Atlantik’te yol ayrımı ve Pax Americana’nın sonu

MDN Editör
  • |

ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ve İngiliz Başbakanı Winston Churchill tarafından 14 Ağustos 1941'de Newfoundland’daki görüşmelerinin ardından “Atlantik Sözleşmesi” adında bir bildirge yayımlandı. Amerika Birleşik Devletleri ve Büyük Britanya'nın savaş sonrası dünyada desteklemeyi taahhüt ettiği ilkeler arasında; toprak genişlemesi aramamayı, uluslararası ticaretin serbestleştirilmesini; denizlerde özgürlüğü ve uluslararası emek, ekonomi ve refah standartlarını tesis etmek gibi başlıklar vardı. Ancak 2025 yılının ilk çeyreğiyle birlikte bu bildirgeyle beraber Atlantik’teki ittifakın da sonuna gelindiği anlaşılıyor.

Savaştan sonra, “Atlantik Sözleşmesi” aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in temelini oluşturdu. İçinde bulunduğumuz uluslararası düzenin üzerine inşa edildiği bu temelin de anı Atlantik ittifakı gibi sonuna gelmiş olabiliriz.

Atlantik’te geleneksel ittifaklar yerini başka ittifaklara bırakabilir mi?

1945-1949 yılları arasında ABD ve İngiltere, Sovyetlere karşı Atlantik’in iki yakasında bir güvenlik mimarisi inşa etti. Özellikle 1948-49 yıllarındaki Berlin Ablukası, savaş sonrası yıkılmış olan Avrupa toplumlarını ABD’nin inşa ettiği güvenlik mimarisinin etrafında topladı. İngiltere, tarihinde ilk defa, 1948'de Batı Avrupa Birliği ardından Nisan 1949'da Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile Avrupa kıtasına bağlayıcı, kolektif bir taahhüt oluşturan bir antlaşma imzaladı.

ABD, her ne kadar Trump’ birlikte izolasyonist politikalara dönme niyetinde olsa da kendisinin inşa ettiği kolektif güvenlik mekanizmalarından nasıl soyutlanabileceği merak ediliyor. Ukrayna'daki savaşı sonlandırmak, Trump'ın göreve geldiğinden beri ana dış politika odaklarından biri oldu. Bunu yaparken Avrupa ile olan yaklaşık 80 yıllık birlikteliğe kalıcı zararlar vermeyi göze almış görünüyor. Ukrayna konusunda gazetecilere yanıt verirken konuyu ısrarla Avrupa’ya getiren Trump, “Ödeme yapmazlarsa, onları savunmayacağım” diyerek bir kez daha Avrupalı liderlerin ensesindeki tüyleri diken diken etmekten geri durmadı. NATO, belki kâğıt üzerinde varlığını sürdürebilir ancak operasyonel anlamda sürdürülebilirliği büyük zarar almış durumda. İttifakın ünlü Beşinci Maddesi’nin artık ne kadar bağlayıcı olduğu da oldukça tartışmalı. Trump ilk döneminde de benzer düşünceleri olduğunu gizlememişti ancak HR McMaster, James Mattis, John Bolton, John Kelley gibi geleneksel Amerikan değerlerine bağlı devlet adamlarının varlığı Trump’ın düşüncelerini hayata geçirmesine engel olmuştu. İkinci Trump döneminde ise kurduğu çalışma ekibinin Amerikan değerlerine bağlılığı ilk günden bu yana tartışma konusu.

Öte yandan, ABD’nin Atlantik’teki sahneden çekilebileceğine dair emareler artarken Ukrayna krizi, İngiltere'yi Brexit'ten bu yana hiç olmadığı kadar sahnenin ortasına çekmeye başladı. Ukrayna'ya destek, Birleşik Krallık'ın tüm partilerin fikir birliğine vardığı ender konulardan biri. Trump’ın izlediği yıkıcı politika, NATO savunma garantilerinden vazgeçeceğine dair işaretler sadece AB ile değil, İngiltere ile Avrupa arasındaki yakınlaşmayı da hızlandırıyor.

Yakınlaşanlar sadece AB ve İngiltere değil. Türkiye, Kanada ve Norveç de hem Avrupa Birliği hem de birbirleriyle yakınlaşma arefesindeler. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NATO’nun dağılma olasılığına ilişkin Avrupa’da kurulacak yeni güvenlik mimarisinde Türkiye’nin de olması gerektiğini belirtti.

Rusya’nın komşularında ise daha somut adımlar atılmaya başlandı. Polonya Başbakanı Donald Tusk, anti-personel mayınların üretimini, kullanımını ve depolanmasını yasaklayan 1997 tarihli Ottawa Sözleşmesi'nden çekilmeyi değerlendirdiklerini açıkladı. Litvanya'nın 6 Mart'ta resmen Dublin Sözleşmesi'nden çekilmesi ve Ottawa Sözleşmesi'nden çıkmayı düşündüğünü açıklamasının ardından Finlandiya’dan da benzer adımlar atılabileceğine dair işaretler geliyor. İki Baltık ülkesi, Ottawa'yı imzalamayan Rusya ile uzun ve gözenekli kara sınırlarını paylaşıyor ve yakın gelecekte bir çatışma çıkması durumunda NATO-Rusya çatışmasının ön cephesi hâline gelebilir. Polonya da Rus toprakları olan Kaliningrad ile sınır paylaşıyor. Polonya Başbakanı Donald Tusk ayrıca Avrupa'nın silâhlanma yarışında Rusya'yı yeneceğini açıkladı.

NATO’nun varlığı, Trump ve ekibinin göz önünde bulundurmadığı bir başka şekilde de Amerikan çıkarlarını koruyor. ABD ulusal güvenlik çıkarları, NATO şemsiyesinin Avrupa’daki geleneksel rekabeti sonlandırmasından da oldukça faydalanıyor. Ticaret, diplomasi, kültürel alanlarda birbirlerine rakip olmayan bir Avrupa, ABD’yi devasa bir ekonomiye ulaştıran sebeplerden sadece bazıları. Ayrıca Avrupa’nın güvenlik ve savunma endüstrilerinde ABD’den bağımsız hâle gelmesi, Avrupa ülkelerini zorlayacak olsa da uzun vadede ABD’yi de zorlama potansiyeli taşıyor. Tüm bunlara rağmen Trump ekibinin önemli bir parçası olan Elon Musk, kendi sosyal medya platformunda “Amerika'nın Avrupa'nın savunmasını finanse etmesinin mantıklı olmadığını” söyleyerek ABD'nin NATO'dan çıkması gerektiğine dair paylaşımlarda bulunmaya devam ediyor. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Amerikan güvenlik işbirliğini vazgeçilmez olarak nitelendirse de, bu iki taraf için de zarar edeceği bir ilişkiye evrilmeyeceği anlamına gelmiyor. Starmer Amerika'nın Avrupa güvenliği için vazgeçilmez olmaya devam ettiğinin farkında olan az sayıdaki Batılı liderden biri. Yine de İngiltere'nin nükleer cephaneliğini ABD'nin elinde tutma kabiliyetinin artık şüpheli olduğu konusunda birçok kişi hemfikir. İngiltere, 1958 tarihli bir anlaşma kapsamında ABD'de tasarlanan, üretilen ve bakımı yapılan nükleer silâhlarının bakımı konusunda ABD ile derin ortaklıklara sahip.

Bunun dışında eğer yeni dönemde ABD’nin istekleri Avrupalılar tarafından kabul edilmezse, olasılıklar hakkında konuşmak gerekebilir. Amerikan yönetimi, NATO’ya verdiği istihbarat desteğini çekebilir ya da birliklerini Doğu Avrupa'dan çekebilir. ABD'nin Avrupalıları Rusya'ya karşı bir kışkırtmaya karşı uyardığı gerekçesiyle NATO'nun 5’inci Maddesi’ne olan bağlılığından da çekilebilir.

ABD’nin Ukrayna’yla istihbarat paylaşımını durdurma kararının ardından ise İngiltere’den farklı sesler yükselmeye de başladı. Ukrayna’ya sadece ABD’li kurumlardan değil; ayrıca ABD, İngiltere, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda'nın oluşturduğu ‘Beş Göz' ittifakının bir parçası olarak yetkilerini kullanarak Ukrayna’ya verilecek istihbaratları durdurma emri verildi. Bunun ardından İngiliz yetkililer durumun ciddiyetinin farkına varmış görünüyor. Zira, İngiltere'nin Donald Trump'ın Ukrayna konusundaki eylemlerine yanıt olarak ABD’nin olmadığı bir ‘Dört Göz' istihbarat paylaşım ittifakı geliştirmesi gerektiğini söyledi. Ancak konuyla ilgili hükûmet seviyesinde bir açıklama henüz yapılmadı.

ABD tarafında Ukrayna’yla ilgili haberler gelmeye devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın zamanda Rusya ile yaşanan çatışmalardan kaçan yaklaşık 240 bin Ukraynalının geçici yasal statüsünü iptal etmeyi planlıyor.

ABD ve Rusya arasındaki yakınlaşma sadece Ukrayna’yla sınırlı kalmayabilir. Moskova yönetiminin kısa ve uzun vadeli hedefleri arasında, Rusya’nın Ukrayna üzerindeki hâkimiyetini güvence altına almakla kalmayıp, aynı zamanda diplomatik bağların yeniden kurulması, yaptırımların kaldırılması, Arktika ve Rusya'da ortak kaynak geliştirme projelerinin başlatılması gibi önemli ikili meseleleri çözmek de var. Böyle bir anlaşma, Kremlin'e çok ihtiyaç duyduğu uzun vadeli yatırımlar ve şu ânda yoksun olduğu teknolojilere erişim sağlayabilir.

19’uncu yüzyıl ortalarında bir Amerikan donanma filosu, Rusya'nın Baltık limanı Kronstadt'a ulaşarak Rusya’yla iyi ilişkiler kurma niyetini gösterdi. ABD, bununla yetinmeyerek Kuzey Atlantik’teki İngiliz etkisini kırmak için Alaska'yı Rusya’dan satın aldı ve ardından Grönland'ı da Amerika Birleşik Devletleri’ne dâhil etmeye çalıştı ancak başaramadı. 1946'da Truman yönetiminin Grönland'ı Danimarka'dan satın alma teklifi karşılıksız kaldı. Donald Trump, ikinci dönemine başlar başlamaz sıklıkla Grönland üzerindeki heveslerini dillendiriyor.

ABD, kara kuvvetleri yerine deniz kuvvetleri kurma stratejisi izliyor

Pax Americana’nın iflası

Donald Trump’ın Rusya’ya olan yaklaşımının altında iki stratejik sebep olduğu düşünülüyor. Birincisi Moskova’nın Batı ile yakınlaşarak saldırganlığını hafifletmesi. İkincisi ise Rusya'nın Çin ile işbirliğinin azaltılması ve Çin’in izole edilmesi. Rusya’nın Trump yönetiminin altın tepside sunduğu Ukrayna’yla işini hâllettikten sonra Batı’yla göreceli olarak bir yumuşama dönemine gerçekten girebilir. Bu ne kadar rasyonel veya ne vadede olur şimdiden kestirebilmek zor ancak bir süre böyle bir yumuşama dönemi yaşandığında Avrupalıların sıklıkla tartıştığı savunma harcamaları ve AB ordusu gibi konular tekrar gevşeyebilir. Rusya’yla yeni enerji anlaşmaları yapılabilir ve 2014’te Kırım’ın ilhakından sonra uygulamaya konulan yaptırımların ekonomisine verdiği zararları onarabilir. Diğer yandan Çin’e karşı Batı blokuyla hareket etmesinin daha somut sebepleri olabilir. Çin ile Rusya arasında hâlihazırdaki dengeler bile gayet asimetrik bir ilişki üstüne inşa edilmiş durumda. Çin’in askerî ve ekonomik olarak devasa bir güce kavuşması, zengin yeraltı kaynakları olan Rusya’yı uzun vadede tehdit eder hâle gelebilir. Trump yönetiminin bu ihtimâli göz önünde bulundurarak oldukça iyimser bir beklentiyle Moskova’ya el uzatması riskli ancak anlaşılabilir.

ABD’nin Obama’nın ilk döneminden beri gözünü Hint-Pasifik’e çevirmeye başladığı biliniyor. ABD, Asya’daki caydırıcılığını artırmak için Avrupa'daki varlığını azaltmak ve kara kuvvetleri yerine deniz kuvvetleri kurma stratejisi izliyor. Avustralya, Japonya ve Güney Kore de dâhil olmak üzere ABD’nin Asyalı müttefikleri bunu anlıyor ve savunma işbirliğini önemli ölçüde artırdılar.

Trump’ın kendini bir mensubu olarak gördüğü Amerika’yı önceleyen başkanlar arasında yer alan bir diğer isim olan Theodore Roosevelt, 1904-1905 Rus-Japon Savaşı’nı sona ermesini sağlayan etkenlerden biri olarak görülüyor. Doğu Asya'da Rusya ile Japonya arasında bir güç dengesi sağlamasının üzerinden neredeyse 100 yıl sonra Trump, Hint-Pasifik’te kurulacak masaya olabildiğince güçlü oturmak istiyor. Geleneksel müttefiklerinden olan İngiltere’nin artık savaş gemisinden çok amirali var. Bu yüzden yeni müttefikler bulmak ve onlarla maliyetleri daha adil bölüşebileceği ilişkiler kurmak istiyor.

Pax Americana’nın sonuna geldiğimizi kehanetleyen analizlerin ardında yer alan gerçek ise Donald Trump’ın Monroe Doktrini, Wilson Prensipleri, Nixon Doktrini gibi kendi imzasını taşıyan bir miras bırakmak istiyor. Bunu da realpolitik çerçevesinde oluşturduğu dış politika bakış açısıyla yapmak istiyor. “Önce Amerika” ilk Trump döneminde politik bir slogan olarak kullanılmıştı. İkinci döneminde bir doktrin hâline getirerek mirasını bu isimle yaşatmayı seçmiş gibi gözüküyor.

Pax Americana’nın en önemli taşıyıcı kolonlarından biri şüphesiz nükleer silâhlar. Trump’ın Avrupa ile olan ittifakın bağlarını gevşetmeye başlamasıyla AB ülkeleri arasında tartışılmaya başlanan güvenlik endişelerine somut çözümler sunulmaya başlandı. Bunlardan biri nükleer silâhların paylaşımıyla ilgili. Almanya'nın başbakan adayı Friedrich Merz, nükleer silâhların paylaşımı konusunda Fransa ve İngiltere ile görüşeceğini söyledi. Almanya, İkinci Dünya Savaşı'ndaki saldırgan geçmişi nedeniyle uluslararası anlaşmalarda nükleer olmayan savunma taahhüdünde bulunmuş, bu anlaşmalarda nükleer silâh edinmesi de yasaklanmıştı. Merz'in açıklamaları, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un mart başında Fransa'nın nükleer caydırıcılık programının diğer Avrupa ülkelerine de genişletilmesi konusunda görüşmeye açık olduğunu açıklamasının ardından geldi.

AB liderleri, geçtiğimiz günlerde Brüksel'de düzenlenen olağanüstü toplantıda, Washington'dan gelecek askerî desteğe alternatif bir model inşa etme gerekliliği ve Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşın ardından, gelecekte bir AB ülkesine saldırmayı hedefleyebileceği endişeleri arasında, savunma harcamalarını artırma planları konusunda anlaştılar. Anlaşılan plana göre 150 milyar Euro’dan fazla bir miktar, üye ülkelerin savunma bütçelerini geliştirmek için kredi olarak dağıtılacak. Savunma başlıkları arasında hava ve füze savunması, topçu sistemleri, füze ve mühimmat, insansız hava araçları ve insansız hava araçlarına karşı sistemler ama aynı zamanda siber güvenlikten askerî mobiliteye kadar diğer ihtiyaçlar yer alıyor. Bütçedeki bir başka başlıkta ise Ukrayna’ya olan yardım yer alıyor. Bununla ilgili Fransa, Rusya'nın 200 milyar Euro’luk kaynağının Ukrayna'ya yeni kredi sağlamak için kullanılıp kullanılamayacağını araştırıyor. Avrupa yetkilileri, Rusya'nın Şubat 2022'de Ukrayna'yı tam kapsamlı işgali başladıktan sonra Brüksel merkezli finans kuruluşu Euroclear'da tutulan yaklaşık 200 milyar Euro’luk Rus varlığını dondurmuştu. Rusya'nın komşuları olan Baltık ve İskandinav ülkeleri, paranın derhâl Ukrayna'ya verilmesi gerektiğini düşünüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından ortaya atılan bir terim olan “Avrupa stratejik özerkliği” artık daha sık duyacağımız bir kavram olabilir. NATO’nun dağılmasa bile işlevlerini yitireceği beklentilerinin ardından sıklaşan görüşme trafiği AB ile birlikte Kanada, Türkiye ve İngiltere’yi de içine alan yeni tartışmalara yol açması bekleniyor. “Atlantik’te geleneksel ittifaklar yerini başka ittifaklara bırakabilir mi?” başlığının altında da bahsedildiği üzere, ABD’nin olmadığı bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse, temelleri bugünlerde atılıyor. Birçok Avrupa hükûmeti Amerikalıların bir noktada haklı olduğunu ve kendi savunmalarının yükünü daha fazla taşımaları gerektiğini kabul ediyor ancak şimdiye kadar bunun hakkında somut adımlar atma konusunda oldukça geç kaldılar. Statükonun artık sürdürülebilir olmadığı gerçeğinin, Avrupalı hükûmetlerin yüzüne vurulmasına kadar da somut adım atma konusunda isteksizdiler. Ruslar şu ânda GSYİH'nın yüzde 8’ini (ve aktif bir savaşın içerisinde olduklarından muhtemelen daha fazlasını) askerî harcamalarına harcarken, Avrupa'nın hedefleri GSYİH'nın yüzde 2'sinden yüzde 2,5'e ve ardından yüzde 3'e veya daha fazlasına geçiyor.

Öte yandan ABD yönetimi, her geçen gün daha da fazla, kendilerine 19’uncu yüzyıl dünya konjonktürünü örnek alan insanlardan oluşuyormuş gibi görünüyor. Rusya'nın Ukrayna'ya hükmetmesinin doğal olduğunu düşünüyor, çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nin de yakın çevresindeki ülkelere hükmetme hakkına sahip olduğu gerektiğine inanıyorlar. Bu Grönland ve Panama konularındaki söylemlerine bakarak anlaşılabilir. Trump, Çin yönetiminin limanları kullanarak Amerika Birleşik Devletleri'ne giden nakliye trafiğini aksatabileceği, askerî gemileri gözetleyebileceği veya hatta kanaldan geçişi sabote edebileceğine dair taşıdığı düşünceleri dillendirmekten çekinmiyor. Bununla ilgili olarak ABD'den gelen yoğun baskının ardından BlackRock, Hong Kong merkezli CK Hutchison'dan kanal çevresindeki limanların çoğunluk hisselerini satın almak için diğer yatırımcılarla görüşüyor.

NATO, sıklıkla tekrar edildiği üzere, tarihin en başarılı ittifakı oldu ancak yerine ne konulacağına karar verilmeden ortadan kaldırılması ya da işlevsizleştirilmesinin tehlikeli sonuçları olacaktır. Eğer bir “Post-Pax Americana” dönemine gireceksek, bu tehlikeler somutlaşmadan yeni bir güvenlik mimarisi inşa edilmelidir.

Bu haberin/makalenin/çevirinin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın