‘Ankara’nın küresel güvenlik mimarisindeki stratejik önemi artıyor’

MDN İstanbul
  • |

Uluslararası ilişkiler ve güvenlik uzmanı Maša Ocvirk ile Avrupa’nın güvenlik politikalarını ve Türkiye’nin bu konudaki yerini konuştuk

Okurlarımıza kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Washington DC merkezli Bertelsmann Foundation'da Transatlantik İlişkiler Kıdemli Yöneticisi olarak görev yapıyorum. Burada, 17 yılı aşkın süredir transatlantik politika diyaloğunu teşvik eden burs programını yönetiyorum. Araştırmalarım ABD-AB ilişkileri, transatlantik güvenlik ve savunma ile Avrupa Birliği'nin dış politikası üzerine yoğunlaşıyor. Aslen Slovenyalıyım ve kariyerimin büyük bölümünü Brüksel ile Washington'da dış politika ve yasama ilişkileri alanlarında çalışarak geçirdim.

Avrupa'nın yeniden silâhlanma kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan “Barış temettüsü” dönemi sona erdiği için Avrupa'nın caydırıcılık ve savunma kapasitesini yeniden değerlendirmekten başka pek fazla seçeneği kalmadı. Aynı zamanda ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden güvenlik yükünü daha fazla üstlenmelerini istemesiyle birlikte Avrupa, kendi güvenliğinde daha fazla sorumluluk alması gerektiğinin farkına vardı. Özellikle 2022'den bu yana bu yönde önemli adımlar atıldı.

Avrupa Birliği artık güvenlik ve savunma alanında çok daha etkin bir aktör hâline geldi. Avrupa savunma sanayisini desteklemek ve üye ülkeler arasında ortak tedariki teşvik etmek amacıyla yeni girişimler başlatıldı. SAFE kredi mekanizması bunun en bilinen örneği olsa da aslında Avrupa'nın savunma sanayi altyapısını güçlendirmeye yönelik daha geniş kapsamlı çabaların bir parçası.

NATO bünyesinde ise 32 müttefikin tamamı artık gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2'si seviyesindeki savunma harcaması hedefini karşılıyor. Polonya, Baltık ülkeleri ve İskandinav ülkeleri gibi bazı üyeler savunma harcamalarını GSYH'nin yüzde 5'ine yaklaştırmış durumda; birçok ülke de 2035 yılına kadar bu seviyeye ulaşmayı taahhüt etti.

Elbette yapılması gerekenler bununla sınırlı değil. Avrupa savunma sanayisi hâlâ artan talebi karşılamakta zorlanıyor ve oldukça parçalı bir yapıya sahip. Bunu, “Geleceğin Muharebe Hava Sistemi” (FCAS) gibi büyük ortak savunma projelerinde yaşanan sıkıntılarda da görüyoruz.

Bir diğer önemli konu da birlikte çalışabilirlik (interoperability). NATO bu alanda standartların oluşturulmasında merkezi bir rol oynadı ancak birlikte çalışabilirlik yalnızca savunma ekipmanlarının uyumlu olması anlamına gelmiyor. Altyapı ve askerî hareket kabiliyetinde ciddi iyileştirmeler yapılmadığı sürece Avrupa'nın savunma yatırımları gerçek operasyonel kapasiteye dönüşmeyebilir.

Bütün bunlara toplumların dayanıklılığını artıracak politikalar da eşlik etmeli. Ukrayna'da sivil altyapıya yönelik saldırıların günlük yaşamı nasıl sekteye uğrattığını görmeye devam ediyoruz. Bu nedenle dayanıklılığı artırmak korku yaratmak değil; silâhlı çatışmalar, siber saldırılar ya da doğal afetler gibi krizlere toplumları hazırlamak anlamına geliyor. Eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö'nün hazırladığı rapor bu konuda çok sayıda somut öneri sunuyor. Ancak dayanıklılık konusu, mevcut güvenlik ortamının gerektirdiği ölçüde siyasi ilgi görmüyor.

Son dönemde sık sık “Rusya birkaç yıl içinde Avrupa'ya saldırabilir” uyarıları yapılıyor. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunlar gerçek bir güvenlik endişesini mi yansıtıyor, yoksa Avrupalıların tehdidin ciddiyetini kavramasını sağlamak için bir miktar abartılıyor mu?

Öncelikle bu açıklamalar, özellikle NATO'nun doğu kanadındaki müttefikler açısından gerçek bir güvenlik endişesini yansıtıyor. Letonya Savunma Bakanı'nın son açıklaması bunu oldukça iyi özetliyordu. Kendisi, Rusya'nın yakın vadede NATO topraklarına yönelik doğrudan konvansiyonel bir saldırı gerçekleştirmesinin düşük ihtimal olduğunu, ancak bunun Rusya'nın provokasyonlar ve gri bölge faaliyetleriyle NATO müttefiklerini sınamayacağı anlamına gelmediğini söyledi. Doğu kanadındaki birçok ülke için bu zaten günlük hayatın bir parçası hâline gelmiş durumda. Denizaltı iletişim kablolarına yönelik sabotajlar, hava sahasına giren insansız hava araçları, elektronik karıştırmalar ve dezenformasyon kampanyaları hem günlük yaşamı hem de kritik altyapıları hedef alıyor ve NATO'nun kararlılığını test ediyor.

İkinci olarak ise Rusya'nın uzun vadeli yeniden silâhlanma çabalarına ilişkin istihbarat değerlendirmeleri bulunuyor. Örneğin Almanya Federal İstihbarat Servisi (BND)’nin geçen yıl yayımladığı analizde Rusya'nın 2029 yılına kadar ordusunu yeniden inşa edebilecek kapasiteye ulaşabileceği öngörülüyordu. Bugün askerî kaynaklarının büyük bölümü Ukrayna savaşına odaklanmış olsa da Rusya savaş ekonomisi mantığıyla hareket etmeyi sürdürüyor ve askerî kapasitesini yeniden oluşturmayı hedefliyor.

Yaptırımlar enerji ihracatından elde edilen gelirleri önemli ölçüde azaltmış olsa da İran'daki savaş Rusya'nın bütçe açığının bir kısmını telafi etmesine yardımcı oldu. Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan enerji ihracatına ilişkin belirsizliklerin artmasıyla birlikte Çin ve Hindistan gibi büyük enerji ithalatçıları ihtiyaçlarını giderek daha fazla Rusya'dan karşılamaya başladı. Bununla birlikte uzmanların büyük bölümü bu gelir artışının Rusya'nın karşı karşıya olduğu daha geniş mali ve ekonomik baskıları telafi etmeye yetmediği görüşünde. Buna rağmen tüm bu gelişmeler, Ukrayna'daki savaş sürerken bile birçok NATO ülkesinin Rusya'yı uzun vadeli ciddi bir tehdit olarak görmeye devam etmesini açıklıyor.

Türkiye, Avrupa'nın şekillenen güvenlik mimarisinde nasıl bir rol oynuyor?

Bu süreç yalnızca Türkiye'nin ileride F-35 programına yeniden dâhil olabileceği ihtimalini güçlendirmedi; aynı zamanda Ankara'nın küresel güvenlik mimarisindeki artan stratejik önemini de ortaya koymasına imkân verdi. Avrupalı müttefikler savunma kapasitelerini artırmaya ve üretim güçlerini genişletmeye çalışırken, Türkiye'nin savunma sanayisini bu çabalara önemli katkı sağlayabilecek bir ortak olarak görmeye başladılar.

Bununla birlikte gelecekte daha yakın işbirliğinin büyük ölçüde siyasi uyuma bağlı olacağını düşünüyorum. Hâlen dış politika alanındaki çeşitli görüş ayrılıkları ilişkileri zorlaştırıyor; bu da hem siyasi diyaloğun derinleşmesini hem de Türkiye'nin Avrupa'nın gelişen güvenlik ve savunma mimarisine daha fazla entegre olmasını sınırlıyor.

Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'ni nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son dönemde “NATO 3.0” olarak adlandırılan yeni dönemin nasıl şekilleneceğine ilişkin yoğun tartışmalar yürütülüyor. Bana göre bu Zirve, bu yeni dönemin ilk hatlarını ortaya koydu. Avrupa'daki müttefiklerin gündemi giderek daha fazla belirlediği ve perde arkasında daha fazla sorumluluk üstlendiği görüldü.

Elbette zirvenin önemli bir bölümü ABD Başkanı Donald Trump'ın varlığının İttifakın birliği üzerindeki etkisini yönetmeye odaklandı. Nihai bildiri kısa tutulmuş olsa da Rusya konusunda ve birçok kişi için sürpriz sayılabilecek şekilde İran konusunda ortak bir değerlendirme ortaya koyması açısından önemliydi. Ancak Zirve’nin en dikkat çekici sonuçlarının genel oturumların dışında gerçekleştiğini düşünüyorum.

Zirve’de savunma sanayisinin güçlü şekilde temsil edildiğini gördük. Basına yansıyan bilgilere göre yaklaşık 50 milyar dolarlık yeni savunma sözleşmeleri ve ortaklık anlaşmaları açıklandı. Görüşmelerin önemli bölümü savunma sanayi işbirliği ile GSYH'nin yüzde 5'i düzeyindeki savunma harcaması hedefinin somut askerî kapasitelere nasıl dönüştürüleceği üzerine yoğunlaştı. Bu da siyasi deklarasyonlardan uygulamaya geçişin öne çıktığını gösteriyor.

Bir diğer dikkat çekici nokta ise bir sonraki NATO Zirvesi'ne ilişkin somut bir açıklama yapılmamış olmasıydı. Bana göre bu durum, İttifakın siyasi sembolizmden ziyade askerî kabiliyetlerin geliştirilmesine odaklanmaya başladığını gösteriyor. Müttefiklerin GSYH'nin yüzde 5'ini savunmaya ayırma taahhüdünü yerine getirirken aynı zamanda gerçek askerî hazırlık seviyesine ulaşabilmeleri için de tam olarak ihtiyaç duyulan yaklaşımın bu olduğunu düşünüyorum.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın