ABD’de her başkan göreve başlayınca kendi yönetiminde ulusal güvenliği; hangi amaçlarla (ends), hangi araçlarla (means) ve hangi yöntemlerle (ways) sağlayacağını açıklayan Ulusal Güvenlik Stratejisi (National Security Strategy) Belgesi’ni yayımlar. Anılan belgenin gizli basımı yanında gizlilik derecesi olmayan (unclassified) sürümü de Amerikan halkına ve tüm dünyaya açık şekilde yayımlanır.
Başkan Trump kendi ikinci döneminin ulusal güvenlik stratejisini geçtiğimiz ekim ayında yayımlamıştır.1 Aşağıda özet olarak verilecek ve değerlendirme yapılacaktır.
Hedefler (ABD ne istiyor?)
Trump, ABD’nin hedeflerini şöyle
tanımlamaktadır:
– ABD’nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak varlığını sürdürmesi, yurttaşlarının haklarını koruması
– Ülkeyi, ulusu ve ekonomiyi askerî saldırılara ve casusluk, ticaret savaşı, yıkıcı propaganda gibi düşmanca yabancı eylemlere karşı savunmak
– Sınırların kontrolü ve göçmen politikaları ile ülkeye girişleri düzen altına almak. Nüfus dengesini bozan göçmenler sorununun uluslararası işbirliği ile çözülmesi
– Doğal afetlerle başa çıkabilecek altyapının hazırlanması
– Amerikan halkına ve ekonomisine zarar verebilecek tehditleri etkisiz hâle getirmek
– Çıkarlarımızı koruyacak, caydıracak, caydırma olmazsa savaşı kazanacak dünyanın en güçlü silâhlı kuvvetlerini donatıp eğitmek
– En güçlü nükleer caydırıcılık ve “altın küre” dâhil gelecek nesil füze savunma sistemine sahip olmak
– Dünyanın en güçlü, en dinamik, en yenilikçi ekonomisine sahip olmak
– Dünyanın en güçlü sanayisine sahip olmak
– En güçlü enerji sektörüne sahip olmak
– En ileri teknolojiye sahip olmak
– ABD’nin rakipsiz yumuşak gücünü devam ettirmek.
ABD dünyadan ne istiyor?
- Batı yarımkürenin (Amerika kıtası) istikrarlı olması, iyi yönetilmesi ve kitlesel göçleri önlemesi
- Yabancı aktörlerin Amerikan ekonomisini etkilemesine son vermesi
- Asya Pasifik Bölgesi’nde deniz ticaret yollarının açık ve güvenli olması, tedarik zincirinin aksamaması
- Avrupa’nın güvenliği ve özgürlüğü için Avrupalı müttefiklerimizi desteklemek
- Düşman bir gücün Orta Doğu’ya egemen olmasını önlemek, petrolün serbest akışını sağlamak, petrol yollarının ve önemli geçitlerin güvenliğini sağlamak
- Amerikan teknoloji standartlarının dünyaya hâkim olması.
ABD’nin vasıtaları (gücü) neler?
- Yanlış bir şey olursa düzeltebilecek olan istikrarlı siyasal sistem
- Dünyanın en güçlü ve yenilikçi ekonomisi
- Dünyanın en ileri finans sistemi, doların dünya parası olması
- Dünyanın en ileri, yenilikçi ve kârlı teknolojik alt yapısı
- Dünyanın en güçlü askerî yeteneği
- En önemli stratejik bölgelerde müttefikler ve dostlar
- Bol doğal kaynaklara ve güvenli sınırlara sahip coğrafya, sınırlarda askerî tehdit olmaması
- Benzersiz yumuşak güç ve kültürel etki
- Amerikan halkının güçlü iradesi ve yurtseverliği.
Strateji
İlkeler
Başkan Trump’ın dış politikası pragmatik ve gerçekçidir, geleneksel ideolojiye dayanmaz. ABD’nin işine yarayanlara dayanır. Kısaca “önce Amerika”dır.
Başkan politikasını “barışçı başkan” olmaya dayandırır. Birinci başkanlık döneminde ve ikinci döneminin ilk sekiz ayında pazarlık yeteneğini kullanarak dünyadaki sekiz çatışmayı sonlandırmıştır. Gazze Savaşı’nı bitirmiştir. Bölgesel çatışmaların dünyaya yayılmaması Başkan’ın önceliğidir. Çatışmalar ABD sınırlarına gelirse Başkan diplomatik, askerî ve ekonomik gücünü kullanır.
Başkan Trump’ın dış güvenlik politikası şu ilkelere dayanır:
- Ulusal çıkarların tanımlanması
- Güce dayalı barış
- Esnek gerçekçilik
- Diğer ulusların egemenliğine saygı, fakat önce Amerikan çıkarları
- Güç dengesi
- Amerikan işçisinden yana olmak
- Adalet
Öncelikler:
- Kitlesel göçler çağının sona erdirilmesi
- Temel hak ve özgürlüklerin korunması
- Yüklerin paylaşılması
- Ekonomik güvenlik
- Dengeli ticaret
- Tedarik kanallarının güvenliği
- Savunma sanayisinin canlandırılması
- Enerji hâkimiyeti
- Finans sektöründe Amerikan egemenliğinin güçlendirilmesi
Bölgeler:
- Batı Yarımküre: ABD, Batı Yarımküre’de (Amerika kıtası) Amerikan
egemenliğini yeniden kurmak için Monroe Doktrini’ne saygılıdır. - Asya: Öncelik ekonomik savaşı kazanmak ve askerî çatışmadan kaçınmaktır.
- Çin: ABD’nin gümrük politikasına uyum sağladı, düşük-orta gelir grubundan çıkıyor ve tedarik kanallarını kontrol edebiliyor. Gelecek on yıllarda en büyük ekonomik savaş alanı olacak.
Çin’in düşük gelir grubundaki ülkelere ihracatı arttı. ABD, Çin mallarını doğrudan değil, Meksika gibi aracı ülkelerden alıyor. Çin onlarca ülkede yeni fabrikalar kuruyor. Çin’in düşük gelir grubundaki ülkelere ihracatı ABD’ye ihracatının 4 katına çıktı. Başkan Trump’ın ilk döneminde Çin’in ABD’ye ihracatı millî gelirinin yüzde 4’ünü oluşturuyordu, şimdi yüzde 2’nin biraz üstünde. Fakat aracı ülkeler vasıtası ile ABD’ye ihracatını sürdürüyor. Çin ile ticareti dengeleyeceğiz, 2025’te her iki ülkenin de avantajına olan duruma getireceğiz. 30 trilyon dolar olan ekonomimizi 2030’da 40 trilyon dolara çıkartacağız. Buna bağlı olarak AsyaPasifik’te savaşı önlemek için bölgede caydırıcı varlığımızı devam ettireceğiz.
Çin ile stratejik rekabetin ana unsuru konvansiyonel askerî dengeyi korumaktır. Bu özellikle Tayvan konusunda geçerlidir. ABD Tayvan’ın statüsünün tek taraflı olarak değiştirilmesine izin vermeme politikasını sürdürecektir
- Avrupa: Avrupa’nın dünya ekonomisindeki payı 1990’larda yüzde 25 iken günümüzde yüzde 24’e düştü. Bu trend devam ederse Avrupa 20 yıl sonra tanınmaz hâle gelecek. ABD Avrupa ülkelerinin ekonomik ve askerî açıdan güvenilir müttefikler olmasını arzu eder. Avrupa Rusya’ya karşı güç üstünlüğünü korumalıdır. Ukrayna savaşının durdurulması için diplomatik çaba göstermek ABD’nin çıkarınadır.
- Orta Doğu: Orta Doğu bugüne kadar iki nedenle ABD’nin öncelik verdiği bir bölge idi. İlki, enerji kaynağı olması. İkincisi, büyük güçlerin rekabet alanı olması. Bugün bu dinamikler değişmektedir. ABD net enerji ihracatçısı durumuna gelmiştir. Büyük güçler rekabeti ise Trump’ın başarılı politikası ile bölgede müttefikler oluşturması nedeniyle ABD lehine dönmüştür.
- İran: Bölgede denge bozucu en önemli güç olmaya devam etmektedir. Ekim2023’teki İsrail saldırısı ve Haziran 2025’teki ABD saldırıları İran’ın nükleer programına ağır bir darbe vurmuştur.
- İsrail-Filistin: Çatışma uzun süreli barış aşamasına doğru ilerlemektedir. Hamas’ın ana destekçileri zayıflatılmış ve geri adım atmışlardır
- Suriye: Potansiyel sorundur, fakat Amerika, İsrail, bazı Arap ülkeleri ve Türkiye’nin desteği ile istikrara kavuşacaktır. ABD’nin tarihsel olarak Orta Doğu’ya verdiği önem azalmaktadır. Enerji üretimimiz artmaktadır, bu nedenle Orta Doğu’ya tarihsel olarak verdiğimiz öncelik gerilemektedir. Orta Doğu uluslararası yatırımcılar için çekim merkezi olacak, bu yatırımlar enerji sektörünün dışında yapay zekâ, nükleer enerji, savunma sanayisini kapsayacaktır. ABD Orta Doğu’ya ekonomik açıdan bakacaktır. Tedarik yollarının güvenliğini sağlama ve Pazar olma niteliklerinden yararlanabilir. ABD’nin çıkarı Körfez enerji akışının düşman bir gücün (İran C.D.) kontrolüne girmesini önlemektir. Hürmüz Boğazı ve Kızıl Deniz ulaşıma açık kalmalıdır. Orta Doğu Amerikan çıkarlarına karşı terörizm kaynağı olmamalıdır. Terörle mücadeleyi ideolojik ve askerî olarak yapmalıyız, sonuç vermeyen “ulus inşası” (nation building) şeklinde değil.
- Afrika: ABD Afrika’ya ekonomik gözle bakmalı, bölgenin zengin doğal kaynaklarından faydalanmalıdır.
Değerlendirme:
Başkan Trump, genel olarak cumhuriyetçi başkanların yaptığı gibi idealist değil, realist dış politikayı benimsemekledir. Trump’ı öncekilerden farklı kılan “önce Amerika” sloganı ile Amerikan çıkarları için kuralları ve gelenekleri hiçe saymasıdır, realizm ile birlikte pragmatizmi benimsemiştir. En son Venezuela saldırısı bir örnektir. Büyük bir gücü elinde bulunduran bir devlet başkanının kural tanımaz tutumu dünya barışı için tehlikedir.
Belgeyi genel olarak değerlendirdiğimizde ekonomik ağırlıklı olması dikkat çekmektedir. İş adamı kişiliği olan başkan dış ilişkilere de kâr maksimizasyonu gözü ile bakmaktadır. Bunun nedeni ABD’nin dünyanın en büyük ekonomisi olma niteliğinin değişmekte olması, dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin Asya Pasifik Bölgesi’ne kaymasıdır. Trump, Amerikan ekonomisini canlandırmak, en büyük olma konumunu sürdürmek istemektedir
Belgede en büyük küresel tehdit Çin, en büyük bölgesel tehdit ise İran olarak gösterilmektedir. En uzun bölüm Çin’e ayrılmıştır. Öncelik Çin’le olan ticaretin dengelenmesidir. İran bizi yakından ilgilendirmektedir. ABD, İsrail’e tehdit oluşturan Irak’ı, Suriye’yi ve Filistin’i teker teker tehdit olmaktan çıkarmıştır. Sıra İran’a gelmiştir. İran’da rejim muhaliflerine açık destek vererek rejimi değiştirmek istemektedir. İran’da dinci totaliter rejim yıkılıp Şah döneminde olduğu gibi Batı yanlısı demokratik bir rejimin gelmesi bizi iki bakımdan ilgilendirir:
Kısa vadede, rejim değişikliğinin getireceği kaos nedeniyle ülkemize İran kaynaklı mülteci akımı başlayabilir. Uzun vadede, mevcut rejimin baskı altında tuttuğu İranlı ayrılıkçı Kürt kökenliler kendilerini daha serbest hissederek ayrılma taleplerini yükseltebilir. ABD’nin desteği ile Kuzey Irak’ta ve Suriye’de olduğu gibi İran’ın kuzeyinde bir Kürt devletçiği oluşturulursa “Büyük Kürt Devleti” hayâlinin üç ayağı tamamlanmış olur ve sıra Türkiye’ye gelebilir.
Bu nedenle Türkiye devlet aklını kullanarak ABD’nin İran’da rejim değiştirme çabasına karşı izleyeceği politikayı saptamalıdır
Belgede ABD’nin Orta Doğu petrolüne ihtiyacı azaldığı için bölgeye verdiği önemin azaldığı belirtilmektedir. Bu yanıltıcıdır. ABD’nin Körfez petrolüne ihtiyacı kalmasa bile en büyük ticaret ortakları Asya Pasifik’in ve Avrupa’nın Orta Doğu petrolüne ihtiyacı devam etmektedir. Orta Doğu petrolünün kısıtlanması veya pahalılaşması Fransız şarabından, Japon aracına kadar her şeyi ithal eden ABD’nin ekonomisini olumsuz etkiler.
Belgede İsrail-Filistin sorununa iyimser yaklaşılmıştır. Temel sorunlar olan işgal altındaki bölgeler, bölge ülkelerindeki milyonlarca Filistinli mülteci ve Kudüs’ün nihai statüsü çözülmeden kısa vadeli ve uygulanmayan ateşkes antlaşmaları ile sorun çözülmüş sayılamaz.
Amerika Kıtası’nda ‘Monroe Doktrini’ne atıf yapılmaktadır. Monroe Doktrini’nin özü şudur: ABD Avrupa’nın işlerine karışmasın, buna karşılık Avrupa da ABD’nin Amerika kıtasındaki eylemlerine karışmasın. Soğuk Savaş Dönemi’nde ABD arka bahçesi olarak gördüğü Amerika kıtasında komünizmin yayılmamasına öncelik vermişken, şimdi bölgede ekonomik sömürüyü ön plana çıkarmıştır. Venezuela saldırısı bunu açık olarak göstermiştir.
Belgede Türkiye’ye, Suriye’de istikrarı saptayacak ülke olarak bir kez yer verilmiştir. ABD, Suriye’de kendi bozduğu istikrarı düzeltmek için ülkemizden destek beklemektedir. Suriye’de ayrılıkçı Kürtlerin ABD desteği ile kurduğu garnizon devlet varlığını sürdürdükçe ülkeye istikrarın gelmeyeceği açıktır.
Tam başkanlık sistemi ile yönetilen ABD’de başkan tek karar verici değildir. Tüm yetkiler başkan ile Kongre arasında paylaşılmıştır. Bu nedenle başkanın yayımladığı “Strateji Belgesi” tek başına ABD’nin politikası değildir. Nihai politika, Kongre, “Establishment” (Pentagon, CIA, Dışişleri), etnik lobiler, petrol, silâh ve finans şirketlerinin lobileri, bu konuda çalışan 3 bin civarındaki düşünce kuruluşlarının tercihlerinin bileşkesi yönünde şekillenecektir.
Türkiye, ABD’nin bölgemizde istikrar bozucu ve bize karşı düşmanca eylemleri karşısında bu ülke ile ilişkilerini gözden geçirmelidir.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





