Amerikancı olmak ya da karşıtı olmak, süper güç olmayan, ekonomisi güçlü olmayan, AB gibi bir birliğe üye bulunmayan ülkelerde günümüz iktidarlarının geleceğini belirleyen en büyük etkenlerden biri olarak görülüyor. Hele ki ABD’nin o bölgede çıkarları var ise…
2000’li yıllar, ABD/İsrail politikalarının tüm ağırlığıyla ve gerektiğinde güç kullanılarak uygulanmaya konulduğu yıllar olarak başladı. Irak ile başlayan, Arap Baharı ile devam eden bir süreç süregeldi. Sonra icra kısmı başladı. Gazze’nin işgali ve ABD toprağı hâline getirilmesine yönelik projelerin geliştirilmesi, Suriye’ye müdahale, Venezuela devlet başkanının sarayından kaçırılması ve şimdi de İran operasyonu agresif ABD/İsrail politikalarının devamıdır.
ABD/İsrail çıkarlarına hizmet eden ya da buna paralel politikalar izleyen ülkelerdeki iktidarlar, “kendi halklarına rağmen” varlıklarını sürdürebilmektedir. Günümüz ABD destekli “halka rağmen iktidarların” örnekleriyle doludur.
Bölgedeki yönetimler neredeyse sınırsız yetkilerle donatılmış, “tek adam” rejimleri hâline gelmiştir. Bazıları krallık, bazıları şeyhlik ve bazıları da başkanlık gibi uygulamalar isimleri farklı olsa da temelde aynı yönetim şeklini benimsemektedir. Bu yönetim biçimi, ABD/İsrail açısından en uygun model olarak görülmektedir; çünkü liderler kontrol edildiğinde ülkeler de kontrol edilmiş olmaktadır.
Bu yönetimler, muhalefet yapısına müsaade etmeyen ve sınırsız yetkilerle donatılmış yapılardır. Gerekirse muhalefeti engellemek için kendi kontrolleri altındaki, adı “hukuk” olan sistemler aracılığıyla ağır uygulamalar yapma imkânına sahiptirler. Gerekirse polisiye ve hatta askerî yöntemler uygulamaktan çekinmeyen iktidarları egemen kılmak ve kullanmak, ABD/İsrail politikasının temel unsurlarından biri olarak görülmektedir.
Bölgede İsrail karşıtı bir devlet var mı? Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Katar, Irak, Ürdün, Umman, Lübnan, Mısır, Suriye… Bunlardan herhangi biri ABD/İsrail aleyhine fiilî bir politika uygulayabilir mi?
Elbette halklarının tepkisini yatıştırmak için zaman zaman “Ey İsrail!” tarzında söylemlerde bulunacaklardır. Bunu Gazze’de yaşadık. İsrail soykırım yaparken, ABD Gazze için “eğlence ve ticaret merkezi” planları yaparken hangi bölge ülkesi bu politikalara açıkça karşı çıkabildi? Birkaç cılız itiraz hariç uygulamada karşı çıkan oldu mu? Türkiye dahi İsrail ile ticaretine devam etmedi mi? Şimdi Trump’ın Gazze kurulunda yerini almadı mı? İspanya’yı imrenerek seyrettik, seyrediyoruz.
Türkiye bu çarkın neresinde?
Bu sorunun cevabı aslında başka bir soruda gizlidir: AKP, hükûmet olduğu günden itibaren ne zaman ABD/İsrail aleyhinde ses getirecek fiilî bir adım attı?
Dikkat edin, “söylemde” bulundu demiyorum; hareket etti diyorum. İlişkilerin en kötü olduğu Joe Biden döneminde dahi ABD aleyhine somut bir AKP tavrı gördük mü?
Gazze için Trump tarafından bir heyet kuruldu. Değerlendirmeme göre “ABD’ye Gazze’nin inşa edilerek teslim edilmesi” için kurulmuş bir heyet ve bu heyetin içinde yer alıyoruz. Burnumuzun dibinde ABD/İsrail, kendi yandaşı Collani Şara’yı Suriye’nin bir bölümünün başına getirdi. Bizim ise daha önemli bir işimiz vardı; Emevi Camii’nin halılarını değiştirmek. YPG terör örgütüne bir bölge tahsis edildi, tavizler verildi. Biz de ise Halep’ten YPG’nin çıkarılması neredeyse “zafer” olarak ilan edilecekti. İran’a saldırı karşısında kısık ses çıkaran; ancak İran meşru müdafaa hakkını kullanıp Arap ülkelerine müdahale ettiğinde bunu ilk kınayanlardan biri oluyoruz. Diğeri de Collani Şara…
Ülkede yoksulluk bir yaşam biçimi hâline gelmiş; en büyük tehlike “muhalif” olup ses çıkaranlar olarak görülmüş; tarikat vesayeti eğitim sisteminin üzerine kâbus gibi çökmüş ve “hukuk” halkı sindirmenin bir yöntemi hâline gelmiş durumda neredeyse.
“Terörsüz Türkiye” adı altında, binlerce insanın katilinden “kurucu önder” çıkarma peşinde olan “milliyetçilerin” ülkesi olmanın trajikomik durumunu yaşıyoruz. “Terörsüz Türkiye” için uygulanan politikalar ABD/İsrail politikalarına aykırı mıdır acaba?
İsrail, Gazze’de “Terörsüz İsrail” için böyle bir yöntem mi izledi? Hamas’ın liderlerinden medet mi umdu? Onların açıklama yapıp çağrı yapmasını mı istedi?
Bölge yanarken Türk halkının gözleri mi kapatıldı? Gazze unutuldu mu? İran sanki komşumuz değilmiş gibi savaşı film seyreder gibi mi izliyoruz? Muhalefet belediye başkanları terörist; teröristler ise birer ikişer hapisten çıkıp nutuk atar, bildiriler yayınlar, konferanslar düzenler olmuş…
Türk Milleti artık başını kaldırmalı, olup biteni görmelidir. Bin yaşayan yılan vakti geldiğinde herkese dokunur. Muhalefet ve iktidar bir araya gelerek yeni bir yol bulmalıdır. Atatürk, emperyalist ülkelere nasıl başkaldırıp pek çok ülkeye örnek olduysa, bugün de Türkiye oligarşik yapıdan kurtulup benzer bir irade ortaya koymalıdır. Sömürülen ve sindirilen ülkelere liderlik Türk Milletine yakışır. Önce kapısının önünü süpürerek başlamalıdır. Mesele “Terörsüz Türkiye” hikayesi olmaktan çıkmalı topyekûn mücadele ile “Antiemperyalist Türkiye” gerçeği olmalıdır.
Kişisel ilişkilerinizin iyi olması ve ABD/İsrail politikalarına paralel politikalar izlemek kimseyi BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) dışına çıkarmaz. İktidarlar kalabilir; ancak ülkeler aynı şekilde kalmaz. İç cepheyi muhafaza etmeyenler, her türlü tehdide boyun eğmek zorunda kalırlar.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





