Ana sayfa Editörün Seçtikleri Algı dünyaya yayılmadan hakça bir çözüm aramalı

Algı dünyaya yayılmadan hakça bir çözüm aramalı

0
Yeşim Yeliz Egeli
Dünya gemi inşa/tamir bakım sanayinde önemli bir yeri bulunan ülkemizdeki tersane işletmecileri, 2008’de baş gösteren ve etkileri sonraki yıllara da katlanarak yansıyan küresel finansal krizden özellikle yeni gemi inşa üretiminde olumsuz yönde etkilendi ve bu süreçte gemi tamir, bakım, onarım faaliyetlerine ağırlık verdi ve yeniden dünya ile rekabet koşullarını iyileştirme düzeyine gelerek kalifiye işçisini de bu girişimiyle büyük oranda korumayı başardı.
Dünyanın önde gelen taşımacılık firmalarına ait gemi filoları da dahil, birçok gemi türünde dünya standartlarında hizmet veren tersanelerimiz, 2018 yılı sonunda Resmi Gazete’de (RG) yayımlanan bir Kanun ile gemi kaynaklı idari para cezalarındaki marjinal artış sonucu ciddi sekteye uğradı. Konunun birden fazla bileşeni var ve ciddi anlamda her başlık önemi haiz. Ve öncelik çevrenin korunmasında. Ancak bizleri düşünmeye zorlayan konu; 10.12.2018 tarih ve 30621 sayılı RG’de yayımlanan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda belirlenen idari para cezaları. Bu cezalar 2019 yılı için: Petrol ve petrol türevleri tahliyesi veya deşarjı yapan tankerlerle, katı atık bırakan veya evsel atık su deşarjı yapan diğer deniz araçları için 10 kat, katı atık bırakan veya evsel atık su deşarjı yapan 5000 grt’den büyük diğer deniz araçları için ise 25 kat artırılmıştır.
31.12.2018 tarih ve 30642 sayılı RG’de yayımlanan ‘2872 Sayılı Çevre Kanunu Uyarınca Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ (2019/1)’ ile de, 2019 yılı itibarıyla idari para cezalarında yüzde 23,73 oranında; 31.12.2019 tarih ve 30995 sayılı RG’de aynı adla yayımlanan ‘2872 Sayılı Tebliğ (2020/1)’ ile, 2020 yılı itibarıyla idari para cezalarında 2019 yılına oranla yüzde 22,58 oranında artış oldu.
Sürdürülebilir bir gemi inşa ve yan sanayi için aynı ölçekte çevre bilincinin de gelişmesi önemli olmakla birlikte, muhteviyatı göz ardı edilerek tüm deşarj kalemlerinde yapılan birim fiyat artışı, özellikle büyük tonajlı gemilere sahip denizcilik firmalarının, rotalarını ülkemizden diğer ülkelere çevirmelerinde -belirgin ölçüde- rol oynadığı görülmektedir. 2018 yılına kadar bakım onarım amacıyla uğrak yeri ülkemiz olan birçok armatör, cezaların 12 kat düzeyinde artışı ile filolarında bulunan birçok geminin onarım ve bakım işlemi için ülkemizi pas geçmektedir.
İdari para cezalarının sanayiciyi çevreye daha duyarlı olma konusunda yönlendirmesinin yanı sıra kirliliğin giderilerek alanın rehabilite edilmesinde kullanılacak maddi bir girdi olacağı mantığından yola çıkıldığında; kirletici atığın miktarının ve muhteviyatının belirgin etmenler olması beklenirken, ülkemizde ne yazık ki geminin tonajı ve muhteviyatı belirleyici unsur olmuş görünüyor.
Bu konuda karada yerleşik şirketlerin kara, deniz ve havaya yani tüm çevreye verdiği zarar ve sorunlara girersek dikkat çekmek isteğimiz konu mecrasından sapar zira amacımız kesinlikle bu değil. Çevrenin korunması hususunda bir araştırma yapılsa, denizi en az kirletenlerin denizciler ve deniz dostları oldukları en çok kirletenlerin de denizle ilişkisi veya çevre ve deniz koruma bilinci olmayanların olduğunu buraya not düşelim.
Esasen aklıma takılanlar Çevre Kanunu’na bağlı cezalar değil bu cezaların uygulanma yöntem(ler)i. Deniz kirletildiği için kesilen cezaların denizi temizlemek veya bir nedenle oluşan kirliliğin giderilmesi için kullanılıp kullanılmadığı. Ayrıca; ceza oranlarının diğer ülkelere kıyasla aşırı yüksek olmasının ülkemizin denizcilik endüstrisine kısa ve orta vadede olası olumsuz etkileri. Ve de istenmeyen şekilde oluşan bir kirletme sonucu iyi niyetle, bilinçli ve sorumlu şekilde temizleme için yardım isteyen bir gemi sahibinin bu yüksek cezaları ödemesine karşın devamında gelişen bir takım işlemler için bekletilmek suretiyle işini yapamamasına etki edilmesi (gemisinin tutulması, vs.) sorunu nasıl çözülür?
Düşündürücü olan; hayati önemdeki deniz ve çevremizi korurken yüksek oranla uygulanan cezaların örnek vakalarla ülkemiz deniz endüstri işletmecilerinin itibarını, zor piyasa koşullarında rekabet edebilmesine bir engel daha oluşturma ihtimali doğurur mu ve sonuçları ne olur? “Kirlettim, temizleyelim” diyerek kendini ihbar eden bir armatörün maruz kaldığı muamele sonucu, bir sonraki vakayı haber vermeme ihtimali doğmaz mı? Bu da çevrenin kirlenmesine dolaylı etken olmaz mı? Bu sorular, örnek vakalar uzar gider.
Bu konuya analitik yaklaşıp en hakça çözüm için kafa yoramaz mıyız? Başta tüm canlılar ve çevremiz olmak üzere; hakça bütünü koruyan politika ve uygulamaları nasıl geliştiririz? Zira burada haklı eleştiri konusu sadece gemi sahiplerine uygulanan ceza oranlarının yüksekliği ve uygulanma yöntemi. Uygulamanın ‘kirletmeme’ adına caydırıcı etkileri düşünülse de kısa vadede sektörün gelişimini sekteye uğratır mı?

Lütfen bunları yapmayalım!
Mehmet’in bir teknesi (500 grt altı), Hans’ın fabrikası, Ayşe’nin bir (8539 grt’luk tanker) gemisi var. Rose da hatırı sayılır bir filoya sahip. Senaryo bu ya, gelin hepsini Tuzla ilçemizde bir araya getirelim. Hani 70’li yıllarda gemi inşa endüstrisi gelişsin diye özel gemi sanayi bölgesi olarak tahsis edilen ve bu alanda dünyayla rekabet etme amacıyla kalkınma politikaları kapsamında gelişmesi önemsenen ilçemiz.
Diyelim ki; sanayici Mehmet Bey, marinadaki teknesinde kızartma yapıp ön temizlik yapmadan bulaşıkları ve yağlı tavayı lavaboda deterjanla yıkasın, sonra da lavaboyu çamaşırsuyu ile dezenfekte edip ortalama 2 kova bulaşık suyunu (teknenin dizaynı gereği) lavabodan akıtmak yoluyla direkt denize dökmüş olsun. Hans ise; 700 kişi istihdam ettiği endüstri tesisinde üretimiyle ihracat rekorları kırsın ama tesisinden atmosfere yayılan emisyonlar için filtre sistemini devreye almamış olsun. Sıvı atıkları da doğalından yıllardır aynı dereye/kanalizayona akıyor olsun. Dereler denize dökülür diye yazmama sanırım gerek yok. Ayşe Kaptan gemisini bakım için Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki bir tersaneye getirsin ama öncesinde açıkta yakıt almış (fuel oil) ve alırken de petrol türevi güverteye damlamış olsun. Talihsizliğe bakın ki yağmurla fuel oil solüsyonla temizlemeye fırsat olmadan yağmur suyuna karışmak suretiyle denize dökülsün ve Kaptan derhal temizlenmesi için Kitiyle önlem almaya girişsin. Kanun gereği Büyükşehir Belediyeye 3 milyon 801 bin 3 lira 72 kuruş olan cezasını da ödesin. Bu uygulamalar gereği, işinden geri kalan geminin ne zararı doğacak? Bu belirsiz. Bu arada gemiden denize dökülen, Mehmet’in teknesinden döktüğünün aynısı olsaydı, Ayşe’nin cezası yine çok yüksek olurdu. Niye mi? Çünkü geminin gros tonu Mehmet’in teknesinden büyük. Kanun da kirletme oranını değil geminin tonajına bakarak cezayı hesapla diyor. Bu arada ya Mehmet’i kimse görmediyse? Belki Hans da yırttı. Gelelim Rose’a. Aynı tonajlı gemisi bakımdayken gri su tankının valf’i bozulsun. Hemen önlem alınsa da cezası: 980 bin 43 lira 72 kuruş. Niye? Çünkü Mehmet’in teknesi Rose’un gemisi var. Oysa ki evsel nitelikli atığın denizdeki kirletme etkisi aynı. Ne hazindir ki, Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmekte olan atık su arıtma tesislerimizin dahi çıkış suyu mansabı denizlerimizken, gemilerden kaynaklanan evsel nitelikli atık su deşarjları bile önceye kıyasla son derece yüksek cezalara çarptırılıyor.
Bu nedenle, ceza oranlarındaki bu artış, dünya ile rekabet halinde olan sektörümüzde özellikle limanlarımıza uğrak yapan gemilerde, gemi bakım ve onarım faaliyetlerinde sahip olduğumuz iş potansiyelimizin önünde ciddi boyutlara ulaşabilecek bir tehdit olarak algılanıyor.
Bu konuya, acilen hakça uygun olacak şekilde çözüm aranmalıdır.