ABD-Çin mücadelesinde bölgesel bir güvenlik kırılımı: Yasa dışı, bildirilmeyen ve düzensiz balıkçılık faaliyetleri-3

MDN İstanbul
  • |

Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük

ABD merkezli iddia ve söylemler karşısında Çin’in argümanları

Çin kendisine yöneltilen iddia ve söylemler karşısında, genellikle “çok katmanlı ve tutarlı” bir resmî söylemde bulunmakta, ancak görüntü, istatistik, rapor türünden kanıtlar sunmamaktadır. Öncelikle Çin, yasa dışı avcılığın devletin resmî politikası olmadığını, eğer bir ihlâl gerçekleşmişse bunun münferit bir durum olduğunu, devlet tarafından yönlendirilmediğini ve yasa dışı avcılığın Çin yasalarına da aykırı olduğunu özellikle belirterek, “devlet-balıkçı” ayrımını ortaya koymaya çalışmaktadır.

Doğu ve Güney Çin Denizi gibi egemenliği ihtilaflı alanlarda Çin, daha kararlı bir pozisyon almaktadır. Bu bağlamda; “İhlâl yok, burası zaten Çin’in tarihsel hak alanı”, “Karşı tarafın MEB iddiası hukuken geçersizdir” ve “Çinli balıkçılar geleneksel avlanma alanlarında faaliyet göstermektedir” şeklinde cevaplar vermektedir.

Afrika, Latin Amerika ve Pasifik ada ülkeleriyle ilgili iddialarda Çin; “İkili balıkçılık anlaşmaları vardır”, “Yerel hükûmetlerden alınmış ruhsatlar söz konusudur”, “Batılı STK’ların ve medyanın abartılı ve siyasallaşmış iddialarıdır” türünden argümanlar üretmektedir. Çin, “işbirliği” temelinde kendisini “kalkınma ortağı” olarak konumlandırmaktadır.

ABD ve bazı bölgesel aktörlerin dile getirdiği yasa dışı balıkçılık eleştirileri, Çin tarafından sıklıkla; “Çin’i çevreleme politikasının parçası” ile “Ticari ve stratejik rekabetin aracı” olan “çifte standart”lı suçlamalar olarak ifade edilmektedir. Yani sorun sadece teknik bir balıkçılık ihlâli olarak değil, “jeopolitik çerçeve içerisindeki güç mücadelesi” olarak sunulmaktadır.

Aynı zamanda bahse konu eleştiriler karşısında Çin; “ABD, AB ve Japonya yıllarca küresel balık stoklarını tükettiğinden, şimdi gelişmekte olan ülkelerin denize açılmasını “tehdit” olarak sunmaktadır. Bu kapsamda yapılan medya kampanyaları “Çin karşıtı algı” oluşturmak maksatlıdır” argümanını dillendirmektedir.

Çin son yıllarda, açık deniz balıkçılığına yönelik kendi mevzuatına; balıkçı gemisi/teknesi sayısının ve yakıt sübvansiyonlarının azaltılması, kapalı av sezonları, lisans ve kota sistemleri, AIS açma zorunluluğu gibi hususlarda önlemler eklediğini ifade ederek “bayrak devleti sorumluluğu”nu yerine getirdiğini ileri sürmektedir. Diğer bir ifadeyle eleştiriler karşısında “önlem alıyoruz” noktasındadır.

İlginizi çekebilir:

ABD-Çin mücadelesinde bölgesel bir güvenlik kırılımı: Yasa dışı, bildirilmeyen ve düzensiz balıkçılık faaliyetleri-1

Nitekim son dönemde somut eylem bazında Çin; açık deniz balıkçı filosunun genişletilmesi çağrılarını durdurmuş, 2017’de açık deniz balıkçı gemilerinin toplam sayısını 2021’e kadar 3.000’in altına sınırlamayı öngören beş yıllık bir plan yayımlamış ve çeşitli konularda reform kararları almıştır. Ancak Çin’in balıkçı filosundaki gemilerin/teknelerin sayısının azaltılması ve reformlara yönelik uygulamalar çok yavaş ilerlemektedir. Çünkü bu konuları gerçekleştirmede ve denetlemede; yasaların elastiki olması, gemilerde/teknelerde çalışan iş gücünün büyük bölümünün okuryazar olmaması, birçok geminin/teknenin ruhsatsız olması ya da takibi mümkün kılacak isimler veya kimlik numaralarından yoksun olması ve ülkenin balıkçılık araştırma kurumlarının hem ülke içinde hem de uluslararası düzeyde bilgileri standartlaştırmayı veya paylaşmayı genellikle reddetmesi gibi nedenlerle bir hayli zorluk yaşanmaktadır.

Sonuç-değerlendirme

Bu bölümde iki noktaya değindiğim takdirde, yazının maksadına ulaşacağı kanaatindeyim. Birincisi; ortadaki somut veriler ve Çin’in en azından mevzuatında düzenleme yapması dikkate alındığında, Çin’in bu sorunda “suçlu” olduğu ifade edilebilir. Ancak Çin’i taşlama noktasında “ilk taşı günahsız olan atsın” dediğimizde, geçmiş sicili temiz bir aktör bulmak neredeyse imkânsızdır. İkincisi; birçok girdisi-çıktısı ve veçhesi olan bu sorun “özgül” niteliğini taşımakla birlikte, aslında “büyük güç rekabetinin denize taşınmış başlıklarından birisi”dir.  

Yasa dışı avcılık ve aşırı avlanma Çin’le başlamamıştır. 20’nci yüzyılın büyük bölümünde Batılı balıkçı filoları dünya okyanuslarına hâkimdi ve bugünkü krizin ortaya çıkmasına katkıda bulunan sürdürülemez avlanma yöntemlerini kullanmıştı. Çin’in bugün yaptıkları da benzerdir.  Çin ile bağdaştırılan sorun dünyada ilk değildir ve Çin bu konuda yalnız değildir. Nitekim bahse konu sorun çerçevesinde birkaç örnekleme şu şekilde yapılabilir: Birleşik Krallık; 1958-61, 1972-73 ve 1975-76 yılları arasında İzlanda ile, 2013’de İspanya ile sorun yaşamıştır. ABD; 1960’ların sonlarında Peru ile, 1984’e kadar Kanada ile anlaşmazlık hâlinde olmuştur. Diğer ülkeler korumacı yasalar koymaya başladığında ABD’nin müdahalede bulunma konusunda uzun ve kötü şöhretli bir sicili vardır. Yaklaşık son 20 yılda “yerel bayrak altına girme” taktiği Amerikalı ve İzlandalı balıkçılık şirketleri tarafından da kullanılmıştır.    Okyanusların hızla balıksız kalmasının başlıca nedenleri arasında yer alan sübvansiyonlar söz konusu olduğunda Çin en kötü örnek değildir. Açık deniz balıkçı filolarına en fazla sübvansiyon sağlayan ülkeler; küresel sübvansiyonların yüzde 20’si ile Japonya, yüzde 14’ü ile İspanya ilk sırada, ardından Çin, Güney Kore ve ABD gelmektedir. Japon, Norveç, İspanyol ve İtalyan balıkçıları da Çinli balıkçılar gibi avlanmakta ancak, Çin ile aralarındaki nüfus farkına bağlı olarak balıkçı sayılarının nispeten daha az olması sebebiyle dünya kamuoyunda gündem oluşturmamakta, özellikle Batı medyası Çin’i öne çıkarmaktadır. 

Bu bağlamda “Ulusötesi Organize Suçlara Karşı Küresel Girişim” adlı araştırma grubu, 2021’de Çin’i dünyanın en büyük yasa dışı balıkçılık faili olarak tanımlamıştır. Ancak normları çiğneyen ve yasayı ihlâl eden bir ülke zaman zaman dezenformasyonun da hedefi olabilmektedir. Medyada yapılan eleştirilere genellikle karşılık veren Çin’in; eleştirileri siyasi saiklerle yapılmış olmakla ve eleştirenleri ikiyüzlülükle itham etmesinin her zaman temelsiz olduğunu ifade etmek mümkün değildir.

Güç dengesinin belirleyici olduğu mevcut uluslararası deniz ortamında, fiilî durum çoğu zaman “güçlü olanın avlandığı” bir düzene işaret etmektedir. Asıl sorun, küresel deniz yönetişimi rejimlerinin zayıflaması, deniz hukukunun etkin uygulanamaması ve büyük güç rekabetinin giderek daha fazla deniz alanlarına taşınmasıdır. Bu bağlamda balıkçılık faaliyetleri, salt ekonomik bir etkinlik olmaktan çıkarak, jeopolitik rekabetin, güç aktarımının ve gri alan stratejilerinin bir parçası hâline gelmektedir. Dolayısıyla sorun, münferit aktörlerden ziyade, çökmekte olan küresel deniz düzeninin yarattığı yapısal boşlukta şekillenmektedir.

İlginizi çekebilir:

ABD-Çin mücadelesinde bölgesel bir güvenlik kırılımı: Yasa dışı, bildirilmeyen ve düzensiz balıkçılık faaliyetleri-2

Seçilmiş Kaynakça

“China’s Global Fishing Offensive: China In Our Backyard”, US Congress, The Select Committee on the Chinese Communist Party and the Transportation and Maritime Security Subcommittee of the House Committee on Homeland Security (Committees), Jan 2026

Ritchie, H. and Roser, M., “Fish and Overfishing”, March 2024, https://ourworldindata.org/fish-and-overfishing

Shuxian Luo, S. and Panter, J., “China’s Maritime Militia and Fishing Fleets”, January-February 2021, https://www.armyupress.army.mil/Journals/Military-Review/English-Edition-Archives/January-February-2021/Panter-Maritime-Militia/

Urbina, I., McKenzie, P. and Schvartzman, M., “How Chinese Fishing Vessels Dominate Domestic Waters Across the Globe”, August 1, 2024, https://time.com/7006513/china-illegal-fishing-ocean-investigation/

Urbina, I., “How China’s Expanding Fishing Fleet Is Depleting the World’s Oceans”, August 17, 2020, https://e360.yale.edu/features/how-chinas-expanding-fishing-fleet-is-depleting-worlds-oceans

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın