanan menzillerde yer alan hedefleri vurabilen füzelerin geliştirilmesini hızlandırma konusunda anlaşmaya vardı. NATO bünyesinde bu kabiliyetlerin büyük bölümünü ABD sağlıyor ancak Washington'ın geri çekilmesiyle Avrupa, kendi füze kapasitesini oluşturmayı acil bir öncelik hâline getirdi.
Uluslararası medyada ortalama iki haftada bir çıkan “Rusya birkaç yıl içinde Avrupa’da bir ülkeyi işgal edebilir” açıklamaları, gerçekçi bir öngörüden çok Avrupa ülkelerinin savunmaya ayıracakları harcamaları kendi kamuoylarında ikna edici bir kaldıraç olarak kullanma çabalarından ibaret gözüküyor. Ancak ne olursa olsun silâhlanma kararının arkasında bu defa ciddi bir irade olduğu görülüyor. 8 Temmuz'da aralarında İngiltere, Fransa ve Almanya'nın da bulunduğu 12 NATO ülkesi, önümüzdeki on yılda ortak füze geliştirme projelerine 50 milyar dolar yatırım yapmayı öngören bir taahhüt imzaladı. Buna paralel olarak altı ülke de hava veya denizden fırlatılan sistemlere kıyasla daha düşük maliyetle ve daha büyük sayılarda konuşlandırılabilen karadan atılan füzelere yönelik ortak bir program başlattı.
Bunun dışında Almanya ile İngiltere arasında Ekim 2024'te 2 bin kilometrenin üzerinde menzile sahip gizli (stealth) kara konuşlu füzeler geliştirilmesi konusunda varılan anlaşma ise yavaş ilerliyor. Bu sistemlerin 2030'lu yıllardan önce hizmete girmesi beklenmiyor. Storm Shadow seyir füzesinin İngiltere-Fransa-İtalya ortaklığında geliştirilen halefi Stratus için de benzer bir takvim öngörülüyor. Yine yakın zamanda Eurosatory'de bin kilometre menzilli Land Cruise Missile (Kara Seyir Füzesi) sistemi tanıtıldı. Eski bir deniz konuşlu tasarımın uyarlanmasıyla geliştirilen sistem için ise Fransa Savunma Bakanlığı henüz üretim sözleşmesi imzalamadı. Hizmete giriş tarihinin en erken 2030 olması bekleniyor.
Kuzey Avrupa ülkeleri ise biraz daha öne çıkıyor. Küresel jeopolitik gerilimlerin merkezinde yer alan İsveç, Danimarka ve Finlandiya'nın Baltık ülkeleri, Benelüks ülkeleri, Polonya ve AB üyesi olmayan Norveç ile birlikte ortak savunma projelerine daha fazla önem verdiği ve Brüksel'de daha etkin rol üstlenmeye başladığı belirtiliyor. Özellikle güçlü savunma sanayisine sahip İsveç'in Avrupa savunmasının koordinasyonunda önemli bir aktör hâline gelebileceği ifade ediliyor.
Avrupa'nın en büyük iki ekonomisi olan Almanya ile Fransa arasında ciddi bir görüş ayrılığı ortaya çıkmış durumda. Avrupa'nın ortak savunma yapısının temelini oluşturması beklenen bu iki ülke arasındaki güven ilişkisi giderek zayıflıyor.
Avrupa savunma entegrasyonunun vitrini olarak görülen Geleceğin Muharebe Hava Sistemi (Future Combat Air System – FCAS) projesi oldu. Fransa ve Almanya'nın ortak savaş uçağı geliştirmesini hedefleyen ve İspanya'nın da katıldığı proje, Avrupa'nın ulusal sanayi rekabetini ortak bir hedef doğrultusunda aşabileceğinin sembolü olarak görülüyordu. Ancak projenin haziran ayı başında başarısızlığa uğraması, Avrupa savunma sanayisindeki parçalanmanın yeniden güç kazandığını ve ortak savunma girişimlerinin en çok ihtiyaç duyulduğu dönemde işbirliğini zorlaştırdığını ortaya koydu.
Avrupa’da bu gelişmelerin yaşanmasının tek sebebi ABD’nin Avrupa’dan çekilecek olması değil. ABD’nin kendi füze stokları da ciddi anlamda azalmış durumda. Zira İran Savaşı’nın beklenilenden uzun ve yıpratıcı sürmesi hem İsrail hem de ABD açısından oldukça olumsuz sonuçlar doğurdu. ABD'nin İran'la savaşının ilk günlerinde binden fazla Tomahawk füzesi kullandığı, bunun ülkenin toplam stokunun yaklaşık dörtte birine karşılık geldiği belirtiliyor. Bu stokların yeniden doldurulmasının ise dört yıl kadar sürebileceği öne sürülüyor.
“Rusya'ya karşı savaşa hazır olmalıyız”
Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Christian Freuding, NATO'nun ortak istihbarat değerlendirmelerine göre Rusya'nın 2029 yılına kadar bir NATO üyesine saldırabilecek kapasiteye ulaşabileceğini düşünerek Almanya'nın olası bir tehdide karşı hazırlıklarını hızlandırması gerektiğini söylüyor. Bunu düşünen ve söyleyen tek kişi Korgeneral Freuding değil.
Freuding sadece bunu değil aynı zamanda yukarıda da bahsedildiği gibi Almanya'nın yalnızca uzun vadeli savunma projelerine güvenemeyeceğini de vurguluyor. “Hazırlıklı olmalıyız. Savaşmaya hazır olmak zorundayız” derken sadece füze sistemlerinin üretim takviminden bahsetmiyor. Aynı zamanda âni bir durumda nasıl karşı konulacağını da kamuoyu önünde tartışmaya açmak istiyor. Veya sadece Avrupa toplumunu ‘tetiklemeyi’ amaçlıyor. Avrupalı savunma yetkilileri de Rusya'nın önümüzdeki birkaç yıl içinde askerî kapasitesini yeniden inşa ederek NATO toprakları için doğrudan konvansiyonel bir tehdit oluşturabileceği değerlendirmesinde Korgeneral ile hemfikir. Onlar da İttifakın 32 üyesi gibi Rusya'nın 2029'a kadar bir NATO ülkesini işgal edebilecek askerî kapasiteye ulaşabileceği düşünüyor.
Anlaşılabileceği gibi 2029 yılı, Avrupa'nın savunma hazırlığı, mühimmat üretimi ve askeri kabiliyetlerindeki eksiklikleri gidermesi gereken kritik eşik olarak görülüyor. Avrupalı liderlerin, bakanların ya da askerî yetkililerin zaman zaman ortaya çıkarak ortaya attığı açıklamaların ucu açık iplerini birbirine bağladığımız zaman gerçekten de 2029 yılına ulaşabiliyoruz.
Rusya konusunda ‘ürkütücü’ açıklamalar yapanlara ünlü satranç oyuncusu ve aynı zamanda Rus olan Garry Kasparov da katıldı.
Rus muhalif siyasetçi ve eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna ile barış anlaşmasına yanaşmayacağını ve eylül ayındaki parlamento seçimlerinin ardından savaşı tırmandırabilecek yeni adımlar atabileceğini söyledi. Kasparov, Moskova'nın NATO'nun kararlılığını sınamak amacıyla Baltık ülkelerine yönelik sınırlı bir askerî provokasyona yönelebileceği uyarısında bulundu.
“Putin kendisini her sıkışmış hissettiğinde gerilimi artırdı. Bunun en doğal yolu da yeni bir provokasyondur” diyen Kasparov, Moskova'nın olası hamlesi olarak NATO'nun doğu kanadındaki Estonya veya Letonya gibi ülkelerde sınırlı bir askerî operasyon düzenleyerek ittifakın, özellikle de ABD'nin nasıl karşılık vereceğini test etmek olabileceğini gösterdi. Avrupa Birliği'nin yaptırımları daha da sertleştirmesi ve Rus vatandaşlarına yönelik turistik vizeleri durdurması çağrısında da bulunan Kasparov, Ukrayna'nın Rusya içindeki askerî ve enerji altyapısına düzenlediği saldırıların Kremlin üzerindeki ekonomik baskıyı artırdığını belirtti.
Son dönemde üst düzey bir Avrupalı diplomata, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi'nden kendisi açısından çıkarılacak en önemli sonucun ne olduğunu sorduğumda, hiç tereddüt etmeden şu yanıtı verdi: “Bu, tüm Avrupalı liderlerin ilk kez tek bir grup olarak hareket ettiği zirveydi. Hiçbiri safları bozup Donald Trump'ı memnun etmek için aşırı çaba göstermedi.”
Bu değerlendirme, uzun yıllardır ABD'nin askeri korumasına bağımlı olan Avrupa ülkelerinin nihayet ortak hareket etmeye başladığı izlenimini verebilir. Ancak ortaya çıkan bu yeni birlik görüntüsü, Avrupa'nın güçlü ve ortak bir savunma sistemi oluşturma konusunda aynı kararlılığı gösterdiği anlamına gelmiyor.
Yakın tarihlerde Avrupa’nın en büyük medya kurumlarından biri olan Axel Springer Grubu’na bağlı muhabirler, son zamanlarda peşi sıra yapılan olası Rus saldırısı beyanlarına uygun olarak bir tür “askerî geziye” çıkarıldı. Muhabirler, askerî rehberler eşliğinde Avrupa'nın doğu sınırındaki üç hassas bölgeye; Finlandiya'nın Rusya ile olan ormanlık sınırına, Polonya'nın Kaliningrad ve Belarus ile olan tahkim edilmiş sınırına ve Litvanya'nın Suwałki Geçidi yakınlarındaki savunmasız bölgesine giderek, NATO'nun ‘cephe hattındaki’ devletlerinin Moskova'nın ittifaka saldırması olasılığına ne kadar hazır olduğunu yerinde inceledi.
Geziye katılan muhabirlerin gözlemlerine göre Avrupalılar artık Washington’ın bazı şeyleri halletmesini beklemeyecekler. Rusya'ya sınırı olan NATO üyesi ülkeler tahkimatlar inşa ediyor, rezervlerini genişletiyor, tanklar ve insansız hava araçları satın alıyor ve herhangi bir çatışmanın ilk günlerinde büyük ölçüde yalnız başlarına savaşmak zorunda kalma olasılığına ABD’yi hesaba katmadan hazırlanıyor.
Finlandiya, Polonya ve üç Baltık ülkesi, karada kullanılan anti-personel mayınları yasaklayan Ottawa Sözleşmesi'nden geçen yıl çekilmişti. Bu ülkeler şimdi de savunma kuvvetlerinin önümüzdeki aylarda anti-personel kara mayınları satın almayı planladığını doğruluyor. Finlandiya aynı zamanda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ülkesinin nükleer caydırıcılığını diğer Avrupa ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletme önerisi hakkında Paris ile görüşmeler yapıldığını da kabul etti.
NATO'nun doğu kanadındaki en büyük ülke ve GSYİH'deki payı bakımından ittifakın en büyük savunma harcaması yapan ülke olan Polonya; ABD ve Güney Kore'den hazır tanklar, piyade savaş araçları, destek araçları ve roket topçu sistemleriyle cephaneliğini yenilemeye ve genişletmeye çalışıyor. Hâlihazırda ABD ve Türkiye’den sonra NATO’nun en büyük üçüncü ordusu olan Polonya, Soğuk Savaş sırasında Batı Almanya’nın NATO içerisinde oynadığı rolü üstlendi. Artık var olmayan bir ülke olan Batı Almanya, bir zamanlar Varşova Paktı'na karşı NATO'nun konvansiyonel kalesi olarak görev yapıyordu.
Polonya Başbakanı Donald Tusk’ın “Doğu Kalkanı” ismini verdiği proje de bu role uygun olarak Varşova'nın Moskova'nın yakın müttefiki Belarus ile 800 kilometrelik sınırındaki ve Polonya, Litvanya ve Baltık Denizi arasında sıkışmış, yoğun askerî varlığı olan Rus toprağı Kaliningrad'daki savunmasını güçlendirme girişimi olarak ortaya atıldı.
“Doğu Kanat Caydırıcılık Hattı” olarak da bilinen bu hat, Finlandiya'dan Romanya'ya kadar uzanacak şekilde planlandı. İzmir'deki NATO Kara Komutanlığı'nda operasyonlardan sorumlu Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Thomas Löwin, ittifakın sınır ülkelerinde çok daha büyük silah, mühimmat ve teçhizat stokları oluşturacağını ve Rus güçlerini herhangi bir saldırıda erken durdurmaya yardımcı olmak için sensörler ve robotize silahlardan oluşan bir “otomatik bölge” kuracağını söylemişti.
Avrupa'da savunma alanındaki gelişmeler büyük bir hızla ilerlerken, harcanan kaynakların büyüklüğü de dikkat çekiyor. Avrupa ülkeleri, bugün yaklaşık 35 yıl sonra adeta sıfırdan yeniden silahlanıyor. NATO verilerine göre Avrupa'daki üye ülkeler ile Kanada'nın 2025 yılı savunma harcamaları, bir önceki yıla göre yüzde 20 arttı. Ancak bu hızlı büyümenin, güçlü şirketlerin ve ulusal hükümetlerin desteğini alan savunma sanayi devlerinin pazarı domine ettiği düzensiz bir rekabet ortamına dönüşmesi riski bulunuyor.
Sorunlar detaylara mı gizlendi?
Ankara’daki NATO Zirvesi’nin ilk bakışta verimli geçtiği söylenebilir. Ancak detaylara bakıldığında bazı sorunların varlığı gizlenemiyor.
Zirve’nin sonuç bildirgesinde gelecek yaz düzenlenecek zirvenin tarihi belirtilmedi. Zirve aynı zamanda verilen olumlu mesajlara ve birlik görüntüsüne rağmen NATO içinde daha temel bir görüş ayrılığını da gözler önüne serdi. Son yıllarda özellikle savunma harcamalarının artırılması konusunda önemli ilerleme sağlanmış olsa da ittifak üyeleri bu harcamaların nihai amacının ne olması gerektiği konusunda ortak bir görüşe sahip değil.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin yönetim tarzı ittifak üyeleri tarafından hoş karşılanmıyor. Rutte'nin göreve başlamasından bu yana Kanada ve Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını toplam 1,2 trilyon dolar artırma taahhüdünde bulundu. Almanya'nın yalnızca 2027 yılında savunmaya yaklaşık 125 milyar dolar ayırmayı planladığı, Polonya'nın ise savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 5'ine çıkarmayı hedeflediği ifade ediliyor. Avrupa ülkeleri artık kendi askerî kabiliyetlerini geliştirme konusunda daha ciddi adımlar atıyor. Ancak silâh tedariki, bütçelerin paylaşımı ve ulusal savunma sanayilerinin korunması gibi konularda görüş ayrılıkları sürüyor. Avrupalı liderler uzun yıllardır savunma harcamalarını artırmalarının ABD'nin Avrupa'daki askerî varlığını azaltmasına yol açabileceğinden endişe ediyordu. Rutte ise bunun tam tersini savunuyor. Ona göre daha fazla savunma harcaması yapmak, Avrupa'nın iyi niyetini göstererek ABD Başkanı'nı Amerikan askerlerini kıtadan çekmeme konusunda ikna edebilir.
Fransa, Avrupa'nın ABD'den daha bağımsız hareket etmesi gerektiğini savunan “stratejik özerklik” fikrini, bu düşüncenin Avrupa'da henüz yaygın kabul görmediği yıllardan beri dile getiriyor. Öyle ki bu fikir artık Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un kişisel düşüncelerinden çok Fransa devletinin gayrı resmî görüşü hâline gelmeye başladı. Elbette Avrupa’da da Fransa gibi düşünenlerin sayısında ciddi artış olduğu gerçeği de göz ardı edilmemeli.
Avrupa’nın yeniden silâhlanma kararı “bu defa” gerçekten ciddi görünüyor.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






