Ana sayfa Haberler Deniz Savunma ABD yaptırımları gölgesinde Hindistan ve Türkiye gerçeği

ABD yaptırımları gölgesinde Hindistan ve Türkiye gerçeği

0
Trans-Atlantik blok Türkiye’ye çok kızgın. Eski mutlu mesut günlerdeki gibi laf-söz dinleyen Türkiye özlemini çekiyorlar. Milli çıkarlarınızı öncelediğiniz zaman karşınıza hemen ittifak ruhu ve dayanışma argümanları çıkarılıyor, dışlanıyorsunuz. Lâkin verilen ev ödevini yaptığınız zaman sizden iyisi yok, ülkenizde işler yolunda olsun olmasın mühim değil.

ABD’de seçimleri kaybeden Trump yönetimi Rusya’dan alınan S-400 hava savunma sistemini gerekçe göstererek giderayak Türkiye’ye yaptırım kararı aldı. Üstelik ABD, yaptırımların “sözde” Türk askeri kapasitesini zayıflatmayı değil, Rusya’yı engellemeyi amaçladığını açıkladı.

Meseleye nereden bakarsak bakalım yaşananlar ve maruz kalınan durum tam bir garabet. Aylardır bu meseleye dikkat çekiyoruz. Neticede ABD malûmu ilan etti, ha bugün ha yarın olmasının son kertede bir önemi yok. Bu zaviyeden bakıldığında doğru soru ise şu, “hazırlıklı mıyız? stratejimiz ne olacak? Amiyane tabirle B planımız nedir?”

Özetleyelim… ABD’nin “Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA)” çerçevesinde açıkladığı yaptırımlar, kurum olarak Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ile SSB Başkanı İsmail Demir ve üç üst düzey SSB yetkilisini hedef alıyor. Kararla SSB’nin ABD ile tüm ihracat izinleri, yetkilendirmeleri, kredileri yasaklanırken, listeye alınan SSB yetkililerinin de ABD’deki mal varlıkları dondurularak vize kısıtlamaları getiriliyor. ABD tarafından yapılan son açıklamada, “herhangi bir uluslararası finansal kuruluşun SSB’ye 10 milyon doları aşan kredi ve borç vermesinin kısıtlandığını ve SSB yetkililerinin ABD’ye girişinin de yasaklandığı” ifade edildi. Kararın özü şu, yaptırımlar doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alıyor.

Trans-Atlantik bloğun hazırladığı jeopolitik tuzak
Çok hareketli ve dinamik bir dönemden geçiyoruz. Havanın böylesine puslu olduğu zamanlarda sakin, dikkatli ve dingin kalabilmek, duygusal ve popülist hareketlerden kaçınmak ve rasyonel hareket edebilmek gerekiyor. Kazım Karabekir’in veciz sözü sanki bu günler için söylenmiş, “Öyle puslu ki hava, şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor…”

Ulusal basınımızı ve konunun uzmanlarını takip ediyoruz, her zamanki gibi hamaset üst seviyede… Neler söylenmiyor ki sanki bu yaptırım kararları gökten ansızın zembille indi. Bunun Türkiye’ye karşı izlenen çok boyutlu, çok katmanlı sistematik bir stratejinin doğal sonucu olduğunu göremiyor muyuz?

Yaptırıma maruz kalmak elbette gurur kırıcı, hem de mensubu olduğunuz İttifakın bir üyesi tarafından hedefe konuyorsanız. Bazı aklı evveller, “AB yaptırım kararı almadı, süreç Mart 2021’e sarktı” diye sevinirken, yaptığımız hamle, gündeme getirdiğimiz reformlar ve AB’ye verdiğimiz güvenceler ile Fransa-Yunanistan ikilisinin oyununu bozduk diye hamaset yaparken, bu stratejik ve ideolojik körler güruhu, Trans-Atlantik bloğun hazırladığı jeopolitik tuzağı göremedi…

Bu yazıda hemen herkesin -artık- temas ettiği ve sizin ezberlediğiniz argümanları yazmayacağız. Milli gururumuzdan, duruşumuzdan taviz vermeyelim, şurayı kapatalım, burayı kapatalım, ayniyle mukabele edelim, misliyle mukabele edelim, Çin’e yeni bir tren daha kaldıralım, Rusya’dan ikinci parti S-400 sistemi alalım, mevcut olanı aktive edelim vb. argümanları zikretmeyeceğiz.

Zira alınan bu haksız ve yanlı kararı öncesinde, yapılması ve izlenmesi gereken stratejileri, bizi bekleyen jeopolitik açmazları kendi kulvarımızda mütevazı bir şekilde yazdık, dikkat çektik. ABD’ye karşı Rusya kartını, Rusya’ya karşı ABD kartını ilelebet kullanamayacağımızı sıklıkla vurguladık. Denge politikasını güçlü olan uygular, izlenen strateji sürdürülemeyebilir, dedik. 2,5 milyar dolar verilerek alınan S-400 sistemi çoktan aktive edilmeliydi, madem alma kararı verildi -ki kesinlikle isabetlidir- öyleyse devreye alınmalıdır, dedik. Hatta bir sistemi Toroslor’a Doğu Akdeniz’e kuralım, böylelikle Doğu Akdeniz’deki kararlılığımızı pekiştiririz de dedik. Müsterihiz. Merak edenler yeni yılın ilk sayısı ile dağıtılacak olan ve gazetemizin bir geleneği haline gelen “Stratejik Öngörü Konsepti-II” kitabına başvurabilirler.

NATO üyesi bir müttefike karşı ilk yaptırım kararı
Bakınız, önce Almanya, İtalya ve Yunanistan AB İrini Operasyonu kapsamında bir Türk gemisine baskın düzenleyerek izinsiz arama yaptı. Sonrasında AB Zirvesi’ne ağırlığını koyan Merkel genel beklentinin aksine Türkiye’ye karşı verilecek kararı ABD’ye havale ederek, AB-Türkiye ilişkilerinin kontrolden çıkmasını ve Türkiye’nin olası kaybını engelledi.

Tartışmalar devam ederken bu kez de ABD, Türkiye’ye karşı CAATSA yaptırımlarını uygulama kararı aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan haklı, “Türkiye’den başka hiçbir ülkeye, bu yaptırım uygulanmamıştır. İlk defa bir NATO üyesi olarak ülkemize uygulanmaktadır”.

Ne yazık ki Türkiye’nin geçmişte de müttefikleri tarafından yaptırımlara maruz kalma pratiği var. Çok güvendiğimiz dostlarımız(!) tarafından hayal kırıklığına ilk defa uğratılmıyoruz. Yaşanan şokların her defasında ülkemizde görmeyen gözlerin açılmasına vesile olduğunu hatırlatalım. Türkiye, ABD’nin 1975’te, Almanya’nın da 1990’ların başında uyguladığı silah ambargolarına da maruz kalmış dahası Johnson Mektubu’na muhatap olmuştur.

Lâkin CAATSA yaptırımlarına muhatap olan ilk NATO üyesi olarak -evet- tarihe geçmiştir. Bu süreçte olumlu gördüğümüz tek husus, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki 4 siyasi partinin ABD’nin yaptırım kararını ortak bir bildiri yayımlayarak kınaması olmuştur. Muhataplarımıza iç tarafın konsolide olduğunu göstermek isabetli bir duruştur.

Kararın arka planı
Trump’ın kararı hemen herkesi şaşırttı. Zira genel beklenti Trump’ın veto hakkını kullanacağı ve bir şekilde bu müşkül durumu sürüncemede bırakarak Biden’a havale edeceği şeklindeydi. Umulan olmadı, Trump kendinden beklenmeyecek derinlikte bir hamle yaptı.

Trump yaptırım kararını alarak aslında iç kamuoyunu gözetti, öte yandan Biden’ı çözülmesi zor bir sorun sarmalına itti. Dozajı düşük yaptırım kararlarıyla sözde yakın ve samimi ilişki içinde olduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı daha kötü bir duruma düşmekten alıkoydu. Yazının başında belirtelim. Bu sürpriz karar aslında malûmun ilanı. Trump bir sonraki ABD seçimlerinin güçlü adayı olduğunu şimdiden ilan etti.

Jeopolitik önem
Gerek AB Zirvesi’nde alınan kararlar ve gerekse ABD’nin son hamlesi bir hususu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Trans-Atlantik blok Türkiye’ye çok kızgın. Eski mutlu mesut günlerdeki gibi laf-söz dinleyen Türkiye özlemini çekiyorlar. Milli çıkarlarınızı öncelediğiniz zaman karşınıza hemen ittifak ruhu ve dayanışma argümanları çıkarılıyor, dışlanıyorsunuz. Lâkin verilen ev ödevini yaptığınız zaman sizden iyisi yok, ülkenizde işler yolunda olsun olmasın mühim değil. Sisi’nin geçen ay Fransa ziyaretinde devlet nişanı alması konuya güzel bir örnek. Fransa kamuoyundan saklanan tören açığa çıkınca ülke karışmıştı.

Türkiye’ye karşı kurgulanan stratejinin onu kaybetmemek üzerine kurgulandığı anlaşılıyor. Türkiye’nin burnu sürtülecek lâkin yüzü batı yörüngesinde tutulmaya devam edilecek. Nedeni oldukça anlaşılabilir, Türkiye’nin jeopolitik önemi, gözden çıkarılmasını engelliyor. Nitekim AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell’in, Türkiye-AB ilişkilerine yeniden yön vermek için hâlâ şansı bulunduğunu belirterek, “AB, tutması umuduyla Türkiye’ye elini uzatmaktadır” ifadelerini kullanması tesadüf değil.

NATO’ya olan yükümlülüklerin yeniden taahhüt edilmesi
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cale Brown, 15 Aralık tarihli ABD-Türkiye Dışişleri Bakanları arasındaki telefon görüşmesiyle ilgili Pompeo’nun, Türk mevkidaşı Çavuşoğlu’ya, “…yaptırımların, Türk askeri kapasitesini zayıflatmayı değil, Rusya’nın önemli gelirlere, erişim ve nüfuza ulaşmasını engellemeyi amaçladığını” açıklayıverdi.

Türkiye’nin S-400 alımının ABD personeli ile askeri teknolojisini ve güvenliğini tehlikeye soktuğunu belirten sözcü, Pompeo’nun Türkiye’den S-400 meselesini savunma sanayilerimizin on yıllara dayanan işbirliği tarihiyle tutarlı şekilde çözmesini ve NATO içinde operasyonel silah alımına dair NATO’ya olan yükümlülüğünü yeniden taahhüt etmesini talep ettiğini ifade etti. Kıssadan hisse; ABD, S-400 üzerinden verilecek bir taviz ile her şeyin eskisi gibi toz pembe olabileceğini gündemde tutarak, Türkiye’nin fevri hareket etmesini engellemeyi ve Türkiye’yi masada tutmayı hedefledi.

S-400 eşittir sarı öküz
Türkiye’nin son dönemde Batı ile yaşadığı açmazları ve düştüğü itilafları salt S-400 alımına indirgemek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. S-400 meselesi ilişkilerdeki sorunlar sarmalının sadece sembolik bir yansıması, aslında buzdağının görünen kısmı. Türkiye S-400 alım kararını verirken yaşanan tüm süreci hesaplamalıydı. Gelinen aşamada S-400’de atılacak geri adım şüphesiz “sarı öküz” meselesini gündeme getirecek ve tavizleri yeni tavizler izleyecektir. Türkiye her ne pahasına olursa olsun S-400 sistemine sahip olma kararına koşut olarak hareket etmeli ve geri adım atmamalıdır.

Uluslararası ilişkilerde kuraldır, “komşunuzda saldırı silahı varsa sizde de savunma silahı olmalıdır”. Unutmayalım, S-400 bir savunma sistemidir. Haklı olarak Türkiye’nin büyük bir eksikliği olan hava savunmasını sağlamaya matuf haklı bir karardır. İttifak üyesi Yunanistan çılgınlar gibi silahlanırken herhalde bu silahları Arnavutluk’a karşı edinmiyor. ABD Türkiye’yi F-35 projesinden çıkarırken, ihtiraslı muhteris Yunanistan’a bu uçakları satmak için onay veriyor. Dahası Yunanistan Fransa’dan da Rafaale savaş uçağı alacağını açıklıyor. Havada dengeyi alenen Yunanistan lehine değiştirecek bu hamleye karşı elbette Türkiye de S-400 kartına başvuracaktır.

ABD CAATSA’yı siyasi baskı aracı olarakkullanıyor
Türkiye, Soğuk Savaş döneminde NATO kapsamında ve genel olarak Batı dünyası için Rusya’yı baskılama ve dengeleme unsuru olarak görüldü. Mevcut konjonktürde ABD öncülüğündeki “kolektif Batı” Türkiye’nin bu rolünü sürdürmesini istiyor. Ancak bugün çelişkili bir durum ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin milli çıkarları müttefiki olan Batı ile çelişebiliyor, dahası bazı hassasiyetleri ise Rusya ile örtüşebiliyor. Bu nedenle Türkiye; aklı selim davranarak, fayda-çıkar temelinde hareket etmeli ve herhangi bir yörüngeye girmeden stratejik hamleler yapabilmelidir. Dış politika küsen değil konuşan hâlet-i ruhiyye ile kazanılır.

Jeopolitik önem ve Hindistan
Yukarıda belirttik. ABD, Türkiye’ye karşı yaptırım kararı alırken bu hamlenin Rusya’ya karşı yapıldığını ve hedefin Türkiye olmadığını açıkladı. Gerekçe olarak da “Türkiye’nin S-400 alımının ABD personeli ile askeri teknolojisini ve güvenliğini tehlikeye soktuğunu” vurguladı.

ABD, sözde Rusya kaynaklı tehdide karşı önlem alıyor. Öyleyse soralım, Hindistan da Rusya’dan S-400 sistemi alıyor, peki Hindistan’a yaptırım neden gündeme gelmiyor? Hindistan’ın alacağı sistem ABD personelinin güvenliğini tehlikeye atmıyor mu?

ABD’nin önceliği şüphesiz Çin. Çin’i artık tek başına karşılayamayacağını gören ABD için Hindistan yüksek değerde. Bu nedenle Hindistan’ı karşısına almak istemiyor. Hindistan elbette jeopolitik ve jeostratejik öneminin farkında, konjonktürü iyi okuyor, adımlarını pragmatik atıyor. Rusya ile ilişkilerini zinde tutarken işbirliğini sürdürüyor. Rusya’dan S-400 sistemi aldığı gibi nükleer denizaltı kiralıyor. Diğer taraftan İsrail ile de yoğun ve yakın işbirliği sergiliyor. Geçmiş dönemde temas etmiştik, ABD’yi ziyaret eden Hindistan Dışişleri Bakanı S-400 konusunda size yaptırım uygularız tehdit ve şantajı karşısında sadece bir cümle ile yanıt vermişti “siz bilirsiniz”.

Bir ülkenin özgül ağırlığı ekonomik gücü, askeri kapasitesi ve diplomatik ağırlığı ile belirlenir. Hindistan buna güzel bir örnek. Rusya, ABD ve Çin ile ilişkilerini karşılıklı fayda çıkar temelinde şekillendiren Hindistan, sahip olduğu devlet kapasitesini ahenk içinde kullanıyor. İsrail’i kendine yakın tutuyor. Modi kendisine takılan “Yahudi Modi” lakabına takılmıyor.

Türkiye’ye karşı Rusya bağlamında ayar veren ABD, Çin’e karşı Hindistan’a göz yumuyor. Buna jeopolitik öncelik denebilir. Buna karşın ABD ile stratejik ortak olduğumuza inanan stratejik körlere bir kere daha hatırlatalım, Türkiye milli çıkarları istikametinde tüm paydaşlarla eşit mesafede ve bağlanmadan ilişki içinde olmalıdır. Üstelik kendimizi dev aynasında görmeyelim, ekonomik gücü sorunlu Türkiye bir Hindistan değil. Askeri gücü sağlam olan Türkiye an itibarı ile diplomatik gücünü pekiştirecek hamleler yapmalı, ikili ve çok taraflı kombinasyonlar oluşturmalı ve yeni angajmanlar denemelidir. Kastımızın birilerine şirin görünmek adına İran’a bindirmek olmadığının altını çizelim…

Geldiğimiz aşamada Türkiye, sıkıntılı dış politikasını ve hatalı tercihlerini evirmeli ve kendisine jeopolitik bir milat belirlemelidir. Batı ile uzlaşmak, saygı görmek ve fayda çıkar temelinde ilişkileri sürdürmek elbette öncelenmelidir. Lâkin bir karşılığı olduğu sürece… Batı’nın müzakereden anladığı yeni açılım süreçleri yapmamız, dahası Suriye, Irak ve Libya’dan çekilmek, Doğu Akdeniz’de Antalya Körfezi’ne hapsedilmek olacaksa, peşinen söyleyelim bu ilişki dikiş tutmaz. Bunu her yönden muhataplarımıza etraflıca anlatmak isabetli olacaktır.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.