Alternatif enerji koridorları

MDN İstanbul
  • |
Screenshot

Şubat ayı sonunda ABD ve İran arasında başlayan çatışmalar Hürmüz Boğazı’nın haftalarca kapalı kalmasına yol açtı. Zaman zaman ateşkes sağlanmış olsa da pek uzun ömürlü olmadı. Boğaz’ın kapalı kaldığı süre boyunca başlayan lojistik krizi tüm dünyaya domino etkisi gibi yayılan ekonomik sorunlar olarak geri döndü.

MarineDeal News olarak bu sayımızda alternatif enerji koridorları dosyasını açtık. Suriye’nin Hürmüz Boğazı’na bir alternatif olma hedefini, yeni ve potansiyel enerji hatlarını inceledik ve Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin de alternatif enerji koridorları konusunda durdukları yeri mercek altına aldık.

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan sorunlar dünyayı bir çözüm arayışına itti. Geçmişten beri dillendirilen yeni bir enerji koridoru projesi de bu kapsamda tekrar gündeme geldi. Bu koridor, 2011 yılında başlayan Suriye İç Savaşı’ndan hemen önce kamuoyu tarafından tartışılmaya başlandı ve Hürmüz Boğazı’nı ‘bypass’ etme amacı taşıyor. Basit olarak Katar gazını boru hatlarıyla Suriye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını içeren enerji koridoruna Körfez’deki diğer Arap ülkeleri de dâhil edilebilir.

Suriye İç Savaşı’nda taraflarından biri olan Sünni kökenli savaşçıların Katar’ın maddi desteğini alması “Suriye Enerji Koridoru” olarak bilinen hattın üzerinde pek çok spekülasyonun yaşanmasına da sebep olmuştu.

Bölgede Hürmüz Boğazı’nı ‘bypass’ etmek isteyen tek ülke Suriye ve Katar değil. Uzun yıllar Amerikan işgali altında kalan Irak da enerji sektörünü yeniden yapılandırmak ve petrol ihracatında alternatif güzergâhlar oluşturmak amacıyla Batılı şirketlerle kapsamlı işbirliklerine imza atıyor. Geçtiğimiz aylarda ABD'nin başkenti Washington'da düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi kapsamında imzalanan ön anlaşmaların toplam değerinin 60 milyar doları aştığı belirtiliyor. Enerji, sağlık ve teknoloji alanlarını kapsayan bu anlaşmalar, Irak'ın ekonomik çeşitliliğini artırma ve enerji ihracatında daha güvenli rotalar oluşturma hedefini ortaya koyuyor.

Anlaşmaların en dikkat çeken başlıklarından biri ise uzun yıllardır kullanılmayan Irak-Suriye ham petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesi oldu. Irak'ın kuzeyindeki zengin petrol rezervlerine sahip Kerkük bölgesini Suriye'nin Akdeniz kıyısındaki Banyas Limanı'na bağlayan boru hattının yeniden inşa edilmesi planlanıyor. Projenin teknik ve finansal süreçlerinin ABD öncülüğündeki uluslararası bir konsorsiyum tarafından yürütülmesi öngörülürken, projede önemli rol üstlenecek şirketlerden birinin Chevron olduğu açıklandı.

Irak'ın bu adımı atmasındaki en önemli nedenlerden biri, küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'na olan bağımlılığı azaltmak istemesi. Son dönemde bölgede yaşanan jeopolitik gerilimler ve deniz taşımacılığında ortaya çıkan riskler, petrol ihracatının farklı güzergâhlardan yapılmasını stratejik bir zorunluluk hâline getirdi.

Yeniden inşa edilmesi planlanan boru hattının günlük yaklaşık 2 milyon varil ham petrol taşıma kapasitesine ulaşması hedefleniyor. Böylece Irak, petrolünü Akdeniz üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırabilecek ve Basra Körfezi üzerinden gerçekleştirilen sevkiyatlara alternatif bir ihracat koridoru oluşturabilecek.

ABD merkezli enerji devi Chevron, yalnızca Suriye boru hattı projesinde değil, Irak'ın petrol üretimini artırmayı hedefleyen iki ayrı projede daha görev alacak. Bu yatırımların, ülkenin mevcut üretim kapasitesini yükseltmesi ve enerji altyapısını modernize etmesi bekleniyor.

Enerji alanındaki bu iş birlikleri, Irak'ın yabancı yatırımcıları ülkeye çekme politikasının önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. Uzun yıllar boyunca güvenlik sorunları ve siyasi belirsizlikler nedeniyle sınırlı kalan uluslararası yatırımların, yeni anlaşmalarla birlikte ivme kazanması hedefleniyor.

Washington'da imzalanan anlaşmalar yalnızca enerji sektörüyle sınırlı kalmadı. Irak yönetimi, Elon Musk'ın uzay ve internet teknolojileri şirketi SpaceX'e bağlı Starlink'in ülkede resmî olarak faaliyet göstermesine yönelik anlaşmayı da onayladı. Bu adımın, özellikle internet altyapısının güçlendirilmesi ve dijital dönüşüm sürecinin hızlandırılması açısından önemli katkılar sağlayabileceği değerlendiriliyor.

Irak Başbakanı Ali el-Zaidi, Zirve’de yaptığı açıklamada ülkenin yabancı yatırımcılara açık bir politika izlediğini vurguladı. Hükûmetin yatırım süreçlerini kolaylaştırmayı hedeflediğini belirten Zaidi, projeye sahip olan tüm yatırımcıların Irak'ta iş yapabilmesi için gerekli desteğin sağlanacağını ifade etti.

Bu yaklaşım, Irak'ın yalnızca enerji ihracatçısı kimliğini güçlendirmeyi değil, aynı zamanda uluslararası sermaye için cazip bir yatırım merkezi olmayı amaçladığını gösteriyor.

Bölgesel dengeler açısından stratejik öneme sahip

Irak ile Suriye arasında yeniden kurulması planlanan petrol boru hattı, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik açıdan da önemli sonuçlar doğurabilecek bir proje olarak değerlendiriliyor. Akdeniz'e uzanan yeni enerji koridorunun hayata geçirilmesi, Orta Doğu'daki enerji ticaretinin yönünü değiştirebilecek gelişmeler arasında gösteriliyor.

Özellikle Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek olası krizlerin küresel petrol arzı üzerindeki etkisini azaltabilecek alternatif bir güzergâh oluşturması, projeyi hem bölge ülkeleri hem de uluslararası enerji piyasaları açısından stratejik hâle getiriyor.

Irak'ın Batılı şirketlerle geliştirdiği bu kapsamlı işbirlikleri, ülkenin enerji altyapısını güçlendirmeyi, ihracat kapasitesini artırmayı ve küresel enerji piyasalarındaki konumunu daha da sağlamlaştırmayı hedefleyen uzun vadeli bir dönüşüm sürecinin önemli adımlarından biri olarak görülüyor.

Irak’ın Akdeniz’e açılan yeni akaryakıt merkezi olarak ise Suriye öne çıkıyor. Az önce de bahsi geçtiği üzere özellikle Baniyas Limanı, Irak'tan karayoluyla taşınan fuel oil'in Akdeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırıldığı başlıca çıkış noktalarından biri olmaya başladı. Dünyaca ünlü finans haber kuruluşu Bloomberg'in analizine göre, Suriye birkaç ay öncesine kadar neredeyse hiç fuel oil ihraç etmezken, bugün Orta Doğu'nun toplam fuel oil ihracatının dörtte birinden fazlasını gerçekleştirir konuma geldi. Bu değişim, bölgedeki jeopolitik gelişmeler ve güvenlik risklerinin enerji ticaret rotalarını yeniden şekillendirmesinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

İki ülke, Haditha-Baniyas güzergâhının rehabilitasyonuna yönelik mutabakat zaptı imzaladı. Tarihi Kerkük-Baniyas boru hattıyla bağlantılı olan projenin günlük yaklaşık 2 milyon varil taşıma kapasitesine ulaşması hedefleniyor. Projenin tamamlanması hâlinde Suriye'nin yalnızca transit geçiş değil; depolama, taşımacılık ve liman hizmetleri açısından da bölgesel enerji merkezlerinden biri hâline gelebileceği değerlendiriliyor.

Irak’a ait binlerce kamyon, yükledikleri fuel oil'i yaklaşık dört günlük bir yolculuğun ardından Suriye kıyısına ulaştırıyor. Buradan depolanan ürünler, Akdeniz limanları üzerinden uluslararası pazarlara ihraç ediliyor. Enerji ticaretindeki bu değişimin arkasında, Basra Körfezi'ndeki deniz taşımacılığına yönelik artan güvenlik riskleri bulunuyor. Körfez'deki deniz yollarında yaşanan belirsizlikler nedeniyle Irak, ihracat rotalarını çeşitlendirmeye yöneldi.

Bu sadece Irak ve Suriye’nin tercihleri değil. ABD de bölgedeki enerji ve ticaret koridorlarının yeniden yapılandırılması yönündeki çalışmalara destek veriyor. ABD Başkanı'nın Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, Vaşington'un Suriye'nin de aralarında bulunduğu beş ülkeyle birlikte Hürmüz Boğazı'na alternatif ulaşım ve enerji koridorları oluşturulması için koordinasyon yürüttüğünü açıklamıştı. Vaşington'da düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi'nde konuşan Barrack, programa Suriye, Ürdün, Türkiye, Lübnan ve Mısır'ın dâhil olduğunu belirterek, kara ve deniz taşımacılığı ağlarının çeşitlendirilmesiyle enerji ve tedarik zincirlerinin daha dayanıklı hâle getirilmesinin hedeflendiğini ifade etmişti.

Suriye coğrafi avantajını stratejik güce dönüştürme arayışında

Suriye, savaşın yıkıcı etkilerinin ardından yalnızca şehirlerini ve ekonomisini yeniden inşa etmeye çalışmıyor; aynı zamanda bölgesel dengelerdeki konumunu güçlendirecek yeni bir dış politika anlayışı benimsiyor. Şam yönetimi, enerji projeleri, ulaştırma altyapısı ve bölgesel bağlantıları ekonomik kalkınmanın ötesinde diplomatik bir araç olarak değerlendiriyor.

Özellikle Suriye'ye yönelik bazı ekonomik kısıtlamaların gevşetilmesinin ardından ülkenin yeniden bölgesel enerji projelerine dâhil edilmesine yönelik ilgi her geçen gün artıyor. Uluslararası enerji şirketlerinin de Suriye'nin coğrafi konumunu gelecekteki enerji koridorlarının önemli bir parçası olarak değerlendirmeye başladığı bildiriliyor.

Beşşar Esad döneminde ülkenin stratejik konumu büyük ölçüde güvenlik perspektifiyle ele alındı. Rejimin ayakta kalmasına odaklanan politikalar, Suriye'nin Körfez ülkeleri, Türkiye, Irak ve Akdeniz arasında doğal bir ticaret köprüsü olma potansiyelinin yeterince değerlendirilememesine neden oldu. 2011'de başlayan iç savaş ise bu tabloyu daha da ağırlaştırarak ticaret yollarını kesintiye uğrattı, yabancı yatırımları durma noktasına getirdi ve bir dönem bölgesel ticaretin önemli geçiş noktalarından biri olan ülkeyi ekonomik açıdan izole etti.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki yeni yönetim ise farklı bir yaklaşım benimsiyor. Güvenlik sorunları önemini korusa da hükûmet, ekonomik açılımın devletin yeniden güçlenmesinde kritik rol oynadığı görüşünde. Bu doğrultuda yeniden yapılanma süreci yalnızca iç ekonomik toparlanmanın bir parçası olarak değil, aynı zamanda Suriye'nin uluslararası alanda yeniden kabul görmesini sağlayacak diplomatik bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Şam yönetiminin temel hedeflerinden biri yabancı sermayeyi ülkeye çekmek kadar, komşu ülkelerin ekonomik çıkarlarını Suriye'nin istikrarıyla ilişkilendirmek. Ortak altyapı projeleri ve enerji yatırımları sayesinde bölgesel işbirliklerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Son dönemde İran çevresindeki gerilimler nedeniyle Basra Körfezi'ndeki deniz ticaretinde yaşanan aksamalar da bu stratejiyi destekleyen gelişmeler arasında yer aldı. Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mendeb gibi kritik deniz geçişlerinde artan güvenlik riskleri, Körfez ülkelerinden Akdeniz'e uzanabilecek alternatif kara koridorlarına olan ilgiyi artırdı. Böylece Suriye'nin jeostratejik konumu yeniden ön plana çıkarken, ülke coğrafi avantajını ekonomik ve diplomatik kazanca dönüştürme fırsatı yakalamaya başladı.

İran Savaşı sonrası yeni enerji rotası: Suriye, küresel bir enerji koridoruna dönüşebilir mi?

Ortadoğu'da son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler, enerji taşımacılığına ilişkin dengeleri yeniden şekillendiriyor. Özellikle Hürmüz Boğazı'nda yaşanan güvenlik sorunları ve deniz ticaretinde ortaya çıkan riskler, petrol ve doğalgazın alternatif güzergâhlarla taşınmasına yönelik arayışları hızlandırdı. Bu süreçte dikkat çeken ülkelerden biri ise uzun yıllardır iç savaşın etkileriyle mücadele eden Suriye oldu.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'a atfedilen bir çalışma, Şam yönetiminin ülkeyi yalnızca yeniden inşa etmeyi değil, aynı zamanda küresel enerji taşımacılığında önemli bir geçiş noktası hâline getirmeyi hedeflediğini ortaya koyuyor. Plana göre Suriye, Körfez ülkeleri ve Irak'tan gelecek petrol ile doğalgazın Akdeniz ve Avrupa pazarlarına ulaştırılacağı stratejik bir enerji koridoru olabilir.

Projenin merkezinde yıllardır kullanılmayan petrol ve doğalgaz boru hatlarının yeniden devreye alınması bulunuyor. Bunların başında Irak'ın Kerkük kentinden başlayarak Suriye'nin Banyas Limanı'na uzanan petrol boru hattı geliyor. Yaklaşık 4,5 milyar dolarlık yatırımla yeniden faaliyete geçirilmesi planlanan hat, Irak petrolünün Akdeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaşmasını sağlayabilir.

Bunun yanı sıra uzun yıllardır gündemde olan Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı da yeniden tartışılıyor. Söz konusu projenin Katar'ın Kuzey Sahası'ndan çıkarılacak doğalgazı Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye'ye, oradan da Avrupa'ya ulaştırması hedefleniyor.

Plan kapsamında Mısır'dan başlayan Arap Gaz Boru Hattı'nın Türkiye'ye kadar uzatılması, Azerbaycan gazını Halep'e taşıyan mevcut hattın genişletilmesi ve Suriye'nin kuzeydoğusundaki bin kilometreyi aşan enerji altyapısının yenilenmesi de yer alıyor.

Uzmanlara göre projenin temel motivasyonu, küresel enerji ticaretinin büyük bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı'na olan bağımlılığı azaltmak. Son dönemde bölgede yaşanan askerî gerilimler, enerji arzının güvenliği konusunda ciddi soru işaretleri oluşturdu.

Bu nedenle kara üzerinden ilerleyen boru hatları, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir yatırım olarak görülüyor. Tom Barrack'ın değerlendirmelerine göre deniz yollarının kriz dönemlerinde kolaylıkla siyasi baskı aracına dönüşebilmesi, güvenli kara koridorlarının önemini artırıyor.

Antalya Diplomasi Forumu'nda konuşan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara da ülkesinin Doğu ile Batı arasında güvenli bir ticaret ve enerji koridoru olmayı hedeflediğini açıkladı. Akdeniz'e açılan coğrafi konumunu avantaja çevirmek isteyen Şam yönetimi, Körfez ülkeleri, Ürdün ve Türkiye arasında yeni bir lojistik ağ kurulmasını destekliyor.

Bu yaklaşım, yalnızca enerji ihracatını değil, ticaret yollarını ve bölgesel ekonomik entegrasyonu da kapsayan daha geniş bir stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor.

Ancak projenin uygulanabilirliği konusunda görüş birliği bulunmuyor.

Suriye’nin enerji koridoru olma fikri yeni değil. Benzer projelerin yaklaşık yirmi yıllık geçmişi var. Ancak mevcut şartlarda Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz’deki limanları, İsrail'in Akdeniz kıyısındaki limanları ve Türkiye'nin gelişmiş enerji altyapısı yatırımcılar açısından daha güçlü alternatifler sunabilir.

Suriye'nin altyapı eksikliği, güvenlik sorunları ve kurumsal zafiyetlerinin bu tür milyarlarca dolarlık yatırımların önündeki büyük engeller olduğu da göz ardı edilmemeli. Ayrıca uzun yıllar sürmüş olan iç savaş nedeniyle çok sayıda mühendis ve teknik uzmanın ülkeyi terk ettiği, bu nedenle insan kaynağı konusunda da ciddi sıkıntılar yaşandığı biliniyor.

Enerji uzmanlarına göre ise Suriye'nin en büyük avantajı petrol rezervleri değil, sahip olduğu stratejik coğrafi konum. Eğer ülkede siyasi istikrar sağlanabilir ve yatırım ortamı güçlendirilebilirse, Suriye önümüzdeki yıllarda Orta Doğu'nun en önemli enerji geçiş merkezlerinden biri hâline gelebilir.

Ancak bunun gerçekleşmesi; güvenlik, uluslararası işbirliği ve ekonomik reformların aynı ânda başarıyla yürütülmesine bağlı. Aksi hâlde enerji koridoru hedefi, uzun yıllardır olduğu gibi kâğıt üzerinde kalan projelerden biri olmaya devam edebilir.

Türkiye, yeni enerji güzergâhlarının merkezinde yer almak istiyor

Bölgede bir diğer enerji koridoru başlığı ise Türkiye ve Katar arasında atılıyor. Dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerinden biri olan South Pars/North Dome sahasından çıkarılacak gazın Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye'ye, buradan da Avrupa'ya ulaştırılmasını öngören planın amacı Körfez doğalgazını deniz yollarına bağımlı kalmadan Avrupa pazarına ulaştırmak.

Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilimler, küresel enerji ticaretinin hâlâ tek bir dar geçide büyük ölçüde bağımlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Türkiye de bu tartışmalara hızlı şekilde dâhil oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, söz konusu boru hattını enerji arz güvenliğine yönelik daha geniş kapsamlı çözümlerin bir parçası olarak değerlendiriyor. Katar-Türkiye arasında planlanan doğalgaz hattı, aynı zamanda Türkiye’nin uzun süredir Avrupa ve Orta Doğu arasında enerji koridoru olarak kabul ettirme stratejisinin de bir parçası. Projenin hayata geçirilmesi hâlinde Türkiye; Basra Körfezi ile Avrupa arasında kritik bir transit ülke konumunu daha da güçlendirecek ve hem üretici hem de tüketici ülkeler karşısındaki pazarlık gücünü artıracak.

Ancak projenin bazı açmazları var. Katar'dan Türkiye'ye uzanacak bir boru hattının birden fazla ülkenin topraklarından geçmesi gerekiyor. Suudi Arabistan ve Ürdün görece yönetilebilir güzergâhlar olarak görülse de aynı durum Suriye için geçerli değil. Böylesine büyük bir enerji yatırımı, onlarca yıl boyunca kesintisiz güvenlik ve siyasi istikrar gerektiriyor. Oysa Suriye'de ülke genelindeki kontrol hâlâ parçalı, devlet kurumları kırılganlığını koruyor ve dış aktörler sahadaki dengeleri belirlemeye devam ediyor. Öyle ki, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un gerçekleştirdiği Şam ziyaretinde konakladığı otelin oldukça yakınında birden fazla patlama yaşanmıştı.

Deniz taşımacılığının aksine kara üzerinden yapılan boru hatlarında güzergâh değiştirilemez. Hattın herhangi bir bölümünde yaşanacak sabotaj, yerel çatışma veya siyasi kriz tüm gaz akışını durdurabilir. Fransa Cumhurbaşkanı’nın bile yakınına gelebilen patlama sesleri boru hatları gibi sabit altyapıların güvenliğini riske atması gayet olası görülüyor. Bu durum yatırımcıların gözünde önemli bir finansal risk oluşturuyor. Dolayısıyla yatırım maliyetleri yükselirken, birçok yatırımcı böyle projelerden tamamen uzak durmayı tercih ediyor.

Güvenlik dışında Katar açısından finansal anlamda da bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Katar bugün dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri konumunda. LNG sayesinde Doha yönetimi, fiyatlara, talebe veya siyasi gelişmelere göre sevkiyatlarını farklı pazarlara yönlendirebiliyor. Bu esneklik Katar'ın küresel enerji stratejisinin temelini oluşturuyor. Bir boru hattı ise ülkeyi tek bir güzergâha ve belirli pazarlara daha fazla bağımlı hâle getirebilir. Hürmüz’deki gerilimlerin geleceğinin belirsizliği şu ân Katar yönetiminin önündeki belki de tek sorun olarak görülebilir.

Konuya Avrupa açısından bakıldığında, durumun bakış açısına göre pek çok tezi savunmak mümkün. Rus gazına bağımlılığı azaltmaya çalışan Avrupa Birliği enerji kaynaklarını çeşitlendirmeyi öncelik olarak görüyor. Ancak bu ihtiyacın önemli bölümü hâlihazırda LNG ithalatıyla karşılanabiliyor. Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev’in son Almanya ziyaretinde de masadaki en önemli başlık Azerbaycan gazını Avrupa’ya taşıyabilmekti. Yani AB’nin önünde birden fazla seçenek bulunuyor.

Orta Doğu siyasi ekonomisi ve katılımı üzerine çalışan akademisyen Dr. Dania Arayssi’den alternatif enerji koridorları üzerine görüşlerini aldık.

Türkiye ile Suriye’nin bir enerji dağıtım merkezi hâline gelmesini amaçlayan projenin çıkış noktası nedir?

Beşşar Esad'ın Aralık 2024'te iktidardan düşmesi, 2003 Irak işgalinden bu yana Orta Doğu'daki en önemli jeostratejik yeniden yapılanmayı beraberinde getirdi. On yılı aşkın bir sürenin ardından ilk kez Levant bölgesi, İran-Rusya eksenli bir güç dengesi etrafında şekillenmiyor. Ahmed el-Şara liderliğindeki geçici hükûmet, Batılı ülkeler, Körfez devletleri ve Türkiye ile aynı ânda ilişki kurmaya istekli olduğunu gösterdi. Eski rejim döneminde yapısal olarak mümkün olmayan bu yaklaşım, bugün hâlâ kırılgan olsa da yönetilebilir bir zemin sunuyor.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi olarak da görev yapan ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, Mayıs 2025'te Şam'ı ziyaret ederek Suriye ile Katar, ABD ve Türkiye ortaklığındaki bir konsorsiyum arasında 7 milyar dolarlık enerji anlaşmasına imza attı.

Şubat 2026'da ise Chevron ile Katar merkezli Power International Holding, Suriye Petrol Şirketi ile ülkenin ilk deniz üstü petrol ve doğalgaz geliştirme projesine yönelik mutabakat zaptı imzaladı. Barrack, Mart 2026'da Vaşington'da Atlantic Council ile Suriye Amerikan İş Konseyi tarafından ortaklaşa düzenlenen sempozyumda “Dört Deniz (Four Seas)” konseptini yeniden gündeme taşıdı. Barrack, Suriye'yi Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz'deki kırılgan deniz ticaret yollarına alternatif bir enerji koridoru olarak tanımladı.

Dört Deniz Girişimi, Avrupa'da uygulanan Üç Deniz Girişimi'nin (Three Seas Initiative) doğal güney uzantısı olarak görülüyor. Üç Deniz Girişimi Avrupa'nın kuzey-güney enerji açığını gidermeyi hedeflerken, Dört Deniz Girişimi daha geniş Orta Doğu ile Avrupa arasındaki doğu-batı ve güney-kuzey enerji açığını kapatmayı amaçlıyor. Üç Deniz Girişimi, Rusya'nın enerji alanındaki etkisini azaltmak amacıyla LNG altyapısı ve bölgesel bağlantı hatlarını harekete geçirmişti. Dört Deniz Girişimi ise Suriye ve Türkiye üzerinden uzanan transit altyapısını kullanarak hem Rusya'nın kuzey enerji koridoruna hem de İran'ın kontrolündeki güney deniz güzergâhlarına olan bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.

Suriye’nin bir enerji merkezi olma hedefi var ancak pek çok uzman güvenlik ve altyapı gibi gerekçelerle bunun gerçekleşebilmesini zor görüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Suriye'nin enerji transit merkezi olma potansiyeli, jeopolitik mühendislikle yeniden üretilemeyecek ölçüde benzersiz coğrafi konumundan kaynaklanıyor. Ülke, Arap Yarımadası'nın Anadolu'ya doğru daraldığı, Bereketli Hilâl'in tarih boyunca ticaret ve yerleşimi besleyen nehir sistemlerinin kesiştiği ve Körfez, Hazar Havzası ile Avrupa kıyıları arasındaki kara ulaşım hatlarının buluştuğu noktada bulunuyor.

İç savaş öncesinde Suriye'de yaklaşık 6 bin 300 kilometrelik petrol ve doğalgaz boru hattı ağı faaliyet gösteriyordu. Çatışmalar bu altyapıya zarar vermiş olsa da tamamen ortadan kaldırmadı. Mevcut ağın yeniden işler hâle getirilmesinin maliyetinin sıfırdan yeni hat inşa edilmesine kıyasla çok daha düşük olacağı değerlendiriliyor.

Bölge ülkeleri açısından bu projenin fırsatları ve riskleri nelerdir?

Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden başlayarak Ürdün ve Güney Suriye üzerinden Akdeniz'deki Banyas Limanı'na ulaşacak kara boru hattı öngörülüyor. Bu güzergâh, tarihî Tapline hattını yeniden canlandırırken kapasitesini önemli ölçüde artıracak ve Körfez üreticilerine Hürmüz Boğazı ile Süveyş Kanalı'nı tamamen devre dışı bırakan doğrudan bir Avrupa ihracat rotası sağlayacak. Koridorun günlük 1,5 ila 2 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip olması planlanıyor.

1979'da kapatılmadan önce günlük 200 bin varil kapasiteyle çalışan Kerkük-Banyas petrol boru hattının yeniden inşa edilmesi ve genişletilmesi hedefleniyor. Suriye Petrol Şirketi, günlük 1,4 milyon varil kapasiteli yeni bir hattın teknik olarak mümkün olduğunu belirtiyor. Bu proje, Basra terminallerine olan bağımlılığını azaltmak isteyen Irak'ın ihracat çeşitlendirme ihtiyacı ile Suriye'nin ekonomik yeniden yapılanma hedeflerini aynı ânda karşılamayı amaçlıyor.

Bu koridor, Suriye'deki boru hattı altyapısının mevcut Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) ile entegre edilmesini ve Azerbaycan ile Türkmenistan gazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınmasını öngörüyor. Suriye'nin Hazar Denizi'ne kıyısı bulunmasa da Ankara ve İstanbul merkezli enerji dağıtım ağının güney terminali olarak işlev görmesi planlanıyor. Bu modelde Türkiye'nin mevcut enerji altyapısı iki sistemi birbirine bağlayan temel unsur olarak görülüyor.

Yaklaşık 1,2 milyar dolar maliyetle Mısır gazını Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştıracak şekilde tasarlanan Euro-Arab Mashreq Doğalgaz Boru Hattı'nın yeniden faaliyete geçirilmesi hedefleniyor. Bu koridor sayesinde Mısır gazının yanı sıra Doğu Akdeniz'deki Kıbrıs ve Lübnan açıklarında bulunan doğalgaz rezervlerinin de Avrupa enerji arzına dâhil edilmesi amaçlanıyor. Böylece Avrupa için çok kaynaklı ve daha çeşitlendirilmiş bir doğalgaz tedarik mimarisi oluşturulması hedefleniyor.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın