Başaran Shipyard ve Mavi Deniz kurucusu Ali Altuntop, uzun yıllara dayanan denizcilik deneyiminin ardından bugün deniz temizliği alanında faaliyet gösteriyor. Türkiye’de deniz kirliliğinin temelinde arıtma eksikliği ve denetimsizlik olduğunu vurgulayan Altuntop, kirliliğin büyük ölçüde karadan denize taşındığına dikkat çekiyor. “Uçamıyorsa kuşlar, yüzemiyorsa balıklar, insanlar nasıl yaşar? Ekosistemi öldürürsek, insanlar da yaşayamaz.” diyor.
“Ben denizciyim denizci olmaktan da mutluyum”
Deniz temizliği alanına yönelme hikâyeniz nasıl başladı?
Yüksek Denizcilik Okulu’ndan 1976 yılında mezun oldum. Malatya’dan doktor olmaya geldik, denizci oldum. Bu çerçevede 10 yıl deniz hayatım var. İngiliz ve Fransız gemilerinde başmühendislik yaptım. Sonra Türkiye’ye gelip Başaran’ı kurduk. Başaran Gemi Bakım Onarım ile serbest hayata başladık. Aygaz gemileri, Diler Denizcilik, Zihni Denizcilik ve Koçtuğ Denizcilik’in gemileriyle çalıştık. Tuzla’da o zaman tersaneler için yeni yeni dolgu yapılıyordu. 100 bin tonluk bir ham petrol gemisini tamire, bakıma aldım. Bu gemiden 8 bin ton ham petrol atığı Tuzla’da denize basıldı. Bunu görünce eve gittim. O akşam baktım ki, IMO regülasyonu MARPOL atık alım yasası yok. 1973 düzenlemesini Türkiye’de Meclis’e verdim. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Münür Erkal ve Cengiz Kaptanoğlu milletvekiliyken bu kanunları verdik. Bu kanunları verdikten sonra atık alım yasası çıktı. Yasa çıktı ama gemi yoktu. Sonra gemi yapımı için İBB ve Kocaeli ile “gemileri yapalım, atıkları alalım” denildi. Bu çerçevede gemilerin inşaatıyla deniz temizliğine hizmet etmeye başladık çünkü temizleyen yoktu. İlk gemiyi de Haliç’e yaptık. Hâlen Haliç’te çalışıyor. Deniz yüzeyi, insanın var olduğu yerde maalesef kirleniyor. Yağmur yağıyor, yoldan naylon ve plastikler dereye gidiyor.
Özetle benim hikayem denizle başladı, denizciyim, denizci olmaktan da mutluyum. Paranın her şey olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle denizlerimizi temiz tutmamız gerekiyor.
Şirketinizin ilk kuruluş amacı neydi, Başaran’ın kuruluş süreci nasıl gelişti?
İlk etapta gemi bakım onarımıyla başladık. Büyük gemileri tersanelere getirdik. Kimyasal tankerler getirdim. Sadıkoğlu’na 180 bin tonluk, 45 bin tonluk gemiler getirdik. Gemak’a ilk gemileri getirdik. TRT kanallarına “ilk gemi geliyor” diye çıktık. Yani büyük gemilerin bakım onarımı ile başladık. 25’inci yıla girdik. 2001 yılında Haliç’e ilk gemiyi yaptım. Şu ânda 25 yıldır deniz temizlik hizmetleri yapıyoruz. Bunun yanında limana gelen gemilerden atık alımı yapıyoruz. MARPOL çıktıktan sonra petrol kirliliğine müdahale yetkisi aldık. Başaran Gemi Onarım firmamız petrol kirliliğine müdahalede yetkili ve lisanslı bir firmadır. Bugün Hopa Limanı, Rize, Trabzon, Zonguldak, Haydarpaşa, İDO, Sarayburnu, NATO, Çanakkale Saroz, BOTAŞ gibi birçok noktada temizlik anlaşmalarımız var. Rize’de bir gemi yakıt alırken denizi kirlettiyse firmamız temizliyor.
“Temizliğe ve doğaya kendimi adadım”
Peki süreç nasıl ilerliyor?
2872 sayılı Çevre Kanunu’na göre kim kirletti, faturayı ona kesiyoruz. Biz temizliyoruz. Temizliğe ve doğaya kendimi adadım. Bu çerçevede 15 adet deniz temizlik teknemiz var. İnsanlar ve doğayı temizlemek için hizmete devam ediyoruz.
“Atıklar derelerden denizlere geliyor”
Türkiye’de deniz kirliliğinin en büyük sebepleri sizce neler?
Değerli hocalarımızın müsilaj ve deniz kirliliği konusunda söyledikleri doğru. Hocalarımıza hürmetimiz sonsuz. Dere yataklarında kimyasal fabrikalar ve tekstil fabrikaları var. Bu atıklar tam arıtılmadan derelere veriliyor. Atıklar derelerden denizlere geliyor. Birinci problem bu.
En büyük problem arıtma eksikliği diyebilir miyiz?
Evet, çok doğru. Tam arıtma yapılmadığı için atıklar direkt denize gidiyor.Bir de dereler var. Sadece Marmara Denizi’ni düşünürsek, müsilaj döneminde bütün gemilerimizi verdik, temizlik hizmeti yaptık. Daha sonra Marmara Denizi korumaya alındı.Dere ağızlarına sarı şamandıralı bariyerlerin konması gerektiği söylendi. Bunlar yapıldı, imza atıldı ancak temizleyen yok. Problem bu. Hizmet yok, kirlilik devam ediyor.
Deniz temizliği sürecinden biraz bahseder misiniz?
Belediyelerin kanalizasyon atıklarının toplandığı yerde tam arıtma olması gerekiyor. Her yağmur yağdığında ciddi kirlilik oluşuyor. 8 Ocak 2026’da Tuzla’da fırtına oldu. 50 kadar tekne ve yat parçalandı. İçlerinde yağ ve mazot vardı, bunlar denizde kaldı. Temizleyen yok. Yağmur yağıyor, yoldan plastik ve naylonlar dereye gidiyor. Araç yıkama yağları da dereye gidiyor. Dereden denize taşınıyor. Bu yüzden dere ağızlarına bariyer konması gerekiyor. Katı ve sıvı atıkları orada tutması lâzım ki denize gitmesin. Ama şu ân açık, set yok.
“O zaman dedim ki, iyi ki yapmışım”
Deniz temizliği alanında geliştirdiğiniz projeler var mı?
“Çöpçü Emre” gemisi. Gittiği yerde naylon ve plastik atıkları otomatik olarak alıyor, ham petrolü de topluyor. 2005 yılında bu gemi ile TÜBİTAK ödülünü aldık. Gemiyi yeni yapmıştık, 7 günlük bir gemiydi. Aynı yıl MSC Roberta ile Aegean Wind gemileri çarpıştı. 160 ton fuel-oil denize boşaldı. O operasyonu “Çöpçü Emre” yaptı. Tuzla’dan kaldırdım, direkt olay yerine gitti. O zaman dedim ki, iyi ki yapmışım.
“Denizleri temizlemezsek balık da yok turistte”
Peki bugün deniz temizliğine gereken özen gösteriliyor mu?
Deniz temizliği şu ânda dört dörtlük yapılmıyor. Tekirdağ’da temizlik gemisi yok. Bursa, Balıkesir’de yok. Karadeniz ve Akdeniz’de yok. Karadeniz ve Akdeniz dünyanın en fazla kirlenen denizleri arasında. Akdeniz’de 300-350 tur teknesi var ama onların atıklarını alacak gemiler yok. Koylar maalesef kokuyor. Denizleri temizlemezsek balık da yok, turist de.
“Denizleri temizlemezsek balık da yok turist de” sözünüz bir uyarı mı yoksa çağrı mı?
Bu bir uyarı. Çünkü beni de ilgilendiriyor, sizi de ilgilendiriyor. İnsanlar çalışıyor, denize gidecek, yüzecek. Ama deniz temiz olmazsa, balıklar mikroplastik yediyse, o balıkları biz yersek… annelerimiz, çocuklarımız hastalanır.
“Ekosistemi öldürürsek insanlar da yaşayamaz”
Peki denizler konuşabilseydi ne söylerdi?
“Uçamıyorsa kuşlar, yüzemiyorsa balıklar, insanlar nasıl yaşar” derdi. Denizdeki tüm canlılar bu soruyu sorardı. Ekosistemi öldürürsek, insanlar da yaşayamaz. İnsanların bilinçlenmesi gerekiyor. Bugün bana göre televizyonlarda her saatte bir 5 dakika çevre programı olması lâzım.
Sizce insanlar bu sorunun önemini ne zaman fark edecek?
Henüz bu bilinç oluşmuş değil. İnsanlar sigara içiyor, izmaritini yere atıyor. Geçenlerde Beykoz Barajı’na gittim. Yağmurla gelen plastiklerden su görünmüyor. Sadece deniz değil, içme suyu barajları da kirleniyor. Bugün hastanelerde yatan hastaların büyük kısmı kanser.
Deniz kirliliğinde uzun vadede nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?
Doğada yaşamak başka bir şey. Biz doğada yaşadık, temiz hava soluduk, doğal beslendik. Şimdi bu bilinç yok. Bu bilinci kazandırmamız gerekiyor.
Bugünkü İstanbul ile sizin gençliğinizdeki İstanbul arasında nasıl bir fark var?
Ben 18 yaşında İstanbul’a geldim. O zamanlar Maslak ormandı. Değerli hocam Ruhi Sarıalp ile birlikte antrenman yapardık, Yıldız Parkı’nda koşardık. Kendisi Türkiye’ye olimpiyatlarda ve Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda madalya kazandıran ilk Türk atletlerden biridir. Bugün geldiğimiz noktada ise yanlış bir şehirleşme görüyorum. Alışveriş merkezleri arttı, alışveriş kültürü büyüdü ama doğayla olan bağımız zayıfladı.
“Denizde hayat güzel”
Gençlere ne söylemek istersiniz?
Gençlerin denizci olmasını, denize önem verilmesini istiyorum. Denizde hayat güzel, huzur ve mutluluk var. Denize gidip balık yakalayıp, sahilde denize bakarak o balığı yersek daha mutlu oluruz. Yavan ekmek yiyenin kafası çalışmaz; bu yüzden haftada bir-iki defa balık yenmesini tavsiye ederim. Çay ya da kahve içerken bile deniz kenarında, denize bakarak içildiğinde insanın daha mutlu olacağını düşünüyorum.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





