Ana sayfa Editörün Seçtikleri Avrupa jeopolitiğinde hareketli dönem

Avrupa jeopolitiğinde hareketli dönem

0
Avrupa

Avrupa Birliği (AB) stratejik pusulasını belirleme çabalarına devam ediyor. Ancak bu pusulanın istikrar bulması zaman alacak. AB, Biden sonrası dönemde ABD ile Transatlantik ilişkileri restore etme konusunda oldukça iştahlı bir görüntü sergiliyor, ancak Çin’e karşı ihtiyatlı

ABD meseleye pragmatik yaklaşıyor. Malûm ABD’nin önceliği Çin, bu nedenle Avrupalı müttefiklerinin Rusya’ya karşı daha iştahlı ve agresif bir tutum sergilemesini bekliyor ve de müttefiklerini hadise bazlı test etmekten geri kalmıyor.

Geçen ay yaşanan Ukrayna krizine bu zaviyeden bakmak isabetli olacaktır. ABD her ne kadar Ukrayna üzerinden Rusya’yı sıkıştırmak istese de Rusya’nın sergilediği kararlı duruş nedeniyle hadisenin sıcak bir çatışmaya evrilmesini göze alamadı, geri adım atarak Karadeniz’e göndermeyi planladığı iki savaş gemisini geri çekti. Buna karşın NATO üzerinden Avrupalı müttefiklerini Karadeniz’e kanalize etmeyi başardı. Başta İngiltere olmak üzere Fransa, İspanya ve Almanya askeri unsurları Karadeniz’deki faaliyetlerini artırdı. Bu dönemde ülkemizde de anlamsız bir Montrö tartışması yaşandığını hatırlatalım ve altını çizelim, stratejide tesadüflere yer yoktur.

Avrupa jeopolitiğinde yaşanan dinamik olaylara dönelim. AB son dönemde ABD ile ilişkileri restore etme bağlamında Rusya’ya karşı gayretlerini artırıyor izlenimi veriyor. Esasen bunu gerçekten Rusya’yı bir tehdit olarak gördüğünden mi yapıyor, yoksa ABD’nin gazını almak için “yapıyormuş gibi mi davranıyor” bu baktığınız optiğe göre tartışılır.

Artan askeri faaliyetler neyin habercisi?
On NATO üyesi ülkeden on beş savaş gemisi ve çok sayıda savaş uçağının katılımıyla İskoçya, Norveç ve Kuzey Kutbu Bölgesi’nde deniz boyutunda İttifakın en büyük füze tatbikatını yapan NATO, aynı anda Balkanlar’da devasa bir güç projeksiyonu eşliğinde önemli bir müşterek tatbikat düzenliyor. Şüphesiz bu tatbikatların adresi Rusya. Esasen ABD’nin Rusya’ya karşı NATO’yu bir manivela olarak kullanarak, Avrupalı müttefikleri üzerinden vites yükselttiğini açıkça görüyoruz.

Rus diplomasisi maharetlerini sergiliyor
Gelişmeleri takip eden Rusya’nın tutumu dikkat çekici. Rusya askeri boyutta atılan her adıma aynıyla mukabele ediyor, etki-tepki prensibini gözetiyor. Diğer yandan sofistike Rus diplomasisi maharetlerini sergilemekten geri kalmıyor. Son dönemde ABD/NATO’nun Kuzey’de faaliyetlerini artırması üzerine mayıs ayı ortasında konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Batı ülkelerini, küresel ısınmayla daha erişilebilir hâle gelen Kuzey Kutbu’nun küresel bir rekabet alanı hâline gelmesi olasılığına karşı uyardı.

“Uzun zamandır buranın bizim toprağımız olduğu, bizim bölgemiz olduğu herkes için kesinlikle açık. Şimdi de Arktik kıyılarının güvenliğini garantiye almak bizim sorumluluğumuz,” ifadelerini kullanan Lavrov, “NATO, Kuzey Kutbu’na ilerlemesini haklı çıkarmaya çalıştığında, bu biraz farklı bir durum oluşturuyor ve bizim burada, NATO’nun Kuzey Kutbu’na gelmesi ihtiyacını haklı çıkarmaya çalışan Norveç gibi komşularımızla sorularımız var” açıklamasını yaptı. Son kertede, Rusya hükümetinin diğer ülkelerin Moskova’ya yönelik tutumlarını dikkate alarak hazırladığı “hasım ülkeler” listesini onayladığını, listede ABD ve Çekya’nın yer aldığını ancak ilerleyen dönemde başka ülkelerin de bu listeye eklenebileceğini belirtelim.

AB’den Çin’e yeni strateji hamlesi
Mevcut konjonktürde ABD, Avrupalı müttefiklerinden Çin’e karşı da somut adımlar atmasını bekliyor. AB’nin de zaman zaman üzerindeki baskıyı hafifletmek üzere taktik hamleler yaptığını görüyoruz.

Misal, Çin ile akdettiği yatırım anlaşmasının onay sürecini askıya alan AB, Çin’e olan bağımlılığını azaltmak amacıyla yeni bir sanayi stratejisi açıkladı. Covid-19 salgını sonrası güncellenen plan, salgın sürecinde tedarik zincirindeki daralma nedeniyle temininde güçlük çekilen batarya/pil, ecza bileşenleri, hidrojen ve yarı iletkenler gibi hammaddelerde yeniden güçlük yaşanmaması için tedbirler gündeme getiriliyor. Burada dikkat çeken konu ise kapsanan 137 ürünün yarısının Çin’den temin edilmesi.

Planda AB’nin arz ve talebi çeşitlendirerek mümkün olduğunca farklı ticaret ortaklarına dayalı bir yöntem izlemesi ve anonim şekilde hareket etmesini de içeren önlemler sıralanıyor. Stratejinin ana hedefi olan ithalat bağımlılığını azaltması amacıyla “Avrupa’nın Ortak Çıkarlarının Önemli Projeleri (IPCEI)” bağlamında AB hükümetlerine kolay fon aktarımı ve firmalar için tasarımdan üretime birçok farklı projede birlikte çalışma imkânı sunulması öngörülüyor. AB’nin kıta Avrupası’nda Çin’in ekonomik etkinliğini dizginlemek istediğini görüyoruz.

G7 ülkelerinden, Rusya ve Çin’e mesajlar
Mayıs ayında Londra’da bir araya gelen ABD, İngiltere, Fransa, Kanada, İtalya, Almanya ve Japonya Dışişleri Bakanları ile ev sahibi İngiltere’nin davetlisi olarak katılan Avustralya, Hindistan, Güney Kore ve Güney Afrika Cumhuriyeti dışişleri bakanları iki yıl aradan sonra ilk defa yüz yüze temaslarda bulundu. G7 ülkeleri toplantı sonrasında yayınladıkları ortak bildiri ile Rusya ile ilişkilere ve Çin’e temas etti.

Bölgesel krizler ve iklim değişikliği, silahların kontrolü, silahsızlanma ve silahların yayılmasının önlenmesi, barışçıl, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve Kuzey Kutup Bölgesi’nde çevreyi koruma gibi ortak menfaat teşkil eden sorunların çözümü konusunda Rusya ile etkileşimde olmaya devam edileceği vurgulanan raporda, “Rusya ile istikrarlı ve öngörülebilir ilişkilere ilgi duyulduğu” ifade edildi.

Uluslararası düzeni tehdit eden Rus davranışlarının caydırılması
G7 ülkelerinin, siber alan güvenliği ve dezenformasyon dâhil olmak üzere, kurallara dayalı uluslararası düzeni tehdit eden Rus davranışlarının caydırılması için müşterek hareket edileceğini belirtmesi oldukça önemli. Nitekim Rusya’nın küresel ve önemli bir platform olan G7 marjında da hedef alındığı görülüyor.

Öte yandan Rusya yönetimine Ukrayna sınırında ve Kırım’da “gerilimin hafifletilmesi” için önlem alma ve “askerlerini geri çekme” çağrısında bulunan G7 ülkeleri, Normandiya sürecini desteklediklerini vurgulayarak, “yaptırımları uygulamaya koyma niyetindeyiz ve yaptırımların süresinin, Rusya’nın Minsk Anlaşmaları kapsamındaki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesine ve Kırım’ın Ukrayna’ya iade edilmesine bağlı olduğunu hatırlatırız” ifadelerini kullandı.

Yine yeniden Çin…
G7 toplantısında Çin’in insan haklarını ihlâl etmekle suçlanması, Rusya ile birlikte Çin’in eş zamanlı olarak kadraja alındığını gösterdi. Ortak açıklamada Çin’in “keyfi, mücbir ekonomik politikaları ve uygulamaları” eleştirilirken ve Çin’e uluslararası ticaret kurallarına ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygı duyma çağrısı yapılması dikkat çekti.

Her ne kadar toplantıda ABD, Çin’in artan ekonomik ve siyasi pozisyonuna karşı daha güçlü bir duruşta ısrarcı olsa da diğer G7 ülkelerini ikna edemedi. Nitekim G7 ülkeleri, Çin’in Uygur Türklerine karşı eylemlerine karşılık olarak sadece “zorla çalıştırma” konusunda taahhütte bulunmayı kabul etti.

ABD’nin Ukrayna’ya verdiği desteği göstermek amacıyla, Dışişleri Bakanı Blinken’in G7 toplantısının hemen ardından iki günlük ziyaret için başkent Kiev’e gittiğini hatırlatalım. G7 toplantısının İngiltere’nin AB’den ayrılışının ardından “küresel” etkinlik iddiasını göstermesi bakımından da dikkat çektiğini vurgulayalım. Ancak…

İskoçya’dan bağımsızlık referandumu hamlesi
Brexit sonrası attığı çok boyutlu siyasi, ekonomik, savunma ve güvenlik hamleleri ile proaktif tutum sergileyen İngiltere, özgül ağırlığı yüksek bir ülke gibi hareket etmeye çalışıyor. Geleneksel diplomasisinin inceliklerini sergilemeye çalışan İngiltere’nin defoları ise gözden kaçmıyor. Lâkin sıklıkla vurguluyoruz, İngiltere’nin yumuşak karnı İskoçya…

Mayıs ayında İskoçya’da yapılan seçimlerde arka arkaya dördüncü zaferini kazanan İskoç Milliyetçi Partisi’nin lideri Nicola Sturgeon, pandemi sonrasında bağımsızlık referandumu düzenleyeceğini açıkladı. Hatırlatalım, 2014’te yapılan referandumda hayır sonucu çıkmıştı, lâkin İngiltere’nin AB’den ayrılması nedeniyle bu kez sonucun farklı olması yüksek olasılık olarak görünüyor.

Referandum meselesi Britanya’da daha çok tartışılacağa benziyor. Nitekim Birleşik Krallık yasalarına göre de referandum için başbakanın onayı gerekiyor. İngiltere Başbakanı Boris Johnson, referandum seçeneğinin ancak her nesilde en fazla bir kez kullanılabilecek bir kart olduğunu belirterek karşı çıkıyor. Buna karşın Birleşik Krallık hiyerarşisinde “İskoçya Birinci Bakanı” olarak belirtilen İskoçya lideri Sturgeon ise seçim sonuçlarının kendisine referandum için hak ve yetki sağladığını ileri sürüyor.

“İskoç halkı iradesini net şekilde ortaya koymuştur” diyen Sturgeon, referandumu Başbakan Boris Johnson’ın değil ancak mahkeme kararının durdurabileceğini savunarak, Johnson’ın “Ülkemizi parçalamak istiyorlar” söyleminin sorumsuzca olduğunu vurguluyor.

Genel görüntü, Brexit sonrası kendisine yeni bir rota çizen İngiltere’nin, 314 yıldır Birleşik Krallık içerisinde yer alan İskoçya’yı daha fazla Birlik içinde tutamayacağı şeklinde. Zira İskoç halkı Brexit sürecinde AB üyeliğinden çıkmak istemediğini ortaya koymuştu. Seçimleri dördüncü kez ve yüksek destekle kazanan Nicola Sturgeon’un süreci zorlayacağı ve ülkeyi referanduma götüreceği aşikâr.

Türkiye’nin PESCO’ya başvurusu
Mayıs ayının ortasında Alman “Welt am Sonntag” gazetesinin haberi nedense ulusal basınımızda gündeme gelmedi. Gazete Türkiye’nin, AB ülkelerinin savunma alanında ortak çalışmalarına çerçeve oluşturan Yapılandırılmış Daimi İşbirliği (PESCO)’nin bir projesinde yer almak üzere başvurduğunu iddia etti. Habere göre, Ankara yer almak istediği PESCO projesinin koordinasyonundan sorumlu olan Hollanda’ya resmi başvurusunu yaptı. 2017 yılında kurulan PESCO, proje üyesi ülkelere savunma kabiliyetlerini işbirliği içinde geliştirme, operasyonel hazırlık yürütme ve askeri kuvvetlerin katkılarını artırma imkânı tanıyor. PESCO kapsamında şu ana kadar biri tamamlanmış, 46 adedi devam eden proje bulunuyor. Türkiye’nin yer almak istediği projenin “askeri hareket kabiliyetinin iyileştirilmesini” içerdiği ifade edildi. Hollanda, askeri birliklerin ve askeri araç ile teçhizatın Avrupa içinde naklinin iyileştirilmesine yönelik olan PESCO projesinin koordinasyonundan sorumlu ülke.

PESCO her ne kadar bir AB inisiyatifi olarak hayata geçirildiyse de AB dönem başkanlığını Almanya’nın yönettiği 2020’nin ikinci yarısında, AB üyesi olmayan ülkelerin de PESCO projelerinde yer alabilmesinin önü açılmıştı. Düzenlemeye koşut olarak AB üyesi olmayan ülkelerin belli siyasi, yasal ve maddi kriterleri yerine getirmesi şartıyla projelere kabulü mümkün hâle getirilmişti.

PESCO eşittir Türkiye’nin stratejik yönelimi
Bu kriterlerin başında ilgili ülkenin AB’nin değerlerini paylaşması, AB ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde davranması, ortak güvenlik ve savunma çıkarlarıyla çelişecek adımlar atmaması şartı bulunuyor. Burada dikkat çeken konu ise AB üyesi olamayan ülkelerin PESCO projelerine eklemlenmeye başlamaları oldu. Nitekim, mayıs ayı başında düzenlenen AB Ülkeleri Savunma Bakanları Toplantısı’nda Türkiye’nin dâhil olmak istediği PESCO projesine ABD, Kanada ve Norveç’in katılımı onaylandı. PESCO projeleri, katılımcı ülkelerin tamamı veya bir kısmının iştiraki ile yürütülebiliyor. AB Konseyi de projeye dâhil olmak isteyen AB üyesi olmayan ülkelerin gerekli şartları yerine getirip getirmediğini denetliyor.

Türkiye ile PESCO çerçevesinde AB ile yapılacak bir işbirliği şüphesiz ülkemizin stratejik yönelimini göstermesi bakımından manidar. Malûm son dönemde AB ile ilişkileri ivmelendirme ve üyelik sürecini hareketlendirme gayretlerini gözlemliyoruz. Bu gayretler ne yazık ki beyhude, öte yandan AB ile PESCO üzerinden yapılabilecek olası bir işbirliği Türkiye’nin bölgedeki yalnızlığını aşmasına vesile olabilir. Zira NATO üyesi ama AB dışındaki ABD, Kanada ve Norveç’in PESCO projesine üyeliğine AB ile NATO arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi minvalinde onay veren AB’nin Türkiye’yi reddetmesi muhtemelen Avrupa ile stratejik seviyede bir başka kırılmaya neden olabilir.

Bu durumda Türkiye ne yazık ki NATO’da tek başına kalabilir. Altını çizelim, Türkiye PESCO projelerine katılım iradesi koysa da GKRY ve Yunanistan’ın itirazları gündeme gelecektir. Ez cümle; komşunun takım çantasına yeni bir “alet” koymuş oluyoruz. Ancak bu gidişatta Almanya’nın tutumunun belirleyici olacağını ifade edelim. Nitekim Almanya ivmelenen diplomasi trafiğinin bir ayağını da şüphesiz PESCO meselesi teşkil ediyor.

Bitirirken dikkatinize sunalım, küresel ölçekte oynanan jeopolitik satrançta aktörler şüphesiz çıkarlarını kolluyor. AB’nin açmazı Transatlantik ilişkileri onarırken, kendi çıkarlarından ödün vermemek. Bu nedenle Çin’e karşı duyarlı ve ihtiyatlı davranan AB, Rusya söz konusu olunca ABD’ye istediğini veriyor gibi görünüyor. Rusya’ya karşı Kuzey Kutbu’ndan başlayan, Baltık Bölgesi, Baltık üçüzleri, Polonya, Romanya ve Karadeniz üzerinden devam eden çevreleme gayretlerinin Avrupalı müttefiklerin katkılarıyla ivmelenmesi bu nedenle tesadüf değil. Bu noktada Türkiye’nin pozisyonu ve tercihleri önemli. PESCO projesine başvuran Türkiye esasen tercihini sergiledi. Bakalım Avrupalı müttefiklerin bu hamleye cevabı ne olacak? Tüm yumurtaları aynı sepete koymak elbette stratejik akla aykırı lâkin, haziran ayında icra edilecek NATO Liderler Zirvesi’nde birçok sorunun cevabını bulacağımız açıkça görülüyor. Bekleyelim ve görelim….

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.