Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük
İspanya’nın İç Siyasi Dinamikleri
İspanya'da 2 Haziran 2018'de Başbakan olan, 2023 seçimlerinde koltuğunu korumayı başaran sosyalist lider Sanchez, ikili ilişkileri çalkantılı iç sularda yönetmek zorundadır. Çünkü 2023 genel seçimlerinin ardından İspanya, klasik iki partili yapı yerine çok parçalı ve hassas dengelere dayanan bir parlamenter tabloya sahip olmuştur. Bu yeni yapı, hükümetin oluşumunu zorlaştırdığı gibi, yönetimin sürdürülebilirliğini de büyük ölçüde küçük partilerin desteğine bağımlı hale getirmiştir. Bugün ülke, çoğunluğu doğrudan elinde bulundurmayan bir hükümetin, koalisyon ortaklarının yanı sıra çeşitli bölgesel partilerin dışarıdan sağladığı destekle ayakta durduğu bir siyasal modele sahiptir.
Hükümetin ana omurgasını, Başbakan Sanchez’in de partisi olan merkez sol çizgideki İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) oluşturmaktadır. PSOE; sosyal demokrat politikaları, refah devleti vurgusu ve AB ile uyum yaklaşımıyla hükümetin temel yönelimini belirlemektedir. Bu partiye, daha sol ve ilerici bir çizgide yer alan, çevreci, feminist ve sosyal adalet odaklı politikalarıyla koalisyonun ideolojik yelpazesini sola doğru genişleten Sumar eşlik etmektedir. Bu iki parti, hükümetin resmi koalisyonunu oluşturmaktadır. Ancak koalisyonun parlamentoda çoğunluğa ulaşabilmesi için dış desteğe ihtiyacı vardır. Bu noktada devreye giren partiler, çoğunlukla bölgesel ve etnik temelli siyasi hareketlerdir. Bahse konu partiler; sol eğilimli ve Katalan bağımsızlığını savunan Esquerra Republicana de Catalunya (ERC), merkez sağ bir çizgide olmasına rağmen Katalan milliyetçiliği ekseninde hareket eden Junts per Catalunya, sol ve Bask bölgeselciliği esaslı çizgideki EH Bildu, merkez sağda Bask için özerklik politikasını benimseyen PNV. Bu partilerin ortak noktası, hükümetten bölgesel yetkiler ve siyasi tavizler talep etmeleridir. Dolayısıyla hükümetin parlamentodaki çoğunluğu, ideolojik birlikten ziyade pragmatik hesaplara dayanmaktadır.
Muhalefet cephesinde ise daha net bir bloklaşma söz konusudur. En büyük muhalefet partisi, merkez sağ ve muhafazakâr çizgideki Halk Partisi (PP)’dir. PP, parlamentoda en fazla sandalyeye sahip parti olmasına rağmen tek başına iktidar kurabilecek çoğunluğu elde edememiştir. Bu partiye, aşırı sağ ve milliyetçi politikalarıyla öne çıkan Vox eşlik etmektedir. PP ve Vox birlikte güçlü bir muhalefet bloğu oluştursa da, mevcut aritmetik bu blokun hükümet kurmasına imkân vermemektedir.
Bu hükümet yapısının ABD ile ilişkiler açısından en önemli olumlu yönlerinden biri, İspanya’ya diplomatik esneklik kazandırmasıdır. Koalisyonun ideolojik çeşitliliği ve bölgesel partilerin varlığı, hükümetin dış politikada tek bir eksene bağlı kalmasını engellemekte, daha bağımsız, daha dengeli ve çok taraflı bir hareket alanı yaratmaktadır.
Buna ek olarak, İspanya’daki toplumsal eğilimler de hükümetin ABD ile ilişkilerde daha bağımsız bir çizgi izlemesini desteklemektedir. Son anketler; ABD’de Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin İspanya için “kötü bir durum” olarak görüldüğünü, ABD’nin giderek ortak değerleri ve çıkarları paylaşan benzer düşüncelere sahip bir müttefik değil, iş birliğinin gerekli olduğu bir ortak olarak algılandığını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, hükümetin konuya ilişkin politikalarını onaylayanların oranı yaklaşık yüzde 40 iken, muhalefetin ABD’yi destekleyen yaklaşımına onay oranı ise yaklaşık yüzde 20’dir. Kamuoyunda askeri müdahalelere yönelik genel bir çekince bulunmakta, bu da özellikle ABD’nin askeri operasyonlarına otomatik destek verilmesini zorlaştırmaktadır. ABD’yi desteklemek ya da ABD üsleri aracılığıyla savaşı kolaylaştırmak, bu koalisyonu istikrarsızlaştırma riski doğurabilirdi. Nitekim son bölgesel seçim sonucu, iktidarın bu konudaki politikasının toplum tarafından desteklendiğini göstermektedir. Tek bir bölgesel seçim ulusal eğilimleri belirleyemez ancak bu sonuç, güçlü bir savaş karşıtı tutumun öngörülen iç siyasi maliyetleri doğurmayabileceğine dair erken bir işaret sunmaktadır. İspanya'da genel seçimlerin Ağustos 2027'ye kadar yapılması beklenmektedir. Bu nedenle, mevcut dış politikanın Sanchez'e seçimlerde de fayda sağlaması beklenmektedir.
Mevcut hükümet yapısının ABD ile ilişkiler açısından bazı önemli dezavantajları da bulunmaktadır. Öncelikle, koalisyonun kırılgan yapısı ve parlamentoda mutlak çoğunluğun bulunmaması, dış politikada istikrarı zorlaştırmaktadır. Hükümetin ayakta kalabilmesi, Katalan ve Bask merkezli bölgesel partilerin desteğine bağlı olduğu için dış politika kararları sıklıkla iç siyasi pazarlıkların konusu haline gelmektedir. Bu partiler, öncelikli olarak özerklik gündemleriyle hareket ettikleri için, dış politika kararlarını destekleme ya da engelleme kapasitesine sahiptir. Bu durum ABD ile ilişkilerde; daha karmaşık ve çok aktörlü bir karar alma sürecini yaratmakta, uzun vadeli ve öngörülebilir bir strateji oluşturulmasını zorlaştırmaktadır.
Ayrıca koalisyon içindeki ideolojik farklılıklar, ABD ile ilişkilerde tutarlı bir çizgi oluşturulmasını güçleştirmektedir. PSOE daha geleneksel bir transatlantik yaklaşım benimserken, Sumar, NATO ve askeri iş birliklerine daha mesafeli durmaktadır.
Hükümet yapısının beraberinde getirdiği avantaj ve dezavantajlar nedeniyle İspanya’nın ABD ile ilişkileri, güçlü bir ittifaktan ziyade “sürekli müzakereye dayalı ve pragmatik bir ilişki” modeli olmaktadır. Bu durum pratikte İspanya’yı; ABD’nin saldırgan dış politikasına karşı kısmen kararlı bir duruş sergilemeye ve devamında ABD ile son dönemde ciddi problemler yaşayan Avrupa'nın özerkliğini desteklemeye yöneltmektedir. Ancak İspanya’nın AB ile de uyumsuzluk yaşadığı birçok konu başlığı vardır. Örneğin İspanya, AB’nin kullandığı “Rusya tehdidi” söyleminden uzak durmaktadır. Tüm bunların sonucu olarak Sánchez'in Nisan 2026’daki Çin ziyaretini bu tespitlerin ışığında okumakta yarar vardır.
İlginizi çekebilir:
ABD’den “Uzaklaşma”ya başlayan ilk Avrupa ülkesi İspanya – 1

NATO’ya Katkı Payının Artırılması Konusundaki Anlaşmazlık
Bu anlaşmazlığın temelinde, ABD’nin NATO müttefiklerinden savunma harcamalarını artırma yönündeki ısrarlı talebi ile İspanya’nın mevcut ekonomik ve siyasi öncelikleri arasında ortaya çıkan uyumsuzluk bulunmaktadır.
Trump, NATO üyesi ülkelerin GSYH’larının en az yüzde 2’sini savunma harcamalarına ayırmalarını istemektedir. Bu çerçevede İspanya’dan da savunma bütçesini artırması beklenmektedir. Ancak İspanya bu hedefe ulaşma konusunda diğer bazı NATO ülkelerine kıyasla daha yavaş ilerlemekte, hedefe ulaşma tarihi en son 2024’ten 2029’a ötelenmiştir. Aynı zamanda bu hedefin gerçekçi olup olmadığı konusunda çekinceler dile getirilmektedir. Çünkü İspanya’da eğitim, sağlık ve sosyal refah harcamalarına verilen önemin yüksek olması, savunma bütçesinin hızlı şekilde artırılmasını siyasi olarak zorlaştırmaktadır. Bu süreçte Trump ise, İberya müttefikini “geri kalmış” şeklinde tanımlayarak, ABD güvenlik garantilerinden faydalanmakla suçlamıştır.
ABD, NATO’nun caydırıcılığının güçlenmesi için Avrupa müttefiklerinin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini vurgularken, İspanya daha dengeli bir yük paylaşımı ve çok taraflı güvenlik anlayışını savunmakta, NATO içinde katkı sağlamaya devam ettiğini ancak bunun yalnızca bütçe artışıyla ölçülmemesi gerektiğini ifade etmektedir. İspanya, özellikle uluslararası misyonlara katılım, lojistik destek ve diplomatik girişimler yoluyla ittifaka katkı sunduğunu öne çıkarmaktadır.
İspanya’nın bu konudaki yaklaşımı, iç politik dengelerle de doğrudan ilişkilidir. Parlamentoda çoğunluğu sağlayan koalisyon yapısının kırılgan olması ve bölgesel partilerin hükümet üzerindeki etkisi, savunma harcamalarında hızlı ve kapsamlı bir artışı zorlaştırmaktadır. Bu nedenle hükümet, ABD’nin baskılarına rağmen daha aşamalı ve sınırlı artışlar üzerinden ilerlemeyi tercih etmektedir.
Anlaşmazlık, yalnızca bütçe tekniklerine ilişkin bir anlaşmazlık değil, aynı zamanda farklı güvenlik algılarının ve iç siyasi önceliklerin yansımasıdır. Daha önemlisi anlaşmazlık, yalnızca mevcut hükümete özgü olmayıp yapısal niteliktedir. Toplumsal destek eksikliği ve ekonomik kısıtlar nedeniyle, iktidar değişimi olsa bile bu durumun köklü şekilde değişmesi zor görünmektedir.
ABD ve İsrail-İran Savaşı gerginliğine uzanan süreçteki diğer anlaşmazlıklar
Bu süreçte belirginleşen anlaşmazlıklar ve diplomatik ayrışmalar, 2025-2026 döneminde artan bir yoğunluk göstermiştir. Bu süreç, sadece tekil krizlerden değil; enerji güvenliği, Orta Doğu politikası, askeri ittifak kullanımı ve küresel güç blokları konularında derinleşen stratejik farklılıklardan beslenmiştir.
ABD’nin 2025 başlarında Avrupa’daki önemli müttefikleriyle gerçekleştirdiği ilk kritik ikili ve çok taraflı görüşmelere İspanya’nın dahil edilmemesi dikkat çekmiştir. Bu durum İspanya’nın ABD dış politika mimarisinde “ikincil düzeye itilmekte olduğu” algısını güçlendirmiştir. Trump’ın, BRICS üyesi olmayan İspanya'yı BRICS üyesi olarak “yanlışlıkla (!)” tanımlaması diplomatik gerilimi artıran sembolik bir gelişme olmuştur. Bu “yanlışlık” ABD’nin İspanya’yı, giderek Batı dışı ya da “alternatif bloğa yakın” bir aktör olarak algıladığı yönünde yorumlanmıştır.
Orta Doğu politikasında ise ayrışma daha belirgin hale gelmiştir. ABD, İsrail’in Filistin’e yönelik askeri operasyonlarına güçlü destek verirken, İspanya bu politikaları açık biçimde eleştiren ülkeler arasında yer almıştır. İspanya, İsrail’in eylemlerini uluslararası hukuk ve insan hakları açısından sorgulayan bir çizgi izlemiş, bu durum ABD ile diplomatik uyumsuzluk yaratmıştır. Bu çerçevede İspanya 2024’de “Filistin Devleti”ni tanımış ve bu adım Avrupa içinde sembolik fakat siyasi açıdan önemli bir kırılma yaratmıştır.
Federal Denizcilik Komisyonu, dünyanın çeşitli boğazlarında olumsuz denizcilik koşulları yaratan diğer tarafların düzenlemelerini, politikalarını veya uygulamalarını belirlemek için bir 2024 sonunda bir soruşturma başlatmıştır. Bu boğazlardan biri de kuzey yakasında İspanya topraklarının bulunduğu Cebelitarık Boğazı'dır. 2026 itibarıyla henüz sonuçlandırılmayan soruşturmada, İspanya’nın ABD bağlantılı gemilere yönelik liman kısıtlamalarının uluslararası deniz ticaretinde olumsuz koşullar yaratıp yaratmadığı incelenmektedir. Nitekim bu süreçte İspanya, ABD bayraklı ve yabancı bayraklı, ABD silahları ve İsrail'e gönderilecek diğer malzemeleri taşıdığı bildirilen gemilerin Cebelitarık yakınlarındaki limanlara girişine izin vermemiştir. Bu durum, teknik bir liman uygulamasının ötesine geçerek doğrudan siyasi bir tercih olmuştur. Bu gelişme, ABD ile İspanya arasında yalnızca ikili bir ticari ihtilaf değil, müttefikler arasında jeopolitik yaklaşım farkını yansıtan bir başlık haline gelmiştir. İspanya’nın özellikle Hamas-İsrail Savaşı’nda ve sonrasında İsrail’e karşı Avrupa içindeki en sert tutumlardan birini benimsemesi, NATO içindeki görüş ayrılıklarını da görünür kılmıştır. Aynı zamanda İspanya, AB’nin İsrail ile olan ortaklık anlaşmasının askıya alınmasının görüşülmesini talep etmiştir.
İspanya, ABD liderliğindeki bazı güvenlik ve askeri koalisyonlara katılmayı reddetmiştir. Bu kapsamda, Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığını korumayı amaçlayan ABD öncülüğündeki deniz koalisyonuna katılmayı ve Tayvan çevresinde gerçekleştirilen ABD öncülüğündeki askeri tatbikatlara dahil olmayı reddetmiştir.
Ayrıca İspanya, ABD’nin Venezuela lideri Maduro’ya yönelik tavrına ve Latin Amerika politikalarına yönelik protesto niteliğinde diplomatik açıklamalar yapmıştır. Bu durum, taraflar arasında yalnızca Orta Doğu değil, Latin Amerika ekseninde de görüş ayrılıklarının bulunduğunu göstermiştir.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





