Ana sayfa Haberler Çevre Ajan Smith haklı mıydı?

Ajan Smith haklı mıydı?

0
Ay’da su bulunması içinizi rahatlattı mı?.. Plan ne? Dünya’nın posasını çıkardıktan sonra Ay’ı süzmek mi? Hayatımızı sürdürmenin tek yolu kaynakları sömürülecek yeni yerler bulmak mı? Şu sınırsız tüketimimizi durdursak daha sağlıklı olmaz mı?

“Türünüzü sınıflandırmaya çalışırken fark ettim. Siz insanlar memeli değilsiniz. Bir bölgeye taşınır ve çoğalırsınız, tüm kaynaklar tüketilene dek. Hayatta kalmanızın tek yolu başka bölgelere yayılmaktır. Aynı yayılma prensibini uygulayan bir organizma daha var: Virüsler. İnsanlar hastalıktır. Bu gezegenin kanseri. Siz bir salgınsınız.”

Wachowski Kardeşler’in efsaneleşmiş filmleri Matrix serisinin ilkinde duyuluyordu bu sözler. Morpheus’u sorguya çekerken Ajan Smith’in ağzından. Yaklaşık 20 yıl sonra okuyunca heyecanlı bir sahneyi süsleyen sözlerden çok daha fazla anlam ifade etmiyor mu?

Kasım ayının başında Doğal Hayatı Koruma Vakfı’ndan (WWF) gelen uyarıyı Ajan Smith okuyordu sanki. Kaynakların doğru kullanılmaması halinde dünyayı büyük bir su sıkıntısının beklediğinden bahseden rapor, 2050’de dünya nüfusunun yarısından fazlasının “çok yüksek su riski” olan bölgelerde yaşamak zorunda kalacağını vurguluyordu. WWF’nin araştırmasına göre, kaynaklarımızı böyle fütursuzca tüketmeye devam edersek, dünya nüfusunun önemli bir kısmı gelecekte susuzluk veya kötü su kalitesinden etkilenecek. Bu olumsuz koşullara maruz kalacak insanlar arasında Türkiye’de yaşayanlar da var. Araştırmada, gelecekte su sorunundan yoğun olarak etkilenecek bölgeler arasında Güney Asya, Orta Doğu, Güney Amerika, Afrika; Pekin, Rio de Janeiro gibi kalabalık metropollerle birlikte İstanbul’un da adı geçiyor.

WWF Türkiye de farkı zamanlarda burası için tablonun iç açıcı olmadığını ortaya koymuş, su kaynaklarının çeşitli risklerle karşı karşıya olduğunu belirtmişti. Türkiye’de özellikle kentsel nüfusun artması büyük şehirlerde sorunun büyümesine neden oluyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ülkede nüfusun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağını öngörüyor. Bu durumda, kişi başına düşen su miktarının 1120 m3/yıl olması bekleniyor. Sudan en fazla yararlanan sektörlerin başında gelen tarımda da modern yöntemler yaygın olmadığı için su verimli kullanılamıyor. Kısacası, eğer doğru politikalar üretilmezse nüfusu, ekonomisi, kentsel gelişimi göz önüne alındığında maalesef Türkiye, “su fakiri” ülkelerden biri olacak. Su kirliliği de ne yazık ki başka bir büyük sorun; atık su arıtma tesislerinin yetersizliği sorunu daha da büyütüyor.

Uzatmayalım… Su sorununu aşmak istiyorsak, tüketime odaklı bir yaşam biçiminden vazgeçmek ve ülke çapında doğaya dayalı çözümlere yatırım yapmak zorundayız. Yoksa yaşamak için en temel unsurları yerine getirmekte güçlük çekeceğimiz bir hayatla karşı karşıya kalacağız.

Sürdürülebilir olmayan tüketim
Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Üzerine Hükümetlerarası Bilim ve Politika Platformu (IPBES) bir ay kadar önce, doğa tahribatı ile artan pandemi riski arasındaki bağlantıları inceleyen önemli bir raporu duyurdu. Pandemilerin kökeninin yaban hayat rezervlerinden taşınan çeşitli mikroplara dayandığını hatırlatmakla birlikte ortaya çıkışının tamamen insan faaliyetlerinden kaynaklandığını vurguladı.

“Pandemilerin altında yatan nedenler, biyolojik çeşitlilik kaybına ve iklim değişikliğine neden olan ve küresel ölçekte yaşanan çevresel değişikliklerle benzerlik gösteriyor. Bu sebepler arasında, arazi kullanımındaki değişim, tarım alanlarının genişlemesi, yoğun tarım uygulamaları ve yaban hayat ticareti ve tüketimi bulunuyor.”

Arazi kullanımındaki değişimden ormansızlaşma, yaban hayatın habitatına insanların yerleşimi, tarım ve hayvancılık üretimindeki artış ve kentleşme kastediliyor. Arazi kullanımındaki değişim iklim değişikliği (orman kaybı, ısı adası etkisi, arazi temizlemek amacıyla ormanların yakılması) ve biyolojik çeşitlilik kaybının etkileriyle birleşerek hastalıkların ortaya çıkmasına neden oluyor.

Yaban hayatının ticareti ve tüketimine gelince… Rapora göre, karasal omurgalı türlerin yaklaşık yüzde 24’ünün dünya çapında ticareti yapılıyor. Uluslararası ölçekte yasal olarak gerçekleştirilen yaban hayatı ticaretinin mali değeri son 14 yılda beş kat arttı ve sektörün değeri 2019 yılında 107 milyar dolara ulaştı. Yasadışı vahşi yaşam ticaretinin ise yıllık 7 ila 23 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor.

Şu anda 1,7 milyon “keşfedilmemiş” virüsün memelilerde ve kuşlarda bulunduğu tahmin ediliyor ve bunların 850 bin kadarı insanları enfekte etme yeteneğine sahip olabilir.

Dikkat edilirse, tespitlerde iki nokta öne çıkıyor: Biri nedenlerin insan faaliyetleri kaynaklı oluşu, diğeri sürekli daha fazla tüketen küresel bir tavır. Zaten rapor, altını çize çize ekolojik yıkım ve sürdürülebilir olmayan tüketim biçimlerinin pandemilerin oluşma riskini artırdığını anlatıyor. Doğanın sürdürülebilir olmayan kullanımı, yaban hayatı ve mikroplar arasındaki doğal etkileşimi bozuyor. Bu durum aynı zamanda, yaban hayatı, hayvanlar, insanlar ve bunların patojenleri arasındaki teması artırıyor ve oluşan pandemilerin neredeyse tamamına sebep oluyor.

Önleyici öneriler
Raporda pandemi riskinin azaltılmasına yardımcı olacak politika önerileri de bulunuyor. Karar vericilere yeni ortaya çıkan hastalıklara ilişkin en iyi bilimsel verileri ve kanıtları sağlamak, yüksek riskli alanları tahmin etmek amacıyla hükümetler arası üst düzey bir salgın önleme konseyinin kurulması bu önerilerden biri. Bu tarz bir konseyin küresel bir takip sisteminin tasarımını da koordine edebileceği öngörülüyor.

Öneriler arasında öne çıkanlar şöyle sıralanabilir: Pandemiye yol açan tüketim biçimlerini, küreselleşen tarımsal genişlemeyi ve ticareti azaltmak için değişikliklere olanak sağlanması… Yeni bir hükümetler arası sağlık ve ticaret ortaklığı aracılığıyla uluslararası yaban hayatı ticaretinde zoonotik hastalık risklerinin azaltılması… Vahşi yaşama ait canlı tüketiminin azaltılması… Günümüzde mevcut arazilerden gıda gereksinimlerini karşılamak amacıyla tarımsal sürdürülebilirliğin artırılması ve sonrasında tarım ve hayvancılık amacıyla kullanılan arazilerin azaltılması… Et tüketiminin sorumlu şekilde yapılmasını da kapsayan, daha sağlıklı, sürdürülebilir ve çeşitliliğe sahip gıda tüketim biçimlerinin teşvik edilmesi. Gıda güvenliğinin artırılması ve yaban hayatı tüketiminin azaltılması için sürdürülebilir mekanizmaların teşvik edilmesi…

Peki, bu gibi önerileri uygulamak tüm sorunu bitirir mi? Matrix’te, Neo’nun filmin sonunda sarf ettiği sözleri bize söylenmiş kabul edebiliriz.

“Gelecekte ne olacağını bilmiyorum. Size nasıl biteceğini söylemek için gelmedim. Nasıl başlayacağını söylemek için geldim. (…) Buradan nereye gideceğinizi size bırakıyorum.”

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.