Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük
ABD ile Çin arasındaki hegemonya mücadelesi ana güvenlik sektörlerinde (siyasi, askerî, ekonomik, toplumsal ve çevresel) dünya genelinde ve/veya bölgesel bazda; farklı zaman dilimlerinde, farklı şekillerde ve yoğunlukta devam etmektedir. Bu sektörlerin alt kırılımlarında yer almakla birlikte, bahse konu sektörlerdeki gelişmelerin dünya kamuoyunu daha çok ilgilendirmesi ve dolayısıyla yakıcılık algısının çok daha fazla olması sebebiyle dünya gündeminde yer bulamayarak bölgesel seviyede kalan, başta ABD olmak üzere ilgili devletlerin “suçlu” olarak Çin’i gösterdiği, jeopolitik esaslı “yasa dışı, bildirilmeyen ve düzensiz (YBD) balıkçılık faaliyetleri -Illegal, Unreported and Unregulated (IUU) fishing activity)” sorunu üç yazılık bu dizinin ana temasıdır. Olabildiğince objektif bir çalışma yapabilmek adına, her iki tarafın da iddialarına, söylemlerine, argümanlarına yer vermeye gayret ettiğim dizinin ilk yazısında sorunun ne olduğunu, ikinci yazısında ABD’in iddia ve söylemlerini ve son yazısında Çin’in karşı argümanlarını ele alarak sonuç değerlendirmesiyle diziyi tamamladım.
Sorunun özü
Deniz yetki alanları (karasuları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge (MEB)) sadece enerji, ulaşım vb. güvenliği açısından değil, gıda güvenliği açısından da önem arz etmektedir çünkü, deniz ürünleri küresel protein ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılamaktadır. Aynı zamanda deniz ürünleri birçok insan için geçim kaynağıdır. Yaklaşık 8 milyar nüfusu olan dünyada 3,1 milyar insanın günlük protein alımında yaklaşık yüzde 10’u deniz ürünlerine güvenirken, bazı kıyı topluluklarında bu bağımlılık yüzde 70’ten fazladır. Diğer yandan BM, deniz ürünlerinin dünya nüfusunun yüzde 10-12’sinin geçim kaynağı olduğunu öngörmektedir.
Her sene devletlerin kendi iç sularında ve karasularında yaklaşık 85 milyon ton balık avlanırken, bu değer okyanuslarda/açık denizlerde 90-95 milyon ton aralığındadır. Devletler arasındaki kavga, okyanuslarda/açık denizlerde (MEB dâhil) yapılan avlanmayla ilgilidir. Bu avlanmanın önemli kısmı Asya-Pasifik’te yoğunlaşmıştır. En büyük balık avcısı açık ara Çin iken onu; Endonezya, Peru, Hindistan, Rusya ve ABD izlemektedir. Çin hem kıyı hem de açık deniz balıkçılığı filolarıyla öne çıkmaktadır. Buna karşılık Avrupa’da toplam av miktarı görece durağan ya da düşüş eğilimindedir; AB ülkelerinde stok yönetimi ve kota uygulamaları üretimi sınırlamaktadır. Küresel ölçekte birçok ticari stok ya tam kapasiteyle işletilmekte ya da aşırı av baskısı altındadır, bu da avcılığa dayalı üretimin artış potansiyelini sınırlamaktadır.
1960’lardan bu yana küresel deniz ürünü talebi iki katına çıkarken, balığa olan iştah sürdürülebilir şekilde avlanabilecek miktarı çoktan aşmıştır. Kişi başı balık tüketimi dünya ortalamasında yıllık yaklaşık 20 kg civarındayken örnek olarak 2021’de kişi başına deniz ürünü tüketimi; İzlanda’da 91 kg, Malezya’da 58 kg, Japonya’da 46 kg ve Çin’de 40 kg olmuştur. Çin’in yaklaşık 1,4 milyar, diğer 3 ülkenin toplam nüfusunun 170 milyon olduğu ve kişi başına 40 kg tüketim için Çin’in ne kadar büyük miktarda deniz ürünü avlaması gerektiğini dikkate aldığımızda sorunun özüne doğru yol alırız. Nitekim Çin’in deniz ürünü tüketimi küresel toplamın üçte birini oluşturmaktadır. Ülke içinde yüksek miktarda deniz ürünü tüketiminin yanı sıra Çin, avlanan ve ithal edilen deniz ürünlerininin belirli bölümününü işleyerek ihraç etme kategorisinde de dünya lideridir. Çin’i Norveç ve Vietnam takip etmektedir. ABD, AB ve Japonya ise büyük ithalat pazarlarıdır.
Güvenlik çalışmaları literatüründe yaygın olarak kullanılan ve Kopenhag Okulu tarafından geliştirilen beş sektörlü güvenlik yaklaşımına göre (siyasi, askerî, ekonomik, toplumsal ve çevresel), gıda güvenliği öncelikle ekonomik güvenliğin bir alt sektörü olarak değerlendirilmektedir. Bunun temel nedeni; gıda üretimi, dağıtımı, fiyat istikrarı ve gıdaya erişim gibi unsurların doğrudan ekonomik yapılar ve piyasa mekanizmalarıyla ilişkili olmasıdır. Bununla birlikte gıda güvenliği; toplumsal istikrar, siyasal meşruiyet ve çevresel sürdürülebilirlik üzerinde yarattığı etkiler nedeniyle çok boyutlu ve sektörler arası bir güvenlik meselesi niteliği taşımaktadır. Bu yönüyle gıda güvenliği, yalnızca ekonomik güvenlik kapsamında değil, diğer dört güvenlik sektörleriyle de kesişen bütüncül bir güvenlik alanıdır.
Nitekim sorunun özü; Çin’de orta sınıf güçlendikçe beslenme alışkanlıklarında deniz ürünlerinin yeri arttığı için, Çin’in okyanuslarda/açık denizlerde diğer devletlerin deniz yetki alanlarının sınırlarına kadar uzanan hatta geçen çok geniş alanlarda ve dünyanın büyük bir bölümünde yüksek miktarda deniz ürünleri avcılığı yapma zorunluluğunun doğması, diğer devletlerin ise kendi insanına daha fazla deniz ürünü yedirebilmek adına Çinli balıkçıları deniz yetki alanlarına yaklaştırmama gayretleri ve bazılarının bu durumu “ulusal güvenlik” konusu hâline getirmesinden kaynaklı anlaşmazlık ve çatışma durumudur. Sorunun; gıda güvenliğinin yanı sıra ihracat-istihdam esaslı ekonomik ve toplumsal yönü, yarattığı kirlilik ve avlanma yönteminden dolayı deniz tabiatına verdiği zarar sebebiyle çevresel yönü, tüm bunlarla bağlantılı olarak askerî ve siyasi yönü de bulunmaktadır.

İkinci yazıda ABD’nin ve sorundan etkilenen devletlerin iddia ve söylemlerini ele alacağım.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





