ABD/İsrail’in hiçbir zaman Sünni Müslümanları bir tehdit olarak görmediği ve hatta onları dost ve müttefik olarak kabul ettiği açıktır. Nitekim ikili ilişkilerine baktığımız zaman, hiçbir zaman Sünni Müslüman bir ülkeyle doğrudan sorun yaşamadıkları görülmektedir.
Bu nedenle her zamanki iddiamı yeniliyorum: ABD/İsrail, dinci ve siyasal İslamcı hükümet ve liderleri sever. Dinci ve siyasal İslamcı liderler de onları…
Trump’ın en yakın dostları hep Orta Doğu’dandır. İsrail ile zaman zaman didişiyormuş gibi gözükerek iç politikalarında bundan istifade edenler de Orta Doğu’dandır. Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şaara’nın dahi “Trump ile çok özel bir ilişkim var.” demesi tesadüf müdür?
Bu durumda Orta Doğu’daki huzursuzluk, çatışma ve savaşların merkezinde olanların Sünni Müslümanlar olmadığı da açıktır. ABD/İsrail’in bütün saldırıları Şii merkezli olarak devam etmektedir. Şiilerin kendi aralarında farklılıkları olsa da temelde benzer bir hayat anlayışına sahip oldukları da gerçektir.
Ürdün Kralı II. Abdullah tarafından ilk olarak adlandırılan “Şii Hilali” veya İran tarafından “Direniş Ekseni” olarak tanımlanan bölge, savaş ve gerginliklerin merkezi olarak öne çıkan coğrafyadır. İran, Irak, Bahreyn, Suriye (Şiilik inancı içinde kabul gören Nusayriler), Lübnan ve Yemen, bu hilalin uzandığı coğrafyayı oluşturmaktadır.
Bu bölgelerden Bahreyn yönetiminin Sünni olması bu bölgede çatışma ortamının oluşmasının önüne geçmiştir. Kalan Şii bölgelerinin tamamının toprakları mermi, bomba, füze ve her çeşit patlayıcıyla tanışmış; dolayısıyla kanla kardeş olmuş topraklardır. Hâlen de devam eden bir gerginlik ve savaş ortamı bulunmaktadır.
Şiilerin zulme karşı başkaldırı, adalet arayışı ve haksızlığa boyun eğmeme gibi mezhepsel yaklaşımlarının ABD/İsrail tarafından tehdit unsuru olarak algılandığı değerlendirilebilir. Şii liderlerin hiçbir zaman, Trump dâhil, bir ABD Başkanı ile dost olmaları beklenemez.
İran, Yemen derken kapıda bekleyen asıl tehlike Irak’taki Şii hareketinin geleceğidir. Irak devlet yapısında özellikli bir konuma sahip olan Haşdi Şabi (Türkçe adıyla Halk Seferberlik Güçleri), Irak’ta faaliyet gösteren İran destekli paramiliter bir grup olup resmî ve yasal olarak Irak Silahlı Kuvvetleri’nin de bir parçasıdır. Şii dini liderlerin, başta Sistani olmak üzere, oldukça etkili olduğu bir oluşumdur. Bu grupların hareket tarzları, Irak ve bölgenin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.
Irak Başbakanı Zeydi’nin başında bulunduğu banka 2024’te ABD’nin kara listesine alınmıştı. Haşdi Şabi gruplarının ay sonuna kadar lağvedileceği garantisini Trump’a veren Irak Başbakanı Ali Zeydi, bunun karşılığında Trump’tan meşruiyet aldı. Ali Zeydi’nin iktidarını koruyabilmek için bu sözünü yerine getirmek zorunda olduğu ileri sürülüyor. Fakat bunun çok kolay olabilecek bir husus olmadığı ve başarılmasının da güç göründüğü söylenebilir.
Onlarca gruptan oluşan Haşdi Şabi’nin bazı grupları kendisini feshedeceğini açıklarken bazıları ise mevcut yapıları altında faaliyetlerine devam edeceklerini açıkladılar. Silahsızlanma politikalarına direnç gösteren grupların başında Nuceba Hareketi ve Ketaib Hizbullah öne çıkıyor. Özellikle Nuceba Hareketi lideri Ekrem el-Kabi’nin ABD ve Trump karşıtlığı açık şekilde biliniyor. 2 Eylül 2026’da yaptığı açıklamada Trump’ı ve Irak’ta bulunan ABD askerlerini açık şekilde tehdit etti ve hatta “ABD askerleri ülkeyi terk etmezse cenazeleri terk eder.” dedi.
ABD ve Suudi uçaklarının Nuceba mevzilerine hava taarruzları düzenlemesinin bu hareketi yıpratmaktansa daha da güçlenmesine neden olduğu değerlendiriliyor. Bu gruplara yönelik olası bir askerî müdahale, Irak’ı yeni bir iç çatışma sahasına dönüştürebilir. Bunun Irak’ın her köşesine yayılma ihtimalide çok muhtemel.
İran-ABD/İsrail Savaşı esnasında İran’ın binin üzerinde saldırı düzenleyerek Erbil ve Süleymaniye’yi baskı altına almasında Haşdi Şabi’nin de payının büyük olduğu biliniyor. Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden sonra İran’ın bu bölgedeki etkinliği azalsa da devam etmektedir.
IKBY yönetimi, yaklaşan tehlikenin farkında olup peşmerge güçlerini ortak bir güç altında topladı. ABD unsurlarının büyük bölümünün bölgeden ayrılacak olmasının da IKBY’de bir yalnızlık hissi yarattığı görülüyor. Olası bir iç savaşta, etnik unsurlardan ziyade mezhepsel yaklaşımların daha belirleyici olacağı açıktır. Bu da Haşdi Şabi tarafından İsrail yanlısı olarak nitelenen IKBY’nin veya diğer bir bakış açısıyla Barzani aşiretinin İran ve Haşdi Şabi saldırılarına daha fazla maruz kalabileceği anlamına gelmektedir.
Bugüne kadar Türk Hükûmeti’nin mezhepsel yakınlıktan dolayı IKBY’ye karşı koruyucu bir tavır sergilediği bilinmektedir. Irak merkezî hükûmetinin isteği üzerine Türkiye’nin uzun yıllardır Irak içerisinde bulunan bazı üslerini boşaltacağını açıklaması, IKBY açısından hayır mı, şer mi olacağının zaman içerisinde ortaya çıkacağı bir gelişmedir.
Şiilerin hareket tarzları ve Şiilere karşı “oluşturulan” cephelerin müdahaleleri Orta Doğu’nun geleceği açısından belirleyici unsur olacaktır.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






